1  Kasım 2009, Pazar

Son Güncelleme  18:01

Kertenkele Abdullah

   

Kardeşimizi vurdular.
Gözümüzün önünde vurdular.
Hayatı olmayan çocuklara vurdurdular onu. Gözlerinin içine şöyle bir an bakabilseydi, onları o benzersiz varlığıyla bir kucaklayabilseydi, kurtarabilirdi o çocukları.
Hrant, katillerini kurtarabilirdi.
Ama onu katledenler; o çocukları en aç yanlarından kıstırıp onu öldürmeye yollayanlar, bunu biliyorlardı işte. Galiba en çok bunu biliyorlardı. Hrant’ın gücünü.
Hrant gücünü, onun ölümünü isteyenlerin, onu en salyalı dilleriyle hedef gösterenlerin bildiği hiçbir şeyden almıyordu. Parası yoktu. Emrine koşuşturan adamları yoktu. Küçük hesapların buzlu sularında kulaç atmışlığı yoktu. Muktedirlerle mutlu ilişkileri yoktu.
Kürsüsü, postu, makamı, unvanı yoktu.
O, gücünü yetimhanede geçen çocukluğundan alıyordu.
Ermeni oluşundan alıyordu.
Kalkansızlığından alıyordu.
Kolay incinebilir oluşundan alıyordu.
İnsana olan o ışıltılı inancından alıyordu.
Sınırsız ve koşulsuz sevgisinden alıyordu.
Dünyayla aşık dalaşına girmekten çekinmeyişinden alıyordu.
Çocuklara has katıksız cesaretinden alıyordu.
Delik pabuçlarından alıyordu.
Onu öldürenlerin bilmediği şeyi gördük, vurulduğu gün. Bizim de bilmediğimiz şeyi gördük o gün. Hrant’ın ne kadar çok insanın kalbine dokunmuş olduğunu, yüz binlerce insanın onun ölüm haberiyle bir çığ gibi uğuldayarak meydanları dolduracağını bilemezdik.
Hrant, ölümüyle de sevenlerine olağanüstü bir umut armağan etti.
‘Hepimiz Ermeniyiz’ diye haykıran yüz binlerce insan, ona sıkılan kurşunun kendilerine de değdiğini biliyordu. Bu topraklarda ‘Ermeniyiz’ diye meydanlara çıkmanın dünyanın en tehlikeli eylemi olduğunu bir an olsun düşünmeden, o anın acısı ve isyanıyla, durduruverdik dünyayı. Şaşkınlıkla baktık kendimize. O zamana dek tanımadığımız yoğunlukta bir gururla
bir arada durduk, birlikte eyledik.
Dink’in bir köşeyazısını bahçede okuyalım:
“Yıl 1918, Süphan Dağı’nın eteklerinde bir köy. Zor kaçmıştı olan bitenden. Dar sığınmıştı Pelteklerden İsmail’in köyüne. Karışmıştı köylünün arasına, yaşayıp gidiyordu işte. Ağılın bir köşesinde yuvalandığı karanlık sığınak, örme duvardaki iki taş arasındaki ince yarık kadardı sanki. Hani kertenkeleler olur ya o aralıkların ağzında... Gizlenerekten yaşar giderdi. Arada bir gün yüzüne çıkar, yüreği insaf tutanların yanına varır, harmanın ucundan tutar, dökebildiği kadar ter döker, iki dilim ekmek yer, sığınağına geri dönerdi. Köylünün yanında yeni adı Abdullah’tı. ‘Allah’ın gönderdiği’. Allah’ın unuttuğu bir delikte yaşayıp gidiyordu işte. Ta ki Pelteklerden İsmail’in sondan üçüncü oğlu Memo, Abdullah’ı duvar dibinde işerken görene dek. Zıplamasıyla bağıra bağıra koşması bir oldu. ‘Koşun laaan’ diye bağırıyordu. ‘Abdullah’a bakın. Onunki kabuklu.’ Derler ki Abdullah’ın duvarın dibinden ağıldaki sığınağına kaçışı tıpkı bir kertenkelenin kaçışı gibiydi. Az sonra ağıla taşlar yağmaya başladı. Çoluğu çocuğu, genci yaşlısı toplanmış ağılı taşlıyorlar, ‘çık ulan gavur, kim olduğunu anladık, çık dışarı’ diye bağırıyorlardı. Bir süre sonra bağırışlar yakınlaştı, ayak seslerine dönüştü. Ağılın kapısı açıldı. İlk giren her daim Abdullah’ı korumuş olan Pelteklerin İsmail oldu, ardından da öbürleri. İsmail ardındakileri durdurdu, bir adım öne atıldı. ‘Nerdesin lo Abdullah, gel ki seni kurtaram, uzat elini.’ İsmail’in eli Abdullah’ın uzattığı ele değdi değmesine ama, birden irkilerek geri çekti. Uzattığı kanlı bir deri parçasıydı. İsmail ardındakilere döndü. ‘Hadin lan, bırakın garibi, çıkıyoruz.’ Rahat kodular ondan kelli sünnetli Abdullah’ı. Dokunmadılar bir daha. Çocukluğunda kertenkele avlayanlarınız bilir. Uzanıp tuttuğunuzda sadece kuyruğu kalır elinizde. Yıl 2004. Yeniçağ, ‘Ermeniye Bak’ diye manşet atmış. Birileri yine kertenkele avına çıkmış besbelli. Ve ben şimdi yanlış değerlendirilmesin, ürktüğümden ya da sindiğimden değil elbetkendimi ‘Kertenkele Abdullah’ gibi hissediyorum, iyi mi? Mazur görün, sürüngenlik işte!”

 


Türkiye kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (13 Yorum)

iste - 31/10/200920:51

problem bu, bakin dediklerim kotu bir sey degil, ama Herhalde Turklerin acilarinindan soz etmek kufur oluyor bazi insanlar icin, herkes negatif oy atiyor, atin, ne fark eder? bu ancak sizin "insanliginizi" insanlik anlayisinizi gosterir. Boyle anlayis gosterirseniz insanlara, siz nasil karsilik beklersiniz karsi taraftan? Problem iste burada!! BU Dogu kafasi, illa nefret, illa oc almak, kan davasi! insan olmak, afetmek, sevgi, saygi, karsi tarafa empati gostermektir. ama siz bir tarafi SEYTAN yaparsaniz, onlari insanliktan cikarirsaniz, duygu olarak o insanlara herseyi yaparsiniz. Ne yazik ki kendini insan gibi, gucsuzlerin yaninda gosterenler, kendilerini bile bilmiyorlar. ilk AYNAya bakmak lazim. Her insan insandir. Negatif oy vermek kendini kendine gosterir insana, hadi simdi negatif oylara :)) bir oneri MEVLANA'in kitaplarini, siirlerini okuyun. saygilar.

Yazar Bey - 31/10/200919:29

Guzel yazilar yaziyor, ona sozum yok, insanlarin acilarini dile getiriyor. insan insandir temel'e inersek, ister ingiliz olsun, ister Turk olsun, ister Japon olsun!! fark etmez. Saygi gosteriyorum yazdiklarini, acilar cok. tek elestirim, birazda Türk'lerin hikayelerini acilarini yazsaniz?? Bize neler oldu, Balkanlardan surulen ailelere neler oldu, ne acilar cektiler? Kirim'dan kacanlara ne oldu? Kafkaslarda neler oldu? Bosna'da ne acilar cekildi? Girit'de 19.yuzyilda Turk halkina ne yapildi, neler oldu? bunu bir cok gencimiz bilmez. Bende genc sayilirim ama yinede. Arasira bizimde acilarimiza ses verseniz daha Objective, daha gercekci olursunuz. Aci insan acisidir. Kendi ulkeni, devletini elestirmek her zaman iyidir ama halk devlet degildir(olmasi gerek ama burada degil) Galiba, Turk'lerin en anlayamadigi sey kendi acilari neden aci olmuyor bazi insanlarin gozunde?? BU BATI'dada boyledir, kendi takimlarini, dindarlarini hep korurlar, ama is "baska" insanlara gelince, onlarin acilari yoktur. Problem burada. Hepimiz insaniz. Unutmayin.

ermeni erol - 31/10/200919:27

ilkokul 1 veya 2'deyim.(yaşım 43) okul dağıldı süleyman nazif'in (diyarbakır) küçük tahta kapısından çıkıyoruz ki,''provokatör''çocuk erol'u işaret ederek ''ula bu gavurdır vurın''demesiyle 5,6 çocuk erol 'ın üzerine çullandı.yapmayın etmeyin derken,anne'sinin can havliyle bize doğru koşmakta olduğunu gören çocuklar bir anda ordan uzaklaşırken,olay mahalinde bir ben bir de erol kaldık.erol yerde toz toprak içinde bense ayakta.anne'nin sinirle üstüme yürüdüğünü hatırlıyorum da,beni dövdü mü..? bilmiyorum.(dövmüşse de şikayetçi değilim)en son erol'u ''dört ayaklı minare'nin yanında gördüm,boynunda haç'ıyla.uzaktan beni kesiyordu,yüzüne bakmaktan kaçındım,ya beni de o çoculardan sanıyorsa..?gerçekten de beni onlardan mı sanıyordun erol.!de hele... 2

ADnet