Futbol tanrıları modern zamanların ‘realist’ futbolu karşısında ilk defa romantiklerin kalbine göre bir son hazırladı ve Barça son dakikada Chelsea’yi eledi. Hem de ne golle. Iniesta’nın o ‘orgazm’ vuruşu ağlarla buluşunca yeryüzünde kaç evin oturma odası futbol dilencilerinin çığlıyla inledi, kim bilir.
O sadece bir gol değil, bir isyanın çığlıydı.
Efsanevi İngiliz spiker John Motson, FourFourTwo dergisinin orijinalinde 1982 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın İtalya’ya yenildiği maçta Sir Bobby Charlton’un “Nasıl olur da ‘böyle’ bir takım, ‘öyle’ bir takıma yenilir?” diye yanında ağladığını söylüyor. Sanırım her şey o gün başladı. Kazanmanın her şeyin önüne konduğu o maçtan sonra, Brezilyalı Falcao neden 2-2’yi korumaya çalışmadıkları sorusunu ‘Biz skoru korumayı bilmiyoruz, biz futbol oynamayı biliyoruz’ diye cevaplamıştı. Ama ne yazık ki o günden sonra, Brezilya da dahil herkes skor merkezli oyunu öğrendi. Makyavel’in siyasette değilse de sporda yüzü gülmüştü. Günümüz futbolunun mottosu ‘kazanmaya giden her yol mübahtır’ oldu.
Artık futbol iki yataktan akıyor. Bir yanda ne olursa olsun sonuca odaklı, yeteneğin açıklarını fizikle kapatabilen, genelde sınırları belli bir mücadele oyunu. Diğer yanda ise hâlâ fiyaka peşinde koşan, estetiği yakalamaya çalışan ‘performans’ oyunu. Birinde sonuç önemli, diğerinde süreç. Ve görünen o ki bu iki nehir artık aynı yere ulaşmakta zorlanıyor. Sözümüz Barça’dan dışarı! Tabii ki, şu parantezi de açmayı da unutmayalım. Övelim derken, körleşmeyelim. Nasıl Cristiano Ronaldo-Ronaldinho-Robinho familyasının gereksiz varyeteleri nasıl bazen iç bayıyor ve rakibi aşağıladığı için itici geliyorsa, üç kuruşluk bütçeyle koca koca ayaklara karşı emeğin yanında mücadele eden ‘küçük’, ‘yeteneksiz’ fakat çalışkan takımlar da o kadar sempatik oluyor. Çünkü ne silahlar eşit, ne teraziler, ne de kültürler. Golyat’ın gözüne taşı oturtmak için Davut’un her çabasını saygıyla karşılarız. Eline taş alan Filistinli/Kürt çocuğun şiddetiyle 1 Mayıs’taki polis şiddetinin farklı algılanması gerektiği gibi.
Ama önceki gece olan bundan farklıydı. Chelsea-Barcelona maçını ‘ezen-ezilen’ ilişkisiyle anlatmak mümkün değildi. İki aynı sikletin takımı sahaya çıktıklarında mert bir mücadele olsun istersiniz. Ama öyle olmadı işte. Abramoviç efendinin yüz milyonlarca kara avrosuyla kurulan Chelsea, Barcelona’yı yenmenin çaresini körü körüne kapanmakta, sıkıcı bir kontrol oyununda buldu. Hasbelkader atılan bir golün de keyfiyle ‘oyalama’ modunu hiç bırakmadılar. O ‘yüce’ Hiddink bile, kazanmak uğruna rakip 10 kişiyken forvetini aldı oyundan, bek soktu. Oyunu dondurmak için her şeyi yaptılar. Bence Hiddink’çe değildi bu, kalleşçeydi. Barça’yla futbol oynama riskine bir kez bile giremeden, Sivasspor’dan biraz hallice bir oyunla rakibi durdurmak gerçekten futbola ihanet gibi duruyordu. Akıllıcaydı belki, ama bana asla onurlu gelmedi. Neyse ki, kaleyi bulan ilk Barça şutu gol oldu da Makyelist plan tutmadı. Yanlış anlaşılmasın, maçı ‘fakir ama onurlu’ gençle ‘zengin fabrikatörün’ mücadelesi gibi okuyor değilim. Barça’nın en zengin kulüplerinden biri olduğunu elbette biliyorum. Chelsea ‘fonksiyonel’ oynadı ve penaltılardan biri verilse o gencecik taraftarlarının gözleri buğulanmayacaktı. Ama uzay futbolu denen o oyunu oynamak için bunca yıl sabırla ekim yapan, o enfes futbolu hocaları dahil 9 altyapıdan gelen isimle başaran bir takımın hakkını verelim. O kadar paran varsa, ‘ne uğruna olursa olsun kazanmak’ yerine Barça gibi oynayıp kazanmak en azından daha asil değil mi? Tarafsızlığımıza halel getirdik, bari zevahiri kurtarmak için son sözü bu konunun erbabı Eduardo Galeano’ya verelim. Üstat, futbol dilencilerinin kutsal kitabı Gölgede ve Güneşte Futbol’da bakın nasıl değerlendiriyor günümüz futbolunu.
“İşadamlarının, teknokratlarının, bürokratların ve futbol sanayinin fikir babalarının sık sık hayalini kurdukları şey nedir? Bu hayal giderek gerçekleşmektedir, çünkü her geçen gün futbolcular robotlara daha fazla benzemektedir. Zamanın üzücü bir işareti bu. 21. yüzyılda daha başarılı olmak için her şey bir kalıba sokulmaya çalışılıyor ve özgür hareket, başarının sunak taşında kurban ediliyor. (...) ‘Kazanamıyorsa da en azından kaybetmediği için değerlidir’ fikri artık “kazanıyorsa değerlidir”e dönüştürülmüştür. ‘Zaman kaybetmek yasaktır’ cümlesi, kazanç yasaları söz konusu olunca “kaybetmek yasaktır” şeklinde anlaşılmalıdır. Her alanda olduğu gibi profesyonel futbol da her geçen gün, mevcut olmayan ama daima gücü hissedilen Güzelliğin Düşmanları Birliği’nin daha çok etkisi altına girmektedir. İtaatkarlık, hızlılık, güçlülük: bunlar küreselleşmenin mecbur kaldığı kalıplar. Bir buzluktan daha soğuk, bir öğütme makinesinden daha acımasız bir futbol seri şekilde imal ediliyor. Robotların futbolu. Bu can sıkıcı durumun teknolojideki ilerlemenin bir sonucu olduğu düşünülüyor. Tarihçi Arnold Toynbee bu konuda bir hayli tecrübesi olduğunu şu sözleriyle belli ediyor: ‘Çökmekte olan medeniyetlerin en bariz özelliği standartlaşmaya ve tek biçimliliğiyle olan eğilimdir.’”
Eye of The Tiger! - 8/5/200921:29
Rocky'nin Ivan Drago'yu yıkan yumruğu ve Iniesta' nın son dakika golü... Tarif edilemez güzellikte hayali duyguların somut göstergeleri...
Tebrikler - 8/5/20092:20
Sevgili Bağış Erten, önce bu güzel yazınızdan dolayı size teşekkür ederim. Bahsettiğiniz "orgazm" vuruşu yapıldığında neredeyse sevinçten ağlayacaktım. Komşular bağırtımı duyunca beni deli falan sanmışlardır herhalde. Barça turu sonuna kadar hak etti ve dünyada ender görülür şekilde de aldı hakkını. Şimdi sıra ukala Ferguson ve şımarık Ronaldo'nun takımına geldi. Final gecesi de nefesimizi tutup en hisli Barcelonalı gibi,Katalunya'nın bağrındaymışız gibi izleyeceğiz maçı. Xavi'yi İniesta'yı, Messi'yi, Puyol'u, Pique'yi ve bittabi "Büyük Kaptan" Guardiola'yı kutsayacak gözlerimiz. Çünkü Barcelona futbolun en güzel halinin ete kemiğe bürünmüş hâli, Barcelona bir hayalin gerçekleşmesi gibi... Bir başka hayalim de ülkemde sizin gibi, İbrahim Altınsay gibi, Tanıl Bora gibi ve Erkan Goloğlu gibi spor/futbol yazarlarının çoğalması. Barça hayallerden birine iyiden iyiye yaklaştı, belki diğer hayal de yakında gerçekleşir. Ümit bitmez, gol 90+3'te bile gelebiliyor çünkü. Bir futbl dilencisinden tüm futbol dilencilerine sevgiyle.