Kamerun Milli Takımı, sadece eski Alman sömürgesi olduğundan dolayı değil, fiziki güç, taktik disiplin ve inatlarından ötürü ‘Afrika’nın Almanları’ olarak adlandırılır.
FOTOĞRAF: AFP
Sahra altı Afrika, dünya kupasında ilk defa Almanya 1974’te boy gösterdi. Daha önce iki Mağribî, Mısır (1934) ve Tunus (1970) bu büyük şampiyonada çerez olmuşlardı. Kara Afrika’nın ‘74’teki siftahını, Zaire yaptı. Oryantalist yorumlar gırlaydı, o zamanlar: Zaireliler ‘kedi gibi sıçrıyor, ceylan gibi koşuyorlar’dı. Gel gör ki, ‘10 metreden bir piramidi bile vuramıyorlar’dı, İskoçya Milli Takımı’nın teknik direktörü Willie Ormond’un alaycı ifadesiyle. Brezilya’yla oynadıkları maçta bir endirekt serbest atışta sazan durumuna düştükleri sahne, futbol mizahı tarihinde yerini almıştır. Zaireli Mwepu Ilunga hakem düdük çalar çalmaz fırlamış, atışı kullanmak üzere elleri bellerinde bekleşen Brezilyalıların şaşkın bakışları altında topa güm diye vurup tehlikeyi uzaklaştırmıştı (meraklısı için: http://www.youtube.com/watchgl=DE&hl=de&v=Kfenai77-wg). Ne yapsın adamlar, serbest atış protokolünü bilmiyorlardı. Hakem, Ilunga’nın cehaletini sarı kartla cezalandırmıştı.
Bugünün Afrika takımlarıyla kimse böyle dalga geçemez. Avrupa’nın en muteber ligleri Afrikalı yıldızlarla kaynıyor. Kitlesel fakirlikten bireysel yırtışın imkânı olarak futbolu bulan Afrikalı delikanlılar, Rusya steplerinden İskandinavya’ya, yedi iklimde top koşturuyorlar. En ‘uç’tan misal vereyim: Finlandiya’nın kutup çemberi içindeki Rovaniemi şehrinin takımının kadrosunda dokuz Zambiyalı iki Nijeryalı yer alıyor!
Taktik kavramına uzaklar
Beri yandan, Afrika’nın futbol gücünü kuvveden fiile çıkaramadığı da kesin. Afrika futbolunu iyi bilenler hep aynı sorun dökümünü yapıyorlar: Futbol örgütlenmesinin oligarşik yönetimlerin oyuncağı olması, Mısır ve Güney Afrika gibi istisnalar dışında ciddi profesyonel liglerin yokluğu, bir futbol endüstrisini yaşatacak imkânların bulunmaması, eninde sonunda parasızlık. Bu zaafların futbol-içi yansımaları: Antrenör yokluğu ve altyapı çalışmasının kurumlaşamaması, dolayısıyla fundamental becerilerin gelişememesi. Neticesinde, Afrika’da çalışan (en çok Fransız, sonra Alman) Avrupalı teknik direktörlere saçını başını yolduran mesele: Taktik kavramına uzaklık.
Gerçi bu bakımdan ciddi mesafe alındığını, 2010 Afrika Uluslar Kupası’nda da görüyoruz. Bilhassa Fildişi Sahili, Nijierya, Kamerun, Gana, Mısır gibi yüksek rütbeli takımlar, hayli dakik bir taktik disiplinle oynuyorlar. Zaten Kamerun milli takımına sadece eski Alman sömürgesi olduğundan değil, fiziki güç, taktik disiplin ve inatlarından ötürü ‘Afrika’nın Almanları’ denir. Mağrip takımlarının ise zaten, Sahra altı Afrika takımları kara düzen oynarken de, sinsi bir pusu ve kontrol oyununa yatkın olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Mısır, bu oyunun iyi ustası; Tunus ise neyi kontrol ettiği belli olmayan bıktırıcı bir kontrol oyununun temsilcisi.
Kara düzen oyun motifleri, kabul etmek lâzım ki, Afrika futboluna hem neşesini hem mukayeseli üstünlüğünü veren etken bir etken. Oryantalist klişelerin berisine geçip, Afrika futbolunun atletik ve akrobatik estetiğinin keyfine varabilirsiniz: Uzun çengel bacakların topu kepçeleyişi, sürüsüne bereket vücut çalımları, havada makaslar... Başgedikli Song’dan bildiğimiz, momentumu azamîleştirmek için tüm bedenin işe koşulduğu, topu cehennemin dibine göndermeye azmetmiş savuşturma vuruşları... Yan etkiler: ‘Eyvah’ dedirten ama kimseye bir zararı olmayan gözü kara dalışlar, alıp başını gitmeler, çok uzaklardan muz şutlar, bol bol topun dibine girerek ayarsız vuruşlar...
Estetik deyince, formalardan bahsetmeliyiz tabii. Bir kere sarı-kırmızı-yeşil kaynıyor. Bu üç renk yan yana gelmesin diye bir ara Batman’da trafik ışıklarındaki yeşilleri maviye çevirmiş olan zihniyet açısından, asap bozucu sıklıkta... Tabii bir de Kamerun’un birkaç yıl önce başlattığı ‘Formaları çıkarın çıplak oynayın’ kampanyasının yaygınlaştığını görüyoruz. Bu turnuvada birçok takım, Kamerun erotizmini izledi ve vücuda yapışık bisikletçi formalarını ıslattı.
Eurosport’a teşekkür...
Medyanın satırlık haberlerle, lâf arasında geçiştirdiği Afrika 2010 yayını için Eurosport’a teşekkür borçluyuz. Eurosport Türkiye’nin mikrofon başındaki gençlerine de teşekkür borçluyuz. Bağırmadan, sakin sakin anlatıyor, kişisel gözlemlerini ‘güler yüzle’ sesli düşünme havasında paylaşıyor, Afrika’nın hem futbol âleminden teferruat veriyor hem siyasal toplumsal, tarihsel bilgi aktarıyorlar. Keşke ‘ustalar’ bu gençlerin yanında biraz staj görse...
link - 19/1/201022:58
http://www.youtube.com/watch?v=aYDXkVGpMpc linkinden de izlenebilir
link - 19/1/201019:34
Tanıl abinin yazıları için güzel demek, herkesin bildiğini tekrarlamak olur. benim derdim verilen link ile ilgili, zira çalışmıyor.
Şapka - 19/1/201012:52
Yine enfes bir yazı olmuş. Eline sağlık Tanı Bora. O kadar işinin arasında Finlandiya'nin kutup dairesindeki bilmem ne takımında kaç Zambiyali olduğunu nasıl takip ediyorsun, o da benim için muammadır! Her hafta olduğu gibi yine şapka çıkarıyorum!