İnsan haklarına ne kadar önem verdiğinizi biliyor, bu konuyla ilgili, sezon bitmeden bir şeyler yapacağınızı umuyorum entel okur:
Çalışan bir insanın yaz tatili hakkı bir hafta.
De ki uzun zamandır aynı yerde çalışıyor, üç hafta. Ki, özel sektörde uzun yıllar çalışmak çok da mümkün olmuyor. Peki bu kadar çalışmaya bu kadarcık tatil revâ mı?
Ben diyorum ki, gelin birlik olalım. Eminim telefonlarımı dinleyenler de bu kampanyaya katılmak isteyeceklerdir. Çünkü bu bir insanlık hakkıdır.
Her insanın yaz tatili hakkı altı ay olmalıdır. Çünkü 12’nin yarısı en az altıdır .
Hadi diyelim ki resmi tatiller filan, minimum dört ay olmalıdır, o da, işverene bol bol hakkını vererek.
Şimdi bu şartlar altında, bir haftanın verdiği ajitasyonu düşünebiliyor musunuz değerli okur?
Zaten tatil için bütün sene köşeye de bir para koyamamış olması bir yana, eskaza tatile gidebildiyse, o keltoş bir hafta da bitecek diye çektiği stres dört ay tatilde anca geçer.
Fakat memleketçe sosyal standartlarımız o kadar düşük ve o kadar işkence bağımlısıyız ki, bir süre sonra o bir hafta tatilden de sıkılıyor, şehre dönüp aynı işkenceleri çekmek için can atıyoruz.
Gerçi bu dönme istemi, bir haftanın verdiği utanç duygusundan da kaynaklanıyor olabilir.
Yazlığı olanlar daha da fena: Bu bir haftanın iki günü temizlikle, günlerin yarısı da yemek yapmak, sofra toplamak, çamaşır yıkamak, yanlarında beleş tatil yapmayı gizli mesajlarla anlaştırmaya çalışan hısımları, arayı bozmadan savmaya çalışarak ve bilimum rutin işlerle helâk olarak geçiyor.
Şimdi bir köşe yazarı olarak devlet yetkililerine de seslenmek gerek:
Bu tatillerin hali ne? Tatil için insanlara ekstra para verilemez mi? Mesela en ucuz pansiyonlara bile bir canlı müzik konulamaz mı?
Bizim memleketçe vazgeçilmez eğlencemiz, bildiğiniz gibi ‘oynak’ bir müzik başlar başlamaz, yemek masasının hemen yanında dikine breyk dans yaparak piste doğru ilerlemektir.
Şimdi ufak bir ekonomik hesap yapalım: Her canlı müzikçiye gecede 100 YTL versen (heveslisi çoktur eminim,) eline de 200 YTL’den suntalemden ud yaptırıp tutuştursan (ki ülkemizde çok ucuza tapon kanun da var,) maksimum 300 YTL.. Ülkemizdeki pansiyonların sayısı da 2 milyonu geçmez, 2 milyon çarpı 300, eder sana 600 milyon YTL.
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesi buna elvermez mi? Bence verir. Ve artık bunları düşünmenin vakti geldi...
Ülkemizde onca ekonomi profesörü, sosyolog, müzikolog var (ud seçmeleri için;) biri de çıkıp şunları düşünemiyor.
Geçenlerde bir taksi şöförüyle yaptığımız sohbette, bunun ne kadar mantıklı olduğunu konuştuk. Zaten taksi şöförlerinin biraz olsun söyledikleri dinlense, bu ülke kalkınır. Mükemmel teorileri var.
Yani ben Meclis TV’yi gördüm birkaç kez, ne eksiği var ki taksi şöförlerinin? Hiç değilse halkı tanıyorlar, bütün gün her çeşidinden insanla sohbet edip konuşuyorlar.
Bendenizin de ciddi bir yazar olarak vazifesi, ifade özgürlüğüne yer verip, bu tip farklı
fikirleri desteklemektir.
Ayrıca, ülkemizde gerçekten kültür seviyesi çok yüksek. Perihan Mağden bulunduğumuz adaya geldiğinde kimse onu tanımaz nasıl olsa diye o kadar emindik ki (o empoze ediyor kimsenin onu tanımadığını) fakat o gittikten sonra geçen hafta ülke gündemine oturan Lost Adası otel yetkilisi yanıma gelip, “Perihan hanım neden yazılarında Lost Adası diyor, Gökçeada deyip güzel adamızı tanıtsa ya” dedi, şaştık da kaldık.
Artık sokaktaki insanın ve hatta adadaki insanın fikirlerine ehemmiyet vermenin zamanıdır, aliyöö, sayın entel okur.
Yaşam / 09/02/2010
RADİKAL CUMARTESİ / 06/02/2010
Yaşam / 04/02/2010
RADİKAL CUMARTESİ / 30/01/2010
Yaşam / 28/01/2010
Yaşam / 26/01/2010
RADİKAL CUMARTESİ / 23/01/2010
Yaşam / 21/01/2010
Yaşam / 19/01/2010
RADİKAL CUMARTESİ / 16/01/2010
Yaşam / 14/01/2010
Yaşam / 12/01/2010
RADİKAL CUMARTESİ / 09/01/2010
Yaşam / 07/01/2010
Yaşam / 05/01/2010
RADİKAL CUMARTESİ / 02/01/2010
Yaşam / 31/12/2009
Yaşam / 29/12/2009
RADİKAL CUMARTESİ / 26/12/2009
Yaşam / 22/12/2009