30  Temmuz 2009, Perşembe

Son Güncelleme  19:53

Bakılacak kitaplar

Yazı Boyutu
   

Kitabı açtım ve kendimi yakalanmış hissettim; “nasılsın” diyordu şair ilk dize olarak:
“nasılsın/ iyi olamazsın/ iyi olsan bunları okuyor/ olamazsın”
Emrah Altınok, “2048”, şiir, Pan Yay.
*
Mustafa Erdem Özler de “Erdem Devesi” adını verdiği kitabında, okuruna seslenerek başlıyor söze:
“Ey bahtı güzel okur!/ Erdem devesinin sırtına yedi bin altı yüz yetmiş sekiz harf ile/ bin iki yüz otuz bir kelime yükledim, huzuruna geldim...”
Bu sunuşu okuyunca, kapakta gördüğümüz nesnelerin ne olduğunu anlıyoruz: deve yükleri.
Erdem Devesi’nin yükünde en az iki çok güzel şiir var: Kitapla aynı adı taşıyan şiir ve “Kim”.
*
Kâğıdından ya da mürekkebinden ötürü kötü kokan kitap ve dergiler vardır. Serkan Işın’ın bakılacak şiirler içeren yeni kitabı “Dada Korkut” da kötü kokuyor. Galiba mürekkebinden. Enis Akın’ın “Güzel Boşluk”u gibi çok mürekkepli o da. Oysa bizi uzun uzun bakmaya çağıran deneysel şiirler var bu kitaplarda.
Tarık Günersel’in yeni kitabı “300 Yaş Konuşması: Öyküler vb.” de bazı görsel ürünler içermekle birlikte, kötü kokmuyor. Günersel altbaşlığa “vb.” kısaltmasını ekleyerek, türlerarasılığı belirten bir formül bulmuş. Kitapta, 300 yaşına erişen birinin bunu nasıl deneyimleyebileceği konulu bilimkurgusal metnin yanı sıra, şiir, aforizma, öykü ya da oyun diyebileceğimiz bir yığın bakış açısı yaratısı var.
Gerçekten de, nasıl koktukları bir yana, bu türlerarası açılımlar habire yeni bakış açıları sunuyor bize. “Dada Korkut”ta, İngilizceden alıştığımız & işareti, elinde bir tepsi tutarak yürüyen birini temsil edebiliyor örneğin. Hatta, tepside tuttuğu şeyin bir başka & işareti olması olanaklıdır vd (s. 66, “ve de ki ve” adlı şiir).
Şiirlerin bir bölümü yalnızca gülümsetiyor belki bizi, çabuk geçiyoruz. Ama bir bölümü öyle değil: “Dada Korkut”ta s. 42’deki “hegeled” adlı şiir, s. 38’deki Nâzım’la diyalog şiirini filan, hemen geçemiyoruz. Bir bölümüne ise daha da uzun bakmamız gerekiyor.
Ben bu tür çalışmaların, ortaöğretim dahil eğitim sisteminde dolaşımda olması gerektiği fikrindeyim. Düşgücünü geliştiren verimler çünkü bunlar. Ufuk çizgilerini hem “Dada”dan hem de “Dede Korkut”tan geçirmeyi hak etmeye çalışıyorlar. Çoğu durumda da hak ediyorlar.
*
Bir de başvuru kaynağı:
“Eleştirel Feminizm Sözlüğü”, haz. Helena Hirata ve ark., çev. Gülnur Acar-Savran, Kanat Yay.
Feminizm de her düşünsel disiplin ve uygulama alanı gibi, az çok kendine özgü terim ve kavramlar kullanıyor ve bazen, genel dilin bazı sözcüklerine özgül anlamlar yüklüyor. “Eleştirel Feminizm Sözlüğü” zihin açıcı bir çalışma. Neredeyse feminist söyleme özgü hâle gelmiş olan ‘toplumsal cinsiyet, patriyarka’ vb kavramların yanında, ‘aile, cinsiyet, fuhuş, eşitlik, yurttaşlık’ gibi genel dile ait kavramlara feminizmin getirdiği itiraz ve açıklamaların da verilip tartışıldığı, iyi bir başvuru kaynağı.
Kitapla ilgili olarak anlayamadığım bir uygulama, “Kavramlar Dizini”nin neden en sona değil de Kaynakça’nın bile öncesine konulduğu. Böyle kaynaklarda en çok başvurduğumuz bölümün en sonda olması gerekmez mi? Belki de ben fazla pimpirikliyim. 

Ayıp
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son olarak şöyle demiş:
“Amaç, eğitime Kürtçeyi sokmak, Anayasa’yı değiştirmek. Bunların ikisi de olmaz. Bunu kimse yapamaz. Kürtçe seçmeli ders olmaz. Kürtçe özel eğitim yapılır, özel televizyon yayını yapılır.”
Demek ülkenin hatırı sayılır gerçeklerinden birinin eğitimde yer bulmasını istemiyor Baykal. “Özel eğitim” yani paralı eğitim öneriyor. Anadili nedir ne değildir, hiçbir fikri yok.
Bu ayıpta payı olan bir kesim de, kavramın çarpıtılmasına onyıllardır göz yuman, bu konuda Eğitim-Sen’i yalnız bırakan dilciler, dilbilimciler ve filologlardır.

Aheste meseleler
‘Azınlık’ sözcüğü tarihsel zaman içinde öylesine elektrikle yüklenmiş ki, demokrat bildiklerimizde bile tepki yaratabiliyor. Tıpkı devlet gibi onlar da bunun ne olup ne olmadığını konuşmak bile istemiyor. Sözcüğün iki farklı alana ait iki farklı anlamı ve tanımı olduğu unutulmuş durumda. Avrupa Birliği ile olan diyaloglarda da karışıklık yaratan bir sorun bu.
İlgili konulardan biri, bazı Kürtlerin yemin billah “biz azınlık değiliz” demesi. Burada açık bir dilsel sorun var. Şöyle:
‘Azınlık’ sözcüğünün, ‘azınlık statüsü’ terimindeki anlamı ile, diğer alanlardaki anlamı birbirinden farklı. ‘Azınlık statüsü’ terimi açısından bakarsak, Kürtler azınlık değildir; böyle bir statüleri yoktur çünkü. Ayrıca, bu statüyü, şu ya da bu nedenle, kabul etmemeleri de olanaklıdır.
Statü reddedilebilir ama, sayısal açıdan ya da bazı toplumbilimcilerin önerdiği ‘azınlık grubu’ kavramı açısından bakıldığında, Türkiye Kürtleri nesnel bir gerçeklik olarak azınlıktır ve toplumbilimde önerilen anlamıyla bir ‘azınlık grubu’dur.
İşin dilsel yönü böyle. Siyasal açıdan ise, demokrat olma iddiası, hukuken bu statüde olsun ya da olmasın her tür azınlığı dışlama ya da baskı altına alma eğilimindeki zihniyetlere karşı mücadeleyi gerektirmez mi? Gerektirir diyorsak, bunu kavramın kendisine tepki göstererek, terimi dışlayarak başaracak değiliz herhalde.

Duyuru
‘09 Gönen Gençlik Buluşması
22-30 Ağustos

Birleşik Metal-İş Kemal Türkler Eğitim ve Tatil Sitesi, Balıkesir Gönen
www.genclikbulusmasi09.net
iletisim@genclikbulusmasi09.net
*
Bodrum Gümüşlük Akademisi’nde bugün (30 Temmuz) saat 21.00’de tiyatro:
“Çirkin İnsan Yavrusu”
Oyun Deposu grubu
Yön. Maral Ceranoğlu, 15 TL

 


Kültür Sanat kategorisindeki tüm haberler »

ADnet