9  Şubat 2010, Salı
Son Güncelleme  20:17

Sadaka kültürü

yazar adi

YILDIRIM TÜRKER

Türkiye / 29/09/2008

Kapitalizmle başa çıkamayan, bağımlılığı katmerli Cumhuriyetimiz sınırları içinde sadaka kültürünü açıkça meşrulaştıran, AKP hükümeti olmuştur.
Kanımca en iyi anladığımız, kendimizi içine rahatlıkla yerleştirebildiğimiz bu kültürün eski zamanlardan utanç verici bir fısıltı olarak kalacağını beklemiyorduk elbet. Ama yoksul insanları bu kadar fütursuzca birbirini parçalamaya iten toplu sadaka ritüelleri düzenlenebileceğini de sanmıyorduk.
Geçtiğimiz hafta Gaziantep’te Hacı Mehmet Tunalı adlı tüccarın girdiği sevabı hep birlikte izledik. 
Gazetelerden: “İtişerek içeri girmeyi başaran kadınlar, kalabalığı durdurmak için kepengin kapatılmasıyla içeride boğulma tehlikesi geçirirken, dışarıda kalanlar da içeri girmek için birbirini ezdi. Kepenkler kısa süre sonra açılırken, bazı kadınlar yere düşüp ezilme tehlikesi geçirdi, bazısı da sıra yüzünden birbiriyle tartıştı.
İçeri girmeyi başaran kadınlardan bazılarının dışarıda kalan çocukları gözyaşı dökerken, 150 paket bulgur kısa sürede tükendi. İçeri girip bulgur almayı başaran kadınlar dükkândan mutlu ayrılırken, çoğu kadın ise evlerine eli boş dönmek zorunda kaldı.”
Habere iliştirilmiş fotograflar, hayatımızın en müstehcen yanını ortaya koyuyordu.
Oysa bundan yıllar önce Deniz Feneri programı patladığında, daha sora artist olup başbakanı ve şürekasını ağlatacak şiirler yazan ve okuyan sunucumuz eşliğinde ne kapılar çalmış, ne dertlere deva olmuştuk.
O programda iki adam, mevlevi dervişlerini aratan bir tevazu ve mahçubiyete sarınarak her yoksul kapısında boyun kırıp içeri kabul ediliyor, seve okşaya, ağlaya gözyaşı sile sadakalarını sunuyordu. Sonradan Deniz Feneri örgütlenmesinin palazlanarak Almanya’nın görmezden gelemeyeceği başarılara imza attığını okuduk. Başbakan’ın asabını tepesine çıkaran şey, haberlerin veriliş tarzından çok bir dönemin kapanabileceğine yönelik kaygılarıydı kanımca. Sadaka kültürü, en azından merkezi yapılar tarafından fevkalâde istismara açık bir yapı sunuyor. Bunun dile gelmesi, sadakanın bir an olsun sorgulanması bu kültürün üstüne kurulu bir siyaset motorunu felç edebilir.
AKP, sahneye çıktığı andan itibaren, gerek yerel gerek genel seçimler öncesi halkın evine kömür, bulgur, un ve bilumum gıda yardımlarıyla olağanüstü bir ağ kurarak sadaka borçlandırması programı uyguluyor. AKP’nin rakiplerinden farklı olarak hiç kuşku duymadan anlamış olduğu, bu millet hakkında hiç de iç açıcı bir hakikat değil. Yeni yoksulluğun, geniş aile dayanışmasının dışına atılmış yapısı, AKP’nin köydeki emmoğlu, kasabadaki eltimgil rolü üstlenerek o geçmişte kalan geniş aile dayanışmasını ikame etmesine alan açıyor. AKP, seçmenin belirleyici kısmının vatan millet sakarya nutuklarından çok bir kilo bulgura tamah ettiğini iyi biliyor. Taşra hacıları da böyle böyle yaranıyor iktidara.
AKP’nin laisist ve benzeri orta sınıf duyarlıklara karşı avantajı bu.

Şehirli okumuş sınıfın tepkisi
Sözkonusu sınıfın bu durum karşısındaki tepkisi bundan birkaç yıl önce tanık olduğum bir haber programında açıkça görülebiliyordu. Bulgur izdihamı benzeri bir sadaka ritüeli üstüneydi:
Bir taşra şehrinde yoksullara yiyecek yardımı taşıyan kamyonların önünde itişip kakışan insanlar. Omzunda taşıdığı çocuğuyla birlikte kargaşada yere devrilen bir adam. Korkudan taş kesilmiş, boğularak ağlayan çocuk. Babasıyla birlikte insanların ayakları altında ezilmesine ramak kalmış çocuğu kim kaldıracak? Haber sunucusu
hanım, insanların nasıl bu denli canavarlaşabildiğine bir türlü inanamayan bakışlarla, sesinin tahammülsüzlükten en ‘salon hanımefendisi’ tınısı edinmiş haliyle o baba-oğlu yerden kaldırmayan, hatta üstlerinden atlayıp menzile yaklaşmaya çalışan insanlara sitem ediyor. ‘Görüyorsunuz ya. İnsanlık bitti’ demeye getiriyor. Üç kuruşluk tayın için birbirini ezen bu cahil güruh, gururlu onurlu Türk milletini temsil edebilir mi?
Yardım kamyonlarına saldıran insanlar, birbirini parçalıyor. Yaşını başını almış kadınlar, izdihamdan korkup kaçan yardım kamyonlarının kasalarına asılıp sürükleniyor. Açlıktan ölme eşiğine gelmiş bebekler, şansları yaver gider de çevrenin ilgisini çekerlerse ana babalarından koparılıp hastaneye kaldırılıyor. Bebeklerini yaşatabilecek besine bile ulaşamayan insanların sayısı arttıkça artıyor. Artık kulaklarımda hep o sunucu hanımefendinin sesi. Görüntüye bindirilmiş o üst ses eşlik ediyor, yoksulluktan gözümüzün önünde paldır küldür insanlığın öte yanına yuvarlananların serüvenine. ‘Yoksul ve onurlu’ masallarıyla büyütülmüş Cumhuriyet çocukları olarak güvenli otoritesi altına sığındığımız o ses bize bu olanların çok uzak diyarlardan, anlaşılması çok tuhaf insan çarpıklıkları olduğunu fısıldıyor. Dünyanın kirlenmesiyle birlikte bize; gururu ve haysiyetiyle her dem gözü tok, ruhu bütün insanlara dahi sirayet etmiş olan bu paçavralık halini sahiplenecek değiliz elbet.
Yoksulluğu kahramanca bir feragat, yeri geldiğinde kendisine sunulan parayı tomarıyla karşısındakinin suratına çalıp bir de okkalıca tükürecek insanların unvanı görerek geldik bu günlere. Yoksulluğun ne kadar çirkin, yakasına yapıştığını asla ondurmayacak bir bela olduğunu bilsek de, kavruk hayatlarımıza yoksulluk korkusuyla biçilmiş giysileri zorlukla geçirip ayakta durmaya çalışsak da şiarımız hep ‘yoksul ve onurlu’ olageldi. İşte bu sebepledir ki yoksulluktan bahsederken yüzümüz kızarır, yoksulu değil kendimizi incitmekten korkarak kekeme bir dil tuttururuz. Yoksulluğun dibine vurmuş olan, feda edecek bir canı kalmış olandan fedakârlık, sükunet ve gurur bekleriz.
Gazeteci Muhammed Pamuk, “Ölümün Soğuk Elçisi;Cellatlar” adlı kitabında yakın Cumhuriyet tarihi ve Osmanlı dönemindeki cellatları anlatıyor. Hemen hepsi derin yoksulluk ve çaresizlikten bu işe bulaşmış.
Yoksulluğun seçilmişlere sunulan bir onur ve dayanıklılık sınavı olduğunu kim söylemiş?
Yoksulluktan söz etmek yüzünüzü mü kızartıyor? Her şeyi devletten beklememeli, değil mi? İnsanlık onurunu bir tek can çekişenlere yakıştırıyorsunuz demek. Yoksulluk, çirkindir. Aynaya bakın. 
Aç, muhtaç insanlara lütufta bulunur gibi orada burada yiyecek dağıtma üslubunun kendisinde, can çekişen yoksul bir insanlık kültürünün imzası okunuyor. Açları kapıştırıp seyretmekten zevk alan intihari bir kültürün. Polis copları altında itişen o kadınlarla adamlar, ana-babalarımız. Bugün değilse yarın.  
Gazeteme not: O gün, manşete nal gibi harflerle “Faşizmin ayak sesleri” yazıp, Başbakan’ın münasebetsiz boykot çağrısını Nazilerin kitap yakması fotoğrafıyla sunmak, ortaokul ikinci sınıf öğrencisi Cin Alilikten başka bir şey değildir. Bu kadar zoraki bir analoji üstüne kurulan muhalefeti ciddiye almak ne mümkün? Hayali ayak seslerine nazi postalı giydireceğinize asıl manşeti görüverseydiniz. Bir torba bulgur için birbirini parçalayan insanları. Radikal gazetesinden bu beklenirdi.


OKUR YORUMLARI
11/10/2008

9:36
OY-UN

sosyal devlet anlayisinda issiz ve zor durumda olanlara DEVLET sahip cikar(halktan toplanan vergiler sayesinde ,gerektiginde insanina insanca yasamak icin parasal destek yapar)Iktidardaki siyasi parti/ler devleti YÖNETENler gercekten yapmalari gerekeni degil,kendi siyasi cikarlarini düsündügü icin ,insana hizmet eden bir anlayisla devleti yönetemediklerinden insanlarin gözünü SADAKAyla boyayip önce onurunu sonrada kolayca OYunu aliverirler
1/10/2008

1:26
"hayatın en müstehcen yanları"

İyiki varsın Yıldırım Türker, iyiki varsın... "müstehcenlik" demişsiniz, gerçekten çok yerinde bir kelime... ekranlarda gördüğüm sözünü ettiğiniz sadaka kültürü hayatımda gördüğüm en müstehcen karelerdi.
30/9/2008

15:8
O mu anlaşılır yazdıklarımdan?

ataycanada isimli okur yorumumdan içermediği bir anlam çıkarmış. Ben siyasi ve somut anlamda birşey demedim ki! Birey olarak soyut planda "sadaka kültürü"nün bizim dinimizde yeri olduğundan, insanlık tarihi boyunca sadaka vermenin bireyler için, namaz gibi dinî bir edim, bir iş olduğundan söz ettim.İstismarı, somut çirkinlikleri, vs. nasıl savunabilirim!

YILDIRIM TÜRKER - Köşe Yazıları Arşivi

İşçinin soluğuİşçinin soluğuyla ısınıyoruz bu kış. Tekel işçilerinin eylemi 55. günün doldurdu.

Türkiye / 08/02/2010

Orhan Kemal'in çocuklarıOrhan Kemal'i hatırladığımda, çocuklar yatırıldıktan sonra küçük bir mutfak masasında daktilosunun başında sabaha kadar yazan bir adam geliyor.

Türkiye / 06/02/2010

Ak saçlı bilge delikanlıSon okuduğum yazısı, Obama'nın Nobel Barış Ödülü'ne layık bulunması üstüneydi. Wilson, Roosevelt ve Kissenger'ı da aynı ödülle gönendiren Nobel'in bu alanda nasıl starlık ve boş retorik peşinde olduğunu anlatıyordu.

Türkiye / 30/01/2010

Ve hiç bitmeyecek reddedenlerAnayasa Mahkemesi imdada yetişti. Askerlerin örgütlü suçlarda sivil mahkemelerde yargılanmasını iptal etti.

Türkiye / 25/01/2010

Vavien70 öncesinin hızlı ve hovarda üretimine geçmiş Türk sinemasındaki patlamanın kof sesiyle düş kırıklığına uğrayanlar.

Politika / 23/01/2010

Hrant için! Adalet için!Hrant vurulalı üç yıl oldu. Üç yıl önce ölümünün acısıyla birlikte bize olağanüstü bir umut da bırakmıştı.

Türkiye / 18/01/2010

İnzivanın harlı ateşiBir fotografa nasıl bakılır, bilmiyorum. Galiba bu konuda bana yol gösteren, bu bilinmezin iyice koyulaşmasından aldığım zevk.

Türkiye / 16/01/2010

Devlet sırrı linçe çağırırBirkaç yıl önce, “Bu bahara, suiistimal edilen Türk bayrağının gölgesinde linç heyecanıyla girdik.

Türkiye / 11/01/2010

Güneyli büyücü'İyi İnsan Bulmak Zor' adlı öyküsünde bir büyükanne, oğlu, gelini ve onların üç çocuğu arabalarında yolculuk ederken önlerine çıkan üç kaçak tarafından katledilir.

Türkiye / 09/01/2010

Bir ihtimal daha varHer intihar vurucu bir mesajı beraberinde taşır. Bu mesajın paylaşılabilir olması, bir insanlık durumuna karşılık olup açık seçik bir reddi sahneliyor olması o intiharı yazılı bir söz kadar unutulmaz, kalıcı kılar.

Türkiye / 04/01/2010

Einstein'ın derdiAlbert Einstein, savaşı gözünden bilmişti. Fizikçi, en büyük yanılgısının, F. D. Roosevelt'i Nazi Almanyasına karşı atom bombası üretimine teşvik etmişliği olduğunu...

Türkiye / 02/01/2010

Devletin yeniyıl armağanıBu dönemden arda kalan, bu fotograf olsun istiyorlar. Bir ibret ayini. Eski meydanlardaki idamlar gibi. Biz de halk olarak çekirdek çitleyerek bu uğursuz ayini seyredelim. İstedikleri budur.

Türkiye / 28/12/2009

'Uzanır ağladığım yanıma'Lise birdeydim. Uzun kış akşamlarının birinde yatılı okulun etüt salonunda sessizce önüme düşüvermişti. Mosmor bir kitap: 'Yort Savul'.

Türkiye / 26/12/2009

DTP kapatıldı!Şimdi kınası arka cebinde hazır akil adamlar dizlerini döver gibi yapıyor. Çünkü onlar hem bu milletin ve devletin hassasiyet terzileri hem demokrasi de onlardan soruluyor.

Türkiye / 14/12/2009

Barışın asıl şartları hakkında yerel bir melekO da bu dünyanın şahane lanetlilerinden. Udi Aloni. Amerikalı-İsrailli film yönetmeni, yazar ve ressam. Meğer Shulamit Aloni'nin, şanlı sol aktivist siyasetçinin oğluymuş.

Türkiye / 12/12/2009

İşkenceciye teslimYaşanan her şeyin üstüne, bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimizin 'yol haritası' kazınmış. Bu milletin varoluş yordamı, önündeki ufuk üstüne bir şeyler söylüyor her bir tanıklığımız.

Türkiye / 07/12/2009

BeyoğluBeyoğlu'nu tanıyan, İstanbul'un bütün insanlarını tanır sonunda. Beyoğlu'nun tarihi üstüne çok şey söylenebilir elbet. Naum Duhani'nin dökümünü çıkarttığı, Reşat Ekrem Koçu'nun ballandırdığı gerçekten de heyheyli bir tarihi var Beyoğlu'nun.

Türkiye / 05/12/2009

Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk'un eserine gönderme yok bu başlıkta. Ne o müzenin zamanla, hayatla, bellekle ilişkisine yönelik bir ima, ne edebi bir zafer, niyetim.

Türkiye / 30/11/2009

Parrhesiastes(Aybar, bahçede ilk ağırladıklarımdandı. Bu buruk bayramda onun cesaretine, hakikate olan sadakatine her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bir kez daha hatırlayalım istedim.)

Türkiye / 28/11/2009

Önce çocukToplum olarak bir kıyametten daha geçiyoruz. Yer yarılıyor, altında kalmamamız gerektiğini biliyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Türkiye / 23/11/2009