Türk internet camiası bayrama şeker gibi bir haberle girdi: aralarında Last.FM ve MySpace.com’un da bulunduğu 100 kadar siteye MÜYAP’ın Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı başvuru sonucu erişim engellendi. Yani sansürlendi...
Biraz geriye dönelim.
Aslında internet üstündeki baskı ve sansüre yönelik eğilimler ilk olarak 2002 yılında kendini göstermişti. Henüz Türkiye’de internetin ağırlıklı olarak gazetelerin ve birkaç gazetecinin web sitesi olduğu yıllarda Basın Kanunu’na eklenen 9. maddeyle “Bu Kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümleri, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete,
elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri hakkında da uygulanır.” gibi ilk sinyal alınmıştı.
Sonra ‘çocuk pornosu’ isimli altın anahtar masaya sürdü... Bu bahaneyle sayısı Türkiye’deki dindar travestileri geçmeyecek kadar kullanıcı yüzünden ‘katalog suçlar’ (getir.net/pka ) ile bezeli ve sınırları son derece belirsiz bir demir yumruk belirdi. Almanya için Reichtag Yangını, ABD için 11 Eylül 2001 saldırıları neyse, Türkiye interneti için çocuk pornosu baskınları da odur. Ki hatırlayalım yakalananlardan sadece 1 tanesi Türk, diğerleri ülkemizde oturan yabancılardı.
Böylece 2007 yılından itibaren hayatımıza sitelerin erişime engellenmesi diye bir şey resmen girdi. Telekomünikasyon Kurumu; ya da bugünkü adıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTİK), mecliste yer alan partilerce oluşturulan ortak komisyonun teklifini onaylayan meclisçe yürürlüğe sokulan düzenlemeyle katalog suçlara giren konularda kendisi; mahkemelerce sansürlenen sitelerdeyse karar doğrultusunda siteleri bir bir hayatımızdan çıkarmaya başladı.
Bugün çeşitli nedenlerle erişimin engellendiği 4 binden fazla site var (engelliweb.com ). Bunlar BTİK’in web sayfasında yer alan ihbar formu (getir.net/pkc ) kanalıyla gelen şikayetler, MÜYAP gibi telif hakkı temsilcisi kurumların çıkarttığı mahkeme kararları, daha çok Adnan Oktar ile anılan şahsi başvurular ya da kurumun kendi inisiyatifinden doğan sonuçlar.
Böyle yazınca her şey çok masum görünüyorsa da örneğin MÜYAP’ın başvurusuyla kapatılan 1500 (bin beş yüz!) site içinde bir kısmı ‘bittorrent’ yazılımını dağıttığı için sansürlendi. Bittorrent bugün internetin en büyük içerik paylaşım protokollerinden biri. Açık kaynaklı, ücretsiz ve yasal. Birçok yazılım ve işletim sistemi bizzat üreticisi tarafından onunla dağıtılıyor. Hatta bizde Doğuş Grubu bu protokol üstünden Sipru adıyla bir internet video yayın platformu bile işletiyor (sipru.com ).
Yani MÜYAP’ın ‘bu yazılımı buradan çekip başka yerde korsan şarkı kopyalıyorlar’ diye yazılım sitesi kapattırması, Lacoste’un ‘bu makinaları satın alıp benim taklit gömleklerimi üretiyorlar’ diye tekstil makinesi satıcılarını hapse attırmasından farksız. Ne yazık ki bu fark mahkemelerce göz ardı ediliyor. Sorunun en temelinde yatan da bu zaten. Senelerdir Türkiye’de bir uzman bilişim mahkemeleri kurulamadı. Koca bir sektörün kaderi neyi ne kadar bildiği tartışılır bilirkişilerin dudaklarının ve muğlak kanunların ucunda. Sonuçsa ortada.
200 ülkede hizmet veren (ve müzik yapım şirketi CBS’in sahibi olduğu) Britanya merkezli Last.FM 30 milyon aktif üyeye; dünyanın en büyük medya grubu News Corp. tarafından işletilen MySpace ise 100 milyon üyeye sahip. Yeni unvanları: MÜYAP kurbanı olmak...
Üstelik kararın yürürlüğe sokulduğu zamana da dikkat: 4 günlük bayram tatili... İtiraz olsa bile canları iyice acısın; ve biz aşağılık, rezil, hırsız yatakçıları iyice zulüm görsün diye.
MÜYAP ve BTİK’in hangi zaman diliminde yaşadığını anlamak için 1997 model web sitelerine bakmak yeterli. İlginçtir; olay tarihinde MÜYAP’ın ana sayfasındaki ilk haber ‘Türkiye internet erişiminde Avrupa’nın yedincisi’ başlığını taşıyordu. Daha işleri çok yani...
Bütün bu sansür girişimi ne işe yarıyor o da meçhul. Sansürlü Youtube Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 6. sitesi (getir.net/pk8 ). Yavaş yavaş herkes açık kapıları bulmayı, maymuncukları kullanmayı öğreniyor. Peki bununla mı avunacağız? Yarın o yollar da kapanırsa, kullanmak suç edilirse ne olacak?
Şimdi gelelim çuvaldızlara...
Bütün bunlar oluyorken şarkılarını internette yaymaya başlayarak meşhur olan Türk sanatçılar nerede? İnternette paylaşımın korsanlık olmadığına inananlar nerede? İnternet kuşağına pranga vurarak mı onları kazanmayı düşünüyorlar? İnternet çağında geleceklerini böyle mi garantiye alacaklar?
Fena halde yanılıyorsunuz...
Kaybedeceksiniz ve intikamımız acı olacak!
Öte yandan YouTube, Geocities, Last.FM sansürlenince ayaklanan kullanıcılar ve medya yüzlerce Kürtçe site eften püften sebeplerle kapatılırken niye susuyor eşelemek gerek... Bütün bunları sessizce izleyen internet, bilişim ve iletişim şirketlerini, sivil toplum kuruluşlarınınsa zaten yatacak yeri yok.
bütün kazlar toplandık, sorduk neden yıprandık??? - 23/9/200913:46
Özde my space ve last fm'den para alabilmek için türkiye'deki erişimlerini engelletmiş kurum, sözde sanatı ve sanatçıyı koruyorlar. Bizim gibi yolunacak kazları kim koruyacak??? Ve daha nereye kadar erişim yasakları ile yüzyüze kalacağız???
Abartmayalım... - 23/9/20090:0
Dindar travesti gibi bir ifadenin kullanılması neden bu kadar rahatsız edici oluyor, anlamadım. Kullanımda aşağılayıcı bir ton da yok üstelik. "X'in sayısı ancak iri mavi gözlü Çinli sayısı kadardır" dense bu sefer Çinliler mi alınacaktı -bizim ırkın gözleri küçük ve çirkin mi falan diyerek? Travesti kelimesi pek çok bağlamda bir tür aşağılama ifadesi olarak kullanıldığı için, karşılaştığımız her durumda bu tür bir hakaret olarak algılamaya meyilli oluyoruz. Hedefine ulaştıramadığımız birikmiş öfkeler de cabası. Yazarın kötü bir niyeti olduğunu sanmıyorum, bazen gülüp geçmeyi bilmek lazım. Böyle bir durumda cezai müeyyidelerden dem vurmak da, yazının içeriği düşünülecek olursa, epey ironik.
Sayın Kuzuloğlu,sizce de bir özür dilemeniz gerekmiyor mu? - 22/9/200913:19
Sayın Kuzuloğlu, Bilişim konusunda türk medyasında konuya gerçekten vakıf olan az sayıdaki yazarlardan birisi olduğunuzu düşünüyorum.Akıcı,esprili ve okuyucuyu sıkmayan üslubunuz ile gerçekten bugüne kadar Pazartesi günlerini iple çekmeme vesile oldunuz.Ancak 21 Eylül tarihli yazınızda travestilerle ilgili kullanmış olduğunuz benzetme beni ve birçok sorumluluk sahibi okuyucuyu üzmüştür.Travesti denince kafanızda nasıl bir imaj belirdiğini bilemiyorum.Kendimden örnek vermem gerekirse,ben Boğaziçi Üniversitesi İİBF İşletme bölümü mezunu,ÖYS'de Türkiye derecesi yapmış ve üç yabancı dili akıcı bir biçimde konuşabilen bir travestiyim.Benimle benzer bir geçmişi olan başka travestiler de olduğuna emin olabilirsiniz.Bu ayrımcı ve çirkin üslubu nasıl bir ruh haliyle yazdığınızı gerçekten merak etmekteyim.Sizin gibi mürekkep yalamış,kariyerli ve toplumun saygın bir bireyi olma iddiasındaki bir kişiye bu ifadeyi yakıştıramıyorum.Siz her fırsatta uygar bir türkiye özleminizi belirtirken,unutmamanız gereken bir diğer husus da uygar ülkelerde sizin gibi toplumun belirli bir kesimine yönelik ayrımcı ifadeler kullanan kişilerin ciddi hukuki yaptırımlara maruz kaldığıdır. Saygılarımla Arif Uludağ