Tarihi bir kare: İngiliz efsanesi Jimmy Greaves, soyunma odasında ‘tellendiriyor’. Arjantinli teknik adam Menotti de sigaracılardandı (üstte). Yönetmen Fassbinder sporla sigarayı ‘karıştıranlardandı’ (altta).
Avrupa sinemasının sarsıcı yönetmenlerinden Rainer Werner Fassbinder’in (1945-1982) bayıldığım bir pozu var. Arkadaş arasında oynanan bir gayrinizami futbol maçı bitmiş ya da mola vermişler. Üstadın üzerinde leş gibi bir sözde beyaz 1. FC Köln forması, kan ter içinde, saç baş dağınık, bir elinde kola (bira değil, ne de olsa spor ortamı!), bir elinde sigara...
Zamanımızın spor hijyeni anlayışını zorlayan bu sahneyi, ne de olsa amatör-altı bir hadise söz konusu olduğundan, geçiştirebilirsiniz. Peki şu resme ne demeli? İngiltere milli formasını 57 maç giyip 44 gol atan, 1966’nın dünya şampiyonu takımında yer alan Jimmy Greaves, maç sonrası Tottenham soyunma odasında takım arkadaşıyla sohbet ediyor; bir elinde de keyif sigarası!
On yıl kadar geri gidersek dahasını da söyleyeceğim. 1946-56 arasında Tottenham forması giyen (9 kez milli) Eddie Baily, yeni çıkan light sigaraların reklam yıldızı idi. Gazete ilanında, elinde sigarasıyla şöyle sesleniyordu tüketici milletine: “Maçlardan sonra ağzınızın nasıl kuruduğuna inanamazsınız. Bunun için ben, hem dolgun hem yumuşak tütün tadıyla Craven A’yı tercih ediyorum.”
Hemen her halı saha cemaatinde, maçtan sonra bir tane tellendirene rastlarsınız. Bir zamanlar, profesyonel futbolcular için de, sevişme sonrası sigara klişesi kadar olağanmış bu. Zaten sigaranın futbolu bir erkeklik ritüeli olarak da bütünlediği zamanlar...
Futbol endüstrileştikçe ve performans baskısı arttıkça, sigara yadırganmaya başladı. Ancak son on beş yirmi yıla kadar, futbolcuların arada sırada sigara içmesi, sözgelimi şampiyonluk yemeğinde bir tane yakıvermeleri, kimseyi dehşete kaptırmazdı.
Lorant da kaçak içiciydi
Şimdiyse, sigaraya basbayağı suç aleti nazarıyla bakıldığı zamanlardayız. Son romanı Masumiyet Müzesi’nde karakterlerine sigara içirdi diye Orhan Pamuk’un gizli sigara reklamı (üstelik Amerikan sigarası = emperyalizm!) yaptığını ‘kanıtlayan’ makale, akademik yayın olarak kabul görüyor. Hele sporcuların tütün mamulleri tüketmesi, artık skandal addediliyor.
Futbolda 2004’te kulübenin önündeki teknik alanda sigara içilmesi yasaklandı. 2006 Dünya Kupası’nda Meksika’nın teknik direktörü Ricardo La Volpe, çaktırmadan avcunun içindeki izmariti soğururken yakalanmış ve FIFA’dan ikaz almıştı. Bizim Werner Lorant, geçen sene Yukarı Bavyera Kuzey Grubu’ndaki (8. lige tekabül ediyor) takımının maçında sigarasını hakemin ihraç tehdidi üzerine zor bela söndürdüydü.
Zaten futbol aleminde asıl büyük tiryakiler teknik direktörlerdir. Ernst Happel, futbolcularına sigara içmeyi kesin olarak yasaklamıştı ama kendisi baca gibi tütüşüyle meşhurdu. Futbolcuyken de bu mereti seven Cruyff, teknik direktörlüğünde azıtmış ve iş baypasa kadar gitmişti. Ama tiryakilerin şahı şüphesiz Cesar Luis Menotti’dir. Üstad, takımına kenardan istim veriyormuş ya da öteki kanattaki açığa dumanla haber yolluyormuşçasına fasılasız fosurdatırdı. Rekorunu günde 120 dala kadar çıkardığı söylenir.
Ya tribünler? 1994 (tabii ABD!) ve 2002 Japonya-Güney Kore dünya kupalarından sonra, Güney Afrika’daki 2010 Dünya Kupasında da seyircilere sigara içmek yasak olacak. Halihazırda en sert uygulama Britanya’da: tribünde tüterken yakalanın 50 pound’unu alıyor, tekerrüründe derhal kapı dışarı ediyorlar. Fransa’dan Türkiye’ye dek, en yaygın usul ise şu: kesin yasak var ama prensip olarak uygulanmıyor. Evladının doğumunu bekler gibi bir gole veya saniyelerin sağ salim tükenmesine tespih çeken tiryaki taraftarın sigarasına karışmak kolay mı?
Beleşçi ve sigaracı
Yıllar önce bir başka yazıda bahsetmiştim... İstanbul Erkek Lisesi’nde bir muhterem sınıf arkadaşımız, ilerde beleş beklerken elinden sigarayı eksik etmezdi. Ateşini tazeler veya kenarda birinden yenisini otlanırken aniden pas verdiğimizde haklı olarak bize kızar; çaprazda yakaladığı topların çoğunu da kaleye mıhlayıverirdi. Bu grotesk hatıranın, futbola dair bir hikmet barındırdığına inanıyorum. Hep diyoruz ya, futbol, boya-posa, yeteneğe, tesise-malzemeye bakmadan herkesin bir ucundan takılabileceği bir eğlencedir diye... Dudağının kıyısında siga-rasıyla şutunu çeken o arkadaşım, sokak-mahalle-arsa-avlu futbolunun o demokratik ruhunu ve neşesini temsil ediyordu gibi geliyor bana. Hayatımda ağzıma sigara koymuş değilim, onu da söyleyeyim...
başlıksız - 14/7/200919:42
Sigara içmediğinizi özellikle belirtmeniz mi gerekiyordu son cümlede. Oysa yine bir sigara tellendirmiş keyifle okumaktaydım yazınızı . Futbol maçı seyretmeyi, futbol maçının binbir gece masallarından bir hikayenin stadyumda sahnelenişi olmaktan kesildiği günlerde bırakmış -1994 te Brezilya'nın kazandığı dünya kupası finaliydi sanırım son maç- yegane keyfi futbol hikayeleri olan bir futbolseveri, dünyanın gereksiz ''temizliği'' gerçeğiyle yüzleştirmek zorundamıydınız. Umarım bir gün George Best hakkındaki bir yazının sonuna içki içmediğiniz notunu düşmezsiniz. Saygılarımla