10  Ekim 2008, Cuma
Son Güncelleme  20:17

Ateş düştüğü yeri yakıyor- hakikaten

yazar adi

PERİHAN MAĞDEN

Yaşam / 07/10/2008

Bugün (pzt.) Kızım, anneannesinin cenazesinden sonra, ilk defa bir cenazeye katıldı.
Yelken’den üç arkadaşı; çok sevdiği, çok tatlı melekbebek üç çocuk babalarıyla birlikte sele kapılıp öldü.
Özellikle ömrümde gördüğüm en güzel oğlan çocuk olan Cem’i çok seviyor; ona ve iki güzelim kız kardeşine müthiş bir şefkat, sevgi besliyordu. Daha iki-üç hafta önce “Biz Defne’yle Cemleri sinemaya götüreceğiz” dediği arkadaşı, korumacı-kollamacı bir abla olarak sevdiği Cem’i, sular götürdü! Bugün bana kendi çektiği Cem fotoğraflarını gösterdi, dün ağladı.
Yani bizim eve, kızımın evine; ölümün ateşi düştü. Ölümün soğuk ateşi.
Aktütün’de hiçbirimizin tanımadığı ve tanıyamayacağı 15 fakir-fukara evladı(ben bu satırları yazarken ağır yaralılarla artabilir sayı, zaten 2 uzmanımız da şehit ‘muhtemelen’) şehit düştü.
Ne için? Kim için?
Biz duyarsızlar, duyargasızlar, aldırışsızlar için!
Daha önce yazmıştım; tekrar edeyim: Bu Savaş; 25 küsur yıldır bitirilmeyen/bitirilemeyen bu kanlı, bu kirli savaş Teşvikiye Camii’nden altı, Ataköy’den beş, Levent’ten de üç cenaze kalksaydı bitirilirdi- ne diyorsunuz?
Olan Uzaktakiler’in çocuklarına oluyor. Sonra Medyalamamız (bu son olayda hayret verici bir konsensus’la) ‘Ateş düştüğü yeri yakar’ diye manşetliyor.
Dağlıca Baskını’ndan sonra yine GELİYORUM! diye bağıran bir gaflete/hesapsızlığa/denetimsizliğe güzelim kuzularımızı ‘Zayiat’ verdik!
Ordumuzun Sesi Hürriyet gastesinden alıntılıyorum: “Orgeneral Hasan Iğsız; Aktütün, Samanlı, Yeşilova, Umurlu ve Alan karakollarının taşınacağını açıkladı. 1990’lı yılların başından itibaren baskına uğrayan ve şehit veren karakolların taşınması MALİ KOŞULLAR NEDENİYLE gecikti. Aktütün’ün taşınma kararı 2007’de alındı.”
(Büyük harfleme benim eserim.)
Aktütün’ün fotoğraflarına bakıyoruz: Kaçakçılarla baş edebilmek (ya da edememek) için kurulmuş zımbır zımbır bir gariban bina! Adeta bir ağıl.
Adalet bütçemize bakalım herrr yıl, bi de Milli Eğitim’e ayırdığımız bütçemize. Sonra da Savunma Bütçemiz’e bakalım. Daha doğrusu bakamayalım.
Zira Askeriyemiz, bütçesini muasır medeniyet (yani hakiki demokrasi) seviyesindeki ülkelerde olduğu üzre ‘accountability’ (hesap verebilirlik)
esasına göre hazırlamıyor. Göstermiyor. Denetletmiyor. Keyfine göre harcıyor.
Ve ciddi mühim bir payı bütçemizden;
her yıl, Bu Savaş’ın da sayesinde langırt diye kesip alıyor.
Sormamın mahsuru var mı: Son on yılda kaç tane aşırı lüks, aşırı donanımlı orduevi inşa edildi? Subay lojmanlarına akıtılan paraları, bir öğrenebilir miyiz? Kazaen (üstelik ulusalcı Vatan gastesinin manşetinden) feci pahalı, muhtemelen fuzuli, ayrıca teknik sorunları ayyuka çıkmış 6 adet denizaltının Donanmamız’a katıldığını öğrendik mesela.
Ayrıca konunun uzmanı (sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen) yazarımızın makalelerini okuduğumuzda Askeriyemiz’in masraflarını Soğuk Savaş Yılları ‘algılamasına’ göre yaptığını, yani bir sürü pahalı teçhizatın ferah fücur alınmasına karşın, dağlarda sürekli mobil gerillalara karşı MANTIKLI (yavrularımızı korumaya yönelik) alımların maalesef ve ısrarla yapılmadığını, okuyoruz. Öğreniyoruz.
Bu savaştan KİM nasipleniyor?
Bu bitmeyen/bitirilemeyen savaş KİMİN gücüne güç, dokunulmazlığına dokunulmazlık, sorgu sual vermezliğine sorgu sual’den her nevi muafiyet katıyor?
Pek tabii ki Celal Şengör’lere bağlayıp “Bu memleketin en bilimsel+en güvenilir+en üstün kurumu Ordumuz!” papağanlayabiliriz.
Kemalist İdeoloji, tamamen ‘Ortuya Kayıtsız Şartsız Biat’ üstüne inşa edilmiş. Vaziyette.
Aynen pazar günkü yazımda bitirdiğim üzre, bitiriyorum: Bu memleketin Köktendevletçileri, katı Kemalistleri, kendini ‘anti-emperyalist’ filan tarzı gerçekdışı etiketlerle taltif eden Orducuları: Cümleniz yatıp kalkıp Bu Toprakların Müslümanlığına, inançlılığına, ordan kaynaklanan sabrına, tevekkülüne şükredin!
Kimbilir: belki de zannettiğimizden çok daha sivri zekâlı biri olan Kenan Evren, 80 ‘ihtilâlinden’ sonra imamhatiplerin açılmasını SIRF BU NEDENLERLE gazlamıştır.
Ordu’nun sorgusuz sualsizliğini sonsuza dek temin edebilme gayreti ve niyeti ile.
“Ordu+imam el ele
Kürt Memet nöbete!”
(ve hatta şehit mertebesine.)


PERİHAN MAĞDEN - Köşe Yazıları Arşivi

Derkenİki buçuk hafta kadar önce, bir yazım nedeniyle İsmet Berkan’la bir ‘müzakere’ yapmak durumunda kaldım.

Yaşam / 31/01/2009

Hesap veriyorum97’nin Ağustos’unda Radikal’de köşe yazarlığına başladığımda 4 (dört) adet yayınlanmış kitabım vardı.

Yaşam / 29/01/2009

‘Nerden baksan tutarsızlık/Nerden baksan ahmakça’Sabah; sersem ve sepelek uyandım. Daha doğrusu uyanamadım. Bütün gece Ahmet Kaya’nın Öldürülüşüyle çalkalanmıştı, anlaşılan ruhum.

Yaşam / 27/01/2009

Sadri Alışık, Çolpan İlhan ve Tercümesizlik HaliDüşünün ki: Spencer Tracy’le Katharine Hepburn’ün bir çocuğu olmuş- o çocuk sizmişsiniz. Düşünün ki: Humphrey Bogart’la Lauren Bacall’ın oğluymuşsunuz.

Yaşam / 25/01/2009

İsimleri doğru söyle!Ak Tolgalı Beylerbeyi haykırdı “Yargısız infaz!” Beylerbeyimiz’in Basmacılığımız’daki boruları da; pardon, damarları da pek heyheylenmişler:

Yaşam / 22/01/2009

Yemekteyiz AdanaYurt Dışı’nda olmadığım zamanlarda, Yurt İçi’nde SALT (Billur) televizyon karşısında olduğumu; Allah’ın bildiğini Kul’dan NE saklamak olayı, biliyosunuz zaten.

Yaşam / 17/01/2009

Tarafsız medyalamaFasaFiso Dayanışmacıları nasıl geri basacaklar- bilemiyorum. Asfaltı yakıyor bazılarının, yeni manevraları.

Yaşam / 15/01/2009

Meğer O da darbe istiyormuş“Dünyalar benim oldu Kuşkularım boşmuş Meğer O da çoktan Darbe istiyormuş.”

Yaşam / 11/01/2009

Ergenekon fıkracılarıMesela Bedrettin Dalan’ın Ergenekon’dan içeri alınacağını (Dalan dahil) bilmeyen yokmuş anladığım Medyalamamız’da filan.

Yaşam / 10/01/2009

Olmadığın gibi kabul edilmekBenim ‘wisecrack’ (zekâpatlangaçı) bi arkadaşım var. O böyle, çok krek/gevrek laflar bulup eder. Ve hatırlar da, tüm o gevrek/patlangaç laflarını.

Yaşam / 06/01/2009

Mahalle baskınıŞerif Mardin (tabii ennn baba akademisyenler dahi yaşlanır/paslanır/kıbleyi şaşırır/şaşırabilir zamanla) müthiş Türk Dişi Röportajcısı (ailesine başarıyla gelin gitmiş...

Yaşam / 04/01/2009

Mızmız adamMızmız Adam, onlarca yıldır bi köşebaşını işgal eder. Dili yoktur. Üslubu yoktur. Konuştuğu gibi yazar. Yazdığı gibi de, mütemadiyen; konuşur.

Yaşam / 03/01/2009

Gullüm pazıBuraya geldik ki: şokşokşok! Zira bambaşka bi iklimdeydik. Ve de epeyce yanmışız filan kızımla ben. Hatta onun burnu, soyuldu.

Yaşam / 01/01/2009

Bana her şey beni hatırlatıyorBöyle bir insan tipi vardır. Egosantrik (benmerkezci) tabir edilir. Bu tipler, kendileriyle o kadar doludurlar ki, içlerinde başka hiçbir şeye zırnık yer yoktur.

Yaşam / 23/12/2008

Tavan arası temizliğiHani Amerikan filmlerinde sıkça karşımıza çıkan tavanarası görüntüleri vardır: Birkaç sandık, sallanan bir iskemle, iskemlenin üstünde unutulmuş ya da sandıktan çıkan eski bir...

Yaşam / 21/12/2008

Girls of the playboy ‘tansiyon’Biliyorsunuz; ya da bu yazıyla büsbütün hükmedeceksiniz Zararlı Televizyon Programlarına Müptelalık konusunda, Yakut Madalya’ya doğru ilerliyorum.

Yaşam / 20/12/2008

Ermeniler mi? Özür mü? Dilemek mi?Başladı bilumum İşkilli Büzükler, dingildemeye. Dingil dingil. Müjdeler bizden!

Yaşam / 18/12/2008

Eczacıların şanlı direnişiEvdeki bilmemne boy tencereler yetmiyormuş. Onlardan almam lâzım-mış. Lâzım-dı. Bi zamandır. (Ben çok biraz yemekpişirme özürlüyümdür: Tabii, bunun nedenlerine dair de süper teo-saçıklamalarım var.)

Yaşam / 16/12/2008

Kıl, tüy mevzuuŞov TV yaptı yapacağını; ‘Yemekteyiz’ programının bilmemkaç grubundan En Arızalılar Grubu oluşturup, bayram kutusu olarak dayadı önümüze.

Yaşam / 14/12/2008

Medyanın bağırsaklarıGeçenlerde Coen Biraderler’in son filmi ‘Burn after reading’ (esracengiz bi çeviriyle ‘Aramızda casus var’ diye oynatıldı) filminden çıktıktan birkaç saat sonra Şamil Tayyar’ın ‘Ajan gazetecileri deşifre edelim’ yazısı, cuk oturdu doğrusu.

Yaşam / 13/12/2008