3  Temmuz 2009, Cuma

Son Güncelleme  23:45

2010 ve 2011 ne olacak?

Yazý Boyutu
   

Ýlk çeyrek için açýklanan rekor ekonomik küçülme verilerinden sonra, sorulmasý gereken bir soru var. O da, küresel kriz ortamýnda OECD içinde yer alan 30 ülke içinde neden en çok etkilenen ülkenin Türkiye olduðudur.
Tabii ki, bu veriler geçmiþte kalan veriler ve artýk ileriye bakýlmasý gerekiyor. Ancak, ilk çeyrekteki ekonomi politikalarýndan farklý ne yapýyoruz? Temel makroekonomik politikada deðiþiklik yok; bozulmuþ ve belirsizlik içeren bir çerçeve var. Ýþte temel bir farklýlýðýn olmadýðý bir süreçte, geçmiþe iliþkin bir verinin devamýnda neyin hatalý olduðunun sorulmasý normaldir. Hele ki, ‘en az etkilenen ülke biz olacaðýz’ mesajýna oturtulmuþ bir politik söylemin tam olarak tersini gösteren sonuçlarýn açýklandýðý günün devamýnda, hiçbir þey olmasa da bu sorgulamanýn yapýlmasý þart.
Birkaç ay sonra, küresel krizin mali piyasalarda kendini gösterdiði en belirgin dönem olan ekim ayýndan bu yana neredeyse bir yýl geçmiþ olacak.
Brezilya ve Rusya gibi geliþen ekonomilerin büyüme seyri,  küresel krizin ‘patlak verdiði’ 2008 yýlýnýn son çeyreðinden sonra farklýlaþtý. Yani, küresel krizle birlikte bu ekonomiler de etkilenip, yavaþlamýþlar. Durgunluða girmiþler. 2008’in son çeyreðine kadar Brezilya ve Rusya, geliþmiþ ülkelerden yüksek seviyede olan kendi büyüme eðilimlerini sürdürürken, Türkiye 2008’in ilk çeyreðinden sonra 2002-2007 döneminde yakaladýðý bu ülkelere benzer büyüme eðiliminden ‘düþmeye’ baþlamýþ. Hem de sert biçimde. Bunun en iyi göstergesi, yurtiçi tüketim harcamalarýndaki düþüþ eðilimdir. 2008’in ilk çeyreðinde kabaca yüzde 5 seviyesinde olan yurtiçi tüketim harcamalarý artýþý, ikinci çeyrekte yüzde 1.5’e düþerken, üçüncü çeyrekte yüzde 1.3 gerilemeye dönmüþtür. 2008’in son çeyreðinde yüzde 4.6, bu yýlýn ilk çeyreðinde de yüzde 9.2 geriledi. Yani, henüz ortada küresel mali kriz yokken, ihracatta düþüþ yokken, Türkiye’deki iç talep sert biçimde ‘fren’ yapmýþ durumdaydý. Son çeyrekte de, mali krizin derinleþmesiyle küresel etkiler de ilave oldu.
2007’den bu yana süren siyasal kutuplaþmalarýn, kapatma davasýnýn, darbe tartýþmalarýnýn, hanehalký güvenini azalttýðý tartýþýlmaz bir olgu. Ancak, bunlarýn olumsuz etkisini gidermek için saðlam bir makroekonomik politika ortaya konulmadý. Tersine, olaðan akýþýna býrakýldý. Reformlar ise toptan rafa kalktý. Önlem alýnmasýna iliþkin sesler yükseldiðinde de, ‘yama’ nitelikli adýmlar atýlýrken, vergi, prim, kredi kartý gibi alanlarda aflar getirildi. Siyasal alandaki gerilim ne denli yükseliyorsa o denli popülist adýmlar hayata geçti. Ýþte yüzde 13.8’lik rekor daralmanýn açýklandýðý gün de bu siyasal tablo farklý deðildi.
Eðer þimdi önümüzde ,‘2010 ve 2011’de ne yapacaðýz?’ sorusu duruyorsa bu sorunun yanýtýndan önce ‘son bir yýlda neyi ihmal ettik, neyi yapmaktan kaçýndýk?’ sorularýnýn yanýtýný alarak baþlamalýyýz. 2010 ve 2011’in nasýl geçeceðinin kýsmi yanýtý burada saklýdýr. Aksi halde, ‘Türkiye küresel krizden daha önce ve hýzla çýkar’ diye yeni bir ‘geyikle’ kendimizi kandýrmaya, yoksulluk yolunda oyalanmaya devam edeceðiz demektir. Sorun ve çözüm, iç talep dinamiklerine güven veren ve harekete geçirebilecek bir hükümet politikasýnýn nasýl ortaya konulabileceði ile ilgilidir. ‘Yamalar’ kalýcý olarak iþe yaramamaktadýr.

 


Ekonomi kategorisindeki tüm haberler »

Bu habere henüz yorum yazýlmamýþ. Yorum yazmak için týklayýnýz...
ADnet