21  Temmuz 2009, Salı

Son Güncelleme  20:17

İçiyorlarsa sebebi var...

İçiyorlarsa sebebi var...

   

İrlandalı George Best, Ada futbolunun ‘rakı şişesindeki balığı’ydı. Beşiktaşlı Yusuf Tunaoğlu da, ‘Türk futbolunun George Best’iydi (üstte sağda). Tunaoğlu, dokuz yıl önce 22 Temmuz’da aramızdan ayrılmıştı. 
FOTOĞRAF: AP

Alkol, esasen Britanya futbol folklorunun bir motifidir. Orada taraftar zaten umumiyetle zurna gibidir. İçkili lokantacılar ve malt imalatçıları ada futbolunun ilk finansörleri arasındaydı. Böylece müşteriye yakın oluyorlardı. O sıralar bir Britanyalı işçinin günlük bira tüketimi ortalama 1.7 ile 4 litre arasında hesaplanıyordu ve mahdut boş saatlerinde bu adamlar pub’dan bir tek stada gitmek için çıkıyorlardı.
Yakın zamana kadar futbolcuların da içmesi doğal karşılanırdı Britanya’da. Sir Alex Ferguson, şöyle açıklar bunu: “Eski nesillerde futboldaki içki kültürü oyuncuların işçi sınıfı kökenleriyle ilgiliydi. Madendeki, fabrikadaki siftinmenin ödülü ve tesellisiydi içki.” Ferguson göreve geldiğinde, Manchester United’a ‘İngiliz futbolunun en büyük pub’ı’ deniyordu. Alkolizmle mücadele, Ferguson’un önemli uğraşlarından biri oldu. En sıkı içkicileri derhal tasfiye etti. 1992’de, genç takımdan yeni devşirdiği Sharpe ve Giggs’i üç takım arkadaşlarıyla beraber evde parti yaparken basması meşhurdur. Oyuncular dışındaki herkesi tekme tokat kovalamış. Sonra Sharpe’ı kız arkadaşından ayrılmaya ve yeniden ailesinin yanına taşınmaya zorlamış. Buna rağmen, Simon Kuper, Sharpe’ı Ferguson’un alkolizmden kurtaramadığı tek vaka olarak anar. 

‘Ben bir alkoliğim’
Özellikle Premier Lig’in kuruluşundan sonra, ‘dışarıdan’ futbolcu ve hocaların artmasıyla, ada futbolunda içki alışkanlığı alt edilmesi gereken bir hastalık olarak görülmeye başladı. Arsenal’de Arsene Wenger ilk hedeflerinden birini ‘soyunma odasını bir pub olmaktan çıkarmak’ diye belirlemişti. Gazza’nın bir ‘kaybeden’ olması, bu ‘alkolden arınma’ kampanyasına denk gelmesiyle de ilgilidir.
Geçen hafta soyunma odasında sigara içerken gördüğümüz Jimmy Greaves, 1979’da alkolün de kitabını yazmıştı. Biyografisinin alt başlığı açıktı: ‘Ben bir alkoliğim’. Britanya futbolundaki alkolizmle kendi hayat hikâyesi üzerinden hesaplaşma cesaretini göstermişti Greaves. Bazen antrenman maçlarında viskiciler ve biracılar diye ayrıldıklarını anlatıyordu mesela!

Dripling sarhoşluğu
Futbolun rakı şişesindeki balığı elbette George Best’tir. Yeşil sahaları Beatle’ı. Dripling sarhoşluğu. Goller prensi. Onun âlemciliği, Britanya’nın alkollü çağına bile fazla gelmişti. 26 yaşında Manchester United’dan kovuldu. 36 yaşında, hekimler karaciğerinin yüzde 80 işlevini yitirdiğini söylediler. Çok acılar çekti, 59 yaşında öldü. ‘Pele is good, Maradona better, George Best!’ lâfı kaldı yadigâr.
Bizim Best’imiz, Yusuf Tunaoğlu’dur. Beşiktaş’ın karaoğlanı. Çiçek Pasajı müdavimi. Boğaz’da bir içkili eğlence dönüşü yaptığı kaza, Anderlecht’in onla yaptığı sözleşmeyi feshetmesine sebep olmuştu. Gözlerinin altının en mor, belindeki çemberin en tombul olduğu zamanlarda, tek başına döndürdüğü maçlar yine de oluyordu. Yılmaz Güney ‘Arkadaş’ta küçük bir rol verdi ona; boş içki şişeleri arasında göründüğü bir sahne. Yusuf’a dair dokunaklı bir yazıyı, şu tatlı futbolsever blogunda okuyabilirsiniz: http://malvinas1.blogspot.com. Tam dokuz yıl önce yarınki gün; 2000 yılının 22 Temmuz’unda kalp krizinden öldüğünde 54 yaşındaydı. 

İslam Çupi’ye kulak verelim
Eh, Metin Oktay da Yeşilaycı değildi, biliyorsunuz. Onun sadık sofra arkadaşlarından İslâm Çupi, 14 Haziran 1973’te Tercüman’da, bir başka ‘alkollü’ futbolcu için şunları yazmış: “Futbol oynarken bir çay bardağı bira ile feleğini şaşıran, Türk sahalarının en büyük emekçisi Şeref, şimdi bir oturuşta bir şişe viskiyi yuvarlıyormuş. Bir büyük değere alkolik demek kolay. Araştırdın mı Şeref’i değiştiren sebepleri. Ya adam 35’ten sonra futbol için bu kadar koşmanın anlamsızlığını fark etmişse. Ya adam özel bir genç zevklerinin hepsine karşılık futbolun verdiklerini bir kantara çıkarıp bu büyük enayiliğinin farkına varmışsa. Oturup Bakırköy’deki parmaklıkların arkasından futbol topuna ‘yıllarımı geri ver!’ diye bağıracak değil ya...” (Çupi’nin yazılarının üçüncü cildi İletişim’den iki üç ay içinde yayımlanacak). Üstadın ahkâmı şudur: ‘Fazla ahlâkçı değilim. Kişi serseriliğine hürmetim var.’ Çupi’yi rakı şişesinde balık yapan da budur işte! Kişi serseriliğine hürmet etmeyenin, ‘içiyorsam sebebi var’ın efkârına ortak olmayanın idraki kıt olur. Best’in, Yusuf’un trajedilerinde, Beckham’ın steril kariyerinde olmayan bir şeyler vardır.
Ey okur, evet, sigaram yok ama bu konuda rahat olabilirsin: yâren sofrasında iki kadeh, benim de gönlümün pasını alır. Cam cama ve can cana...

 


Spor kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (2 Yorum)

Okurunuzdan Saygılar - 22/7/200922:23

Bu yazıyla okurunuz boyunun ölçüsünü almış oldu. FZ Zürich in Südkurve si bu bu akşam bir kadeh de sizin şerefinize kaldıracak. Şu an 1-0 öndeyiz. Saygılarımla

Teşekkürler - 21/7/200916:53

Tanıl Abi, Bloguma yazınızda yer vermenizden dolayı çok mutlu olduğumu söylemeliyim. Mail adresinize ulaşamadığım için burdan mesaj atabiliyorum.. Saygılarımla Fuat TUĞLU

ADnet
TANIL BORA - Arşiv