13  Ocak 2010, Çarşamba

Son Güncelleme  23:45

İçimizdeki futbol düşmanı

Yazı Boyutu
İçimizdeki futbol düşmanı

   

Aylık geliri 85 bin avro olan Raymond Domenech’in kazancı tepki çekiyor.
FOTOĞRAF: AP


Lig arası münasebetiyle kaçıverdiğim Paris’te daha önce futbolu sevdiğini bildiğim, sevdiğini sandığım, sevdiğine emin olduğum ne kadar arkadaşım varsa, “Yoo biz artık futbol seyretmiyoruz, bizim için fazla endüstriyel oldu” dediler. Anlaşmış gibi. Hepsi. Onlara göre futbolun artık sevilecek hiçbir tarafı yoktu. Birisi ülkenin en çok satan gazetesinin l’Equipe olmasına kafayı takmıştı, biz futboldan konuşurken o fonda, periyodik olarak, “Le Figaro’ya bile razıyım (sağ görüşlüdür malum) ama l’Equipe...” diyor ve kafasını iki yana sallıyordu. Yetmezmiş gibi ‘Le Nouvel Observateur’ de (Fransızların deyimiyle Lö Nuvel Obs) kapaktan ‘Hakettiğiniz parayı mı kazanıyorsunuz?’ araştırmasını girmesin mi aynı hafta? 25 mesleği ‘prestij-işe yararlık-kazanç’ ölçeklerine göre değerlendirmiş ve kapaktan grafiklendirmişler: En sağda ayda 2000 avroyla hemşireler duruyor minnacık, sonra araştırmacılar, doktorlar, şirket yöneticileri derken en solda, ufak bir para dağının tepesinde ayda 85 bin avrosuyla Raymond Domenech dikiliyor muzaffer.
Ki Fransa dünyanın en sosyal güvenlikli ülkelerinden biri olduğu için krizi hafif bile atlattığı söylenebilir. Bu yüzden konuya çok da takık değiller aslında. Bir arkadaşım mesela, işyerinde vuku bulan işten çıkarmalar yüzünden huzur ortamının bozulduğunu ve kendisinin de içinde bulunduğu bir grup çalışanın da ‘işten çıkarılmak’ için başvurduğunu anlattı. Sırf huzur ortamları bozulduğu için istifa ediyorlar bir bakıma ve yasa, onlara bile tazminat verilmesini öngörüyor. Bahsettiğimiz tazminatlar da 50-100 bin avro arası değişiyor bu arada... İşten çıkarılanlara devlet zaten işsizlik maaşı bağlıyor ve bu da son maaşının yüzde 80’i gibi bir meblağa tekabül ediyor. Tabii işsiz kalınan süre uzadıkça bu oran düşüyor ama hiçbir zaman sıfıra da inmiyor. İşsizlik maaşını ‘maaş’ kabul edip, bir daha hiç işe girmeyenler hatta işsizlikten emekli olanlar bile var. Yani böylesi bir ortamda BİLE Domenech’in parası göze batıyor ve kimse “Ama futbol sektöründe maaşlar bu, Raymond’un meslektaşları da bunu kazanıyor” demiyor. Diyemiyor.
Hatta eskiden buna inananlar, futbolcuların bundan az kazanmadığını söyleyenler, o gidip başkası gelse daha bile çok alacağını bilenler de artık bunu demiyor çünkü orada ve burada, bu kriz dönemi, hiçbir şey yapmasa, içimizdeki anne-babayı hortlattı. Artık evde fazla yanan ışıkları kafayı cık cık cık diye iki yana sallayarak babamız değil, biz söndürüyoruz. Bulaşık makinasını ‘Ay şimdi boşaltamayacağım’ diye birkaç temiz tabağı çıkarıp, yerine birkaç kirlisini koyup tekrar çalıştıran bir arkadaşım, sardalya kutusu gibi dizmeden asla çalıştırmıyor. Bizzat ben, bir süredir ‘bitmeden yenisini alma’ isimli uydurma bir kural çerçevesinde yaşıyorum ve geçen gün bu kuralımdan bahsettiğim bir arkadaşım ki kendisi bugüne kadar yaptığı alımlarla ülke ekonomisini tek başına ayakta tutuyor bile olabilir, “Aaa ben de...” dedi. Yani bu kriz, öyle ya da böyle, az ya da çok, orada ya da burada herkesi etkiledi ve ‘endüstriyel futbol’ bu devre hiç yakışmıyor, tepki oluşturuyor.
Bu arada Türkiye Kupası’nı izlerken fark ettim, içimdeki anne-babanın ‘genç yetenek’ gelip üzerine hiçbir şey koyamadan, ‘genç yetenek’ gidenlere de tahammülü kalmamış. 

Türkiye Kupası işkencesi
İnsan, 17 yaşında sahaya çıkıp, şutu tribüne kaçan bir futbolcuya sevecen bakabiliyor da, aynı futbolcu 20 küsur yaşına gelip, karşı karşıya kaldığı üç pozisyondan birinde topu saklayamayıp, birinde uzay boşluğuna şutlayıp, sonuncusunda şimdi hatırlayamadığım başka bir saçmalık yapınca, of diyor. Yahu insan bu kadar zaman da üzerine BİRAZCIK bir şey koyar yahu. Anladım ki gazetelere “Ben farklıyım, şımarmayacağım” dedikten hemen sonra şımaran, iki gol attı diye kendisi efsane sanan, minibüsten Maserati’ye terfi edenlere tahammül kalmamış bende. Bir de bir türlü eleme usulüne geçemeyip, hâlâ grup işkencesi şeklinde oynanan kupa maçlarına... Valla o kupa, kazanan takıma değil, bu maçları başından sonuna kadar seyredenlere verilmeli. Para ödülüne de razıyız gerçi.

 


Spor kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (1 Yorum)

Vefa Borcu! - 13/1/201014:1

Ilk olarak yerinde tespitlerle dolu guzel bir yazi olmus. Daha dun esimle futbolculara odenen paralarin mantigini, talep edenin mi yoksa bunu odeyenenin mi "akilli!!" oldugunu tartismistik. Sonuc ne cikti derseniz tabiki sonucsuz kaldi bu tartisma da. Konu Nihat'in dun gece kupa macinda sergiledigi futbol'u izlerken gundeme geldi. Aldigi 3,5 mio avro civari yillik ucreti ne kadar hakettigi, bu ucreti odemeyi kabul/taahhut eden yonetimin aslinda daha sorumlu oldugu uzerine konu uzadi da gitti. Hatta bir noktada Nihat'in vefa borcu odedigini bile dile getirdik ama sonra bu ne bicim bir vefa deyip konu kapandi. Bence bu parayi talep eden de, odeyen de esit derecede sorumludur! Spor basininda bu ucretlerin tartisilmamasinin baslica sebepleri ise hepsinin (Futbolcu/Teknik D.) kendi capinda birer mafya olmalari ve daha sonra bu kisilerle konuyu gundeme getirenlerin baslarinin belaya girme korkusu, vergisel yukumluluklerin gundeme gelmesi ve hatta kulturumuzun getirmis oldugu "maas kutsaldir, kimseye maasi sorulmaz!" desturudur. Bu konularda en basarili test insanin kendisini o futbolcunun yerine koymasidir. Futbolculara nazaran 3'er kurus kazanmamiza ragmen koala gibi sarildigimiz islerimizi ozensizce yapar ve bunu surekli hale getirirsek basimiza gelecek kacinilmaz sonu cok muhterem futbolcularimizin surekli kotu oynadiginda karsilastiklari sonla karsilastirin! Evet aynen oyle! Bizim ornegimizde siz giderken, futbolda patron (Antrenor) gidiyor :)).

ADnet