Simon Bolivar Gençlik Orkestrası’nın şefi 28 yaşındaki Gustavo Dudamel.
‘iPod’ denilen avuç içi kadar aletin klasik müzikteki dinleme alışkanlıklarını altüst edeceğini kim tahmin edebilirdi? ‘Gramophone’ editörleri James Inverne ve James Jolly, derginin Şubat sayısında, iPod ve onun gibi, 21. yüzyılın ilk 10 yılı içinde klasik müzik dünyasında köklü değişimlere sebep olan en önemli 10 gelişmeyi listelemişler. Klasik müzik gündeminin baş sıralarını en az 10 yıldır işgal etmekte olan yenilikleri alt alta listelenmiş okuyunca afallamamak mümkün değil.
İlk sırayı iPod’un almasına hiç şaşırmadım. Klasik müzik kayıt endüstrisinin 1990’lı yıllarda kabuk değiştirmesiyle birlikte, kayıt edinme ve dinleme ortamının CD’den bilgisayara kaymasının doğal sonucudur çünkü iPod. Klasik müzik dinleyicisi tüm dünyada yaşlanıyor belki ama bu olumsuzluk, günümüzde genç dinleyiciyle özdeşleşen iPod’un aynı zamanda mükemmel bir klasik müzik dinleme aracı haline geldiği gerçeğiyle çelişmiyor.
iPod ve türevi aletler klasik müzik sever için de uygun bir ortam sağlıyor çünkü mevcut CD’lerden bilgisayara yapılan aktarımların dışında siber ortamda artık o kadar çok klasik müzik indirme seçenekleri oluşmuş durumda ki! Yasal olup olmadığına bakılmaksızın yoğun biçimde klasik müzik indirilen emule gibi programlardan bahsetmiyorum. Klasik müzik dinleme alışkanlıklarının nereye doğru gittiğini iyi gözlemleyen Chandos, Naxos, Linn ve yarışa sonradan katılan Deutsche Grammophon gibi önemli kayıt şirketleri yayınladıkları tüm kayıtları bedeli karşılığında internet üzerinden indirilebilecek biçimde pazarlıyorlar artık.
Bedava kayıtlara ilgi
İnternet üzerinden klasik müzik kaydı ‘indirten’ Passionato, Classical Archives gibi özel siber dükkânlar bile türedi. Üstelik bu platformlar, kalitesi düşük, mp3 gibi sıkıştırılmış formatlar değil, bilgisayarda belki çok yer işgal eden ama klasik müzik dinlemenin şartlarından biri olan ‘kayıpsız’ diye tabir edilen dijital ortamlarda sunuyor bu müziği.
‘İnternetten klasik müzik indirme’ eğiliminde bir kırılma noktası var ki üzerinden on yıl geçmiş olmasına rağmen sonuçları itibarıyla hep hatırlanır. 1995 yılında BBC Radyo 3, Beethoven’in tüm senfonilerinin BBC Filarmoni tarafından yapılmış dijital kayıtlarının sitesi üzerinden bir hafta boyunca ücretsiz indirilebileceğini duyurur. BBC koridorlarında ‘5 bin kişi indirir herhalde’ tahminleri yapılırken sonuç herkesi şaşırtır. Dünyanın kimi uzak coğrafyalarına kadar yayılan toplam 1,4 milyon kişi Beethoven senfonilerini o bir hafta içinde bilgisayarlarına indirmiştir. Herkes şaşırır. ‘Demek Beethoven’in hükmü dijital çağda bile geçiyormuş! Demek klasik müzik ölmemiş!’ diye atılan sevinç çığlıkları arasında, BBC koridorlarında beliren siyah çantalı takım elbiseli adamları kimse fark etmez.
BBC’nin o pilot uygulamanın ardından sitesi üzerinden bir daha hiç indirme yaptırmamasının sebebi sonradan anlaşılacaktır. BBC bu ‘bedavacı’ politikasına devam ettiği takdirde kataloglarındaki binlerce klasik müzik CD’sinin ellerinde kalacağı endişesini taşıyan kayıt şirketleri İngiliz Hükümeti’ni ve BBC’yi bu uygulamanın ne kadar ‘tehlikeli’ olduğu yönünde ‘uyarmışlardır’. Baskı grupları o günün gelmesini geciktirmek için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar teknolojinin gittiği yer artık çok belli. Kitabın yerini zamanla ‘pad’lere bırakması beklendiği gibi yakın gelecekte CD diye bir şey de kalmayacak.
Biz yine dönelim ‘Gramophone’ listesine. İkinci sırada, klasik müziğin geleceğine duyulan inancı pekiştiren, iyimser kanadın tutunduğu en taze ve güçlü dallardan biri olan Venezüella’daki El Sistema Hareketi ve o hareketten türeyen, 28 yaşındaki şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Simon Bolivar Gençlik Orkestrası yer alıyor. Jose Manuel Abreu’nun ülkesinde 34 yıl önce başlattığı bu hareketin tüm dünyayı son bir iki yıldır kasıp kavurmasının altında Dudamel ve onun klasik müziğe taptaze bir bakış açısı getiren hal-tavır ve yorumları yatıyor. Bu hareketin meyvelerinden şimdi gelişmiş, gelişmemiş tüm dünya ülkeleri yararlanmanın peşinde. İngiltere bile, artık müzik eğitimi veremediği çocuklarını El Sistema’dan etkilenip uygulamaya koyduğu ‘In Harmony’ adlı projeyle kurtarmak peşinde. Türkiye’de de Cem Mansur ve Pekinel kardeşler Abreu’nun El Sistema’sından etkilendiği açık projeler üzerine kafa yoruyor. Bu arada, Dudamel ve orkestrasının İstanbul 2010 etkinlikleri kapsamında bu yıl İstanbul’a da geleceklerini haber verelim.
Listenin geri kalanında yine her biri için satırlar dolusu kalem oynatılabilecek sekiz çığır açıcı gelişmeye daha yer verilmiş. Bunlar arasında; Çin’in merkezinde yer aldığı Uzakdoğu’da yaşanan müzik devrimi; dünyanın önde gelen orkestralarının başlarına getirilen Levine, Elder, Jurowski, Petrenko gibi genç ve orta yaşlı şeflerin, topluluklarıyla dokularının uyuşması sonucunda müthiş işlere imza atmaları; 1950’lerde kitleden koptuktan sonra içine kapanan modern müziği yeniden gündeme taşıyan Ades, Lindberg Golijov gibi başarılı genç besteciler (Bunların arasına eserleriyle farklı bir tarz yaratmayı başaran Fazıl Say’ı da katabiliriz) listede kendilerine yer bulmuş.
Pazarlama taktiği
Son yıllarda Jansen, Fischer ve Hahn’ın ön sıralarında yer aldığı ‘genç, güzel ve başarılı kemancılar’ başlıklı yeni bir kontenjanın oluşması da, klasik müziğin kapitalizmin pazarlama taktiklerini kaptığının bir göstergesi. Artık kayıt yapamaz hale gelen orkestraların ‘kendin kaydet kendin pazarla’ dönemini başlatması da önemli yeniliklerden biri. (Kendi markasıyla kayıt yapan Bilkent Senfoni’nin Londra Senfoni’yle birlikte bu alanda öncü sayılması gerektiğini Gramophone’cular bilir mi, bilmezler elbette!).
‘Kayıt sektörü öldü’ diyenlere inat birbiri ardına çıkan yüzlerce üstün kayıt; Walt Disney Hall, Valencia Palau gibi konser dinleme alışkanlıklarını yeni baştan inşa eden, her biri tasarım harikası konser salonları ve sanatçıların festival organizatörlüğü işine soyunmaları, Gramophone listesinde kendilerine yer bulan, diğer çığır açıcı gelişmeler olmuş.
‘Klasik müzik endüstrisi ölüyor’ diyenler bu listeye dikkatle baksınlar derim. Karşılarında, ölmekte olan değil, güçlü iç dinamikleri sayesinde, baş döndürücü teknolojik gelişmeler karşısında kendini sürekli yenileyip yeniden tanımlayan, dijital söylemle ‘update’ eden bir endüstri durduğunu göreceklerdir.
Ufak bir hata - 9/2/201021:31
Merhabalar. Ufak bir hatayi duzeltmek isterim. BBC3, Beethoven'in senfonilerini, 2005 yilinda bir haftaligina kendilerine ait olan ag uzerinden paylasmisti. Yazida 1995 olarak gecmis. 1995 yilinda internet gerek Turkiye'de gerekse dunyada daha bu kadar yaygin hale gelmemisti.