9  Şubat 2010, Salı
Son Güncelleme  20:17

Takiyeciler döküldü

yazar adi

YILDIRIM TÜRKER

Türkiye / 17/11/2008

Bir kere bu vatandaşları-mızın muktedir tablosundan bize sırıtan suratlarında ortak bir yamukluk var. Çoğu demokrasi severin bir zamanlar bu eşhastan edindiği dönüştürücülük izlenimi de tam bu yamukluktan kaynaklanıyor. Çatlakları kırılgan. Farkında olmadan sızdırıveriyorlar.
İstemeden eyliyor, niyetliyken oruç bozuyorlar. Şimdi, diplomat-bakan eskisi ‘konjonktürel’ hatipleri hatırlayıp kafanızda onlardan birine söyletin: “Devlet geleneği”.
İşte, onlarda olmayan bu. Onların kırıp döktüklerini izlemek,  ifşaatlarına ağızlar bir karış açık tanık olmak bir yerde eğlenceli. Devlet, sonunda doğru dürüst gizlenmeyi bilmeyenlere kaldı, dedirtiyor.
Haklarında yıllar boyu TAKİYE eyledikleri, tez zamanda kılıçları kından çekip hepimizi kırttadanak kesip derilerimizi de Deniz Feneri’ne bağışlayacakları paranoyası dile getirildi.
Oysa asıl o gırtlaktan söylenen ‘devlet geleneği’miz, ampul partisi iktidarına kadar tartışılmaz bir kesinlikle takiye sanatı üstüne kuruluydu.
Devlet bildirirdi. Halk bilirdi.
Devlet dile getirmez, yapardı. Kanunları çıkartmaz, geciktirir, önünü tıkar, kendi tekerine su taşıyan vahşete alan açar, o vahşeti canı gibi korur, bin dereden su getirir, ama sözgelimi işkenceci olduğunu, ırkçılık temelinde bir kafa yapısını temsil ettiğini, dinci olduğunu, katliamların hepsini sineye çekmiş, hepsini onaylayan bir yapılanma içinde
gururla oturmakta olduğunu asla ilan etmezdi.
Kaldı ki devlet olmak tam da budur zaten.
Devletin bilmezden geldiği, ne onaylayıp ne reddettiği gerçeklikler resmi olarak hakikat hanesine bir türlü yazılamaz.
Takiyeci devlet sonunda çatlağı gürlerin eline kaldı ya, bunda bile bir kutlu durum arıyor yaralı ruhumuz. Çünkü açık ediyorlar. Dolayısıyla gündeme getiriyorlar. Yakalatıyorlar. İnkar edilemez kılıyorlar.
Elbette Çiller’den Demirel’den Mesut Yılmaz’dan ondan şundan bundan daha vahşi değiller. Sadece devletlü olmanın raconunu söktüremiyorlar bir türlü. Onlardan fazla açık veriyorlar.
Bu arkadaşlara takiyeci demek gerçekten de çok gülünç geliyor bana. Daha kaşlarını gözlerini, halk içinde sözlerini denetleyemeyenler, usul usul şeriat motoru yağlayacaklar, öyle mi?
Elli yıldır bu devletin bendesiyim. Bunlar kadar devlet sırlarını faş ediveren, bunlar kadar makyajını yetiştiremeyen, bunlar kadar açık veren devlet temsilcilerine rastlamışlığım yok.
Daha uzun zamandır memleket tanıklığına kurban gitmiş olanlar da benim hatırladığımdan öncesi için muhalefet şerhi imzalamayacaktır.
Demirel’in kaygan diliyle kurduğu natıka arsızca bir mermi geçirmezlik taşıyordu sözgelimi. Sonuçta dün dündür. Bugünse bugün.
Oysa Başbakanımız kendi partisinden çoktandır umudu kesmiş olan bir halkın koynuna gidiyor; temsilcilerini adamdan saymamış, ellerini sıkmaya tenezzül göstermemiş. Karşılarına geçip çocuk azarlar gibi ‘nedir bu şehrin pisliği’ diye ünlemeler, DTP’den pislik diye söz etmeler, ‘ya sev ya terk et’den başka hiçbir anlama sığınamayacak sözler etmeler, velhasılı kelam pek akıllı, pek derinlikli ve isabetli bir siyaset.
Kaderini askere teslim etmiş; zamanında ‘kadın da olsalar, çocuk da’ diye şiddetli cezayla  tehdit etmiş olduğun insanlardan ne bekliyordun? Korkmalarını mı? Kollarına sığınmalarını mı?
Yoksa, TESLİM olmalarını mı?
Orada Apo’ya bağlılık sloganı atan, güvenlik güçlerine taş atan bütün çocukları ve ana babalarını düşman olarak görürsen bir iç savaşı resmen başlatmışsın demektir. Onlar da senin vatandaşın. ‘Devlet dersinde öldürülmüşler.’ ‘Bir teneffüs daha yaşasalardı’ belki yurttaşlıktan ‘tahtaya kalkacaklardı.’ 
Bu milletin başbakanı şimdi MHP’nin bile sahiplenmediği, sahiplenmek ne kelime kendisine yakıştıranı müferilikle suçladığı sloganı, durmadan kanayan ve kendisinden yaralarına çözüm bekleyen bir halkın suratına fırlatıveriyor. Devletinin onlarca yıldır düşman gördüğü, düşman olarak göstediği ama kardeş demekten de bir an olsun vazgeçmediği insanlara açık seçik bir tonda düşman muamelesi yapabiliyor.

Uzlaşma adayıydı
Tabii onun ardından da bize ve şehit ailelerine bir açıklama yapması gerekirken mikrofonu paşasının eline verip ortalıkta görünmeyen Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, mükemmel tarih bilinciyle bu ulusun inşası üstüne açık saçık bir konuşma yapıveriyor. “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?”.
Tehcir ve mübadelenin ekonomide de olumlu sonuçları olduğunu öne süren Gönül, ayrıca şunları da  söyledi: “İzmir Ticaret Odası’nda bir dönem görev almıştım. Bu odanın kurucuları arasında bir tek Müslüman yoktu ve tamamı Levantenlerden müteşekkildi. Cumhuriyetin kuruluş öncesi de Ankara’da Ermenilere, Rumlara, Musevilere ve Müslümanlara ait dört mahalle bulunurdu. Ege’de verimli topraklar azınlıkların elindeydi. ”
Gönül, katliamları, tehcirleri, mal-mülk gaspını, velhasılı kelam Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ömrü boyunca inkârla geciştirdiği bütün vahşeti üstelik haklı çıkararak itiraf ediyor.
Onun ardından da başka bir AKP yiğidi, köy korucusu emeklisi kılıklı bir adam ‘vururum’ diye ünlüyor. Kelamını yadırgayanları hiç anlamayan bir ifadeyle dikilip, ‘tabii ya vururum, sen vurmaz mıydın?’ diye üsteliyor.
Başbakanı pompalı sivil milislerin, linççi halkının sırtını tapışlansa köy korusu kılıklı bendesi de ‘vururum’ diye ulur elbet, meclis kürsülerinden.
Adetimizdir. Hatırlatalım.
Vecdi Gönül adı muhayyel müstakbel Cumhurbaşkanları arasında sıkça geçmişti.
Eşinin başı açık olması hasebiyle bir uzlaşma zemini olarak ufkumuza gerilmişti.
Vecdi Gönül, eşi bir yana, AKP’nin sigorta bobinlerinden biri olageldi. Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile birlikte. Yani “devletin bakanları”ndan. Gönül’ün de Aksu ve Çiçek gibi Ankara’da devletin bürokratik kademeleri ile ilişkileri iyi. Dolayısıyla bir tür sınıf mümessili gibi. TSK ile AKP arasında güvenli bir köprü, zatıalileri.
Özkan ve Kırıkkanat’ın sevgili “Paşam”ı emekli orgeneral Kemal Yavuz’un bir programda içini çekerek, “Keşke Vecdi Gönül’ü cumhurbaşkanı yapsalar” demesi de boşa değildi.
Ezcümle,  Gönül,  ele güne karşı laikliğin ve askerin parti içi temsilcisi gibi.
Bakanlara keseden birer silah hediye edilişi üstüne çok yazıldı.
Gönül’ün açıklamasıysa şöyleydi: “Hukuka, örf ve adetlerimize tamamen uygun, biraz da duygusal bir olayın yeterli bilgiye sahip olunmadan ve şahsıma sordulmadan yayına konu yapılması fevkalade üzücüdür.”
Bakanın bu duygusallık gösterisi üstünde durmaya gerek yok. Kendisinin örf ve adetlerinden beslenen bir silah aşkı olduğunu biliyoruz. Kişisel silah satışlarında taksit uygulamasını  da canla başla savunmuştu. 
Bir demecinde,  Türk kadınının evinin süsü, erkeğinin şerefi olduğunu belirterek, “batı kadınları ise maalesef ezilmektedir” demişti. Dünya Kadınlar Günü kutlamalarının neden Batı’dan geldiğini, o konuşmayı hatırlamıyorsanız, kesinlikle bilmiyorsunuzdur: “Bizim kadınımızın böyle bir talebi yoktu. İnsanlar her zaman kendinde olmayanı ister. Batı kadınları da ‘Keşke Türk hanımlarının yerinde olsaydık’ diye düşünürler. Avrupa’da 450 milyon insan yaşıyor, bunların yüzde 27’si evlilik dışı doğmuştur. Demek ki 100 milyondan fazla insan, evlilik dışı doğmuş. Bunun ahlâki tarafını bir kenara bırakıyorum. Bu çocukların yetiştirilmesi, kadınların, annelerin üzerinde kalmış.”
Böylesine derinlikli bir analizin sahibinin bütün bakan arkadaşlarına şöyle ortaya karışık silah ısmarlamasında şaşırtıcı bir yan yoktu.
Vecdi Gönül, devletin en arkaik yüzünü temsil ediyor. Avradın süs,
atın arkadaş, pusatın yoldaş olduğu bir “örf ve adetler’ manzumesi ile emzirilmiş, milli duyguları aklına galebe çalan bir erkek.
AKP’li takiyeciler, demokrat taklidi yapıyorlardı. Evet. Ama şeriat beklenirken keselerinden ırkçı-dinci-milli Türk devletçiliği çıktı. Çanak çömlek patladı. CHP hedefsiz, laikler ordusuz, liberaller hamisiz kaldı. 


OKUR YORUMLARI
4/12/2008

2:35
Sn Doğan'a..

Bir yanıt yazmıştım ama zamanaşımına uğradı.Aynısını yazmam uzun süreceği için sadece çok kısa şunları söyleyeceğimaralarında isyancılar var diye insanlara zulmedilmesi haklıdır,ermenilere yapılanlar da gerekliydi demedim,asla demeyeceğim de..Sadece onların da bir kusuru,ağır hatası,suçu varsa dile getirilmeli daha adil olur dedim.Sonraki kuşaklar olarak bizlerin yapılmış olanlardan genetik miras gibi kişisel sorumluluğunun olduğu anlayışı adil olmaz dedim,yani ben özür borcunun ve mağdurların acılarının paylaşılmasının yerine getirilene dek her kuşağın bundan sorumlu olacağına inanıyorum,bu tarihsel bir ödevdir,ancak her nekadar üzülsem de kendimi bu olaylar nedeniyle kişisel olarak suçlu hissetmiyorum.. Devlet konusunda ise, bana göre, soyut anlamda devletin insanüstü bir varlık olduğunu,somut anlamda ise devletin insanın ta kendisi olduğunu (bu bakımdan kirlenenin devlet kavramı değil devlet gücünü kullanan insan olabileceğini)devletin reddinin insanın reddi olacağını belirtmek isterim.Devletin varlık sebebi insandır,yoksa insanın varlık sebebi devlet değil.Dolayısıyla devlet insanın huzuru için kullanılmalıdır.Bunu özellikle , ülkemiz ve insanları için hukukun kişilerden daha güçlü ve özgürlükçü olduğu ve insanlarımızın da bu anlayışla hareket ettiği bir kültürü kazanmamıza acilen ihtiyacımız olduğunu düşünerek söylüyorum.İşte tam bu noktada devlet gücüne devletin iyi yönetilmesine ihtiyacımız var,devletin yok edilmesinin tavsi edilmesine değil..Ben,devlete ,daha adil ve güçlü , daha özgürlükçü bir hukuk düzeni için sahip çıkılması ve yanlış ellerden almak ve bu bahsettiğim özgür ve güvenli yaşam ortamını sağlamak için tam da sahip olunması gerektiğini söylemiştim. Daha çok daha açık yazmıştım ama belirttiğim gibi,yanıtım zamanaşımına uğradı..
22/11/2008

16:21
sn. can mert

Galiba tehcir, mübadele, 6-7 Eylül olayları ve nedenleri arasında Yıldırım Türker'in söylediklerini anlamsızlaştırcak bilgilere sahipsiniz. Galiba biliyorsunuz ki bunları biz Türkler, Türk devleti ve kurumları değil bizim iyi niyetimizi istismar eden Ermeniler, Rumlar, Kürtler vs yaptı. Biliyorsanız gevelemeyin söyleyin, biz masumduk şimdi ve herzaman. Ne yaşandıysa bu ülkede dış güçler ve onların içerdeki destekçileri yapmıştır deyin ve rahatalayın. Bütün yakın ve uzak tarihimiz zaten ortaokul kitaplarında da böyle anlatılıyor. İsyan eden çıra gibi yakılmalıdır, Ruslarla işbirliği yapan bazı ermeniler var diye bütün ermeniler öldürülmelidir. Lütfen rahat edin. Biz herzaman herdurumda suçsuzuz. Devletler doğası gereği ideal olan değildir. Kirlenme devletin doğasıdır. Kimisi daha az kimisi daha fazla. Devletin az olanı ya da olmayanı makbüldür. O yüzden devlete sahip çıkmaya değil devleti olabildiğince hayatımızdan çıkarmaya davet ediyorum ki daha temiz bir dünyada yaşayalım
20/11/2008

1:9
kürtler..mübadele..

Kürtlerin 20'lerden 30'lardan beri uğradığı zulümden,katliamdan bahsedilmesini,mübadelenin g.insaniliğini falan hepsini anlıyorum,hepsine tamam..Şunu bir türlü anlayamıyorumYıldırım Türker'in köşesinde de kürtlerin geçmişte olduğu gibi şimdi de görmezden gelindiği görüşünü,mübadelenin,tehcirin,6-7 eylül olaylarının insanlık dışı devlet işleri olduğunu,yakın geçmişimizde bolca bulabileceğimiz örtülü cinayetlerin faillerinin devletle doğrudan bağlantılı olduğunu hep okuduk okuyoruz,okuyacağız,ama kürtler,tehcir ve mübadele konularında ,bu olayların mağdurlarının başlarına gelenlerde kusurları hatta suçları var mı varsa ne olduğunu,ne kadar etkili olduğunu,hiç okuyamayacağız sanıyorum.. Örneğin,37'de dersimde kürtler çayda çıra oynarken mi katledildiler yoksa katliama hazırlanırken mi katledildiler..Keza ermeniler sevk edilmeden önce,sevimli işgalcilerle el ele kol kola işgale iştirak ettiler mi?Bunlar sebep miydi yoksa çok önceden planlanmış tehcire bahane mi oldular?Yine mübadeleye uğrayanlar,dini önderlerinin de yol göstermesi ve katılımı ile bize karşı savaşmaktan beraber yaşadıkları bizlerin canına kıymaktan çekinmemiş olabilirler mi? BU SORULARA VERİLECEK YANIT HAYIRSA BİZ TÜRKLER ACIMASIZ BENCİL IRKÇI SOYKIRIMCI KATLİAMCI NE KADAR İLLET VARSA ETRAFA SAÇAN VS. NEREDEYSE KENDİNDEN İĞRENMESİ GEREKEN BİR MİLLET OLUYORUZ Kİ KURDUĞUMUZ DEVLETLER DE İŞTE YILDIRIM TÜRKER'İN ŞU İFADESİNDEKİ GİBİ OLUYOR ANLAŞILAN.. "Devlet dile getirmez, yapardı. Kanunları çıkartmaz, geciktirir, önünü tıkar, kendi tekerine su taşıyan vahşete alan açar, o vahşeti canı gibi korur, bin dereden su getirir, ama sözgelimi işkenceci olduğunu, ırkçılık temelinde bir kafa yapısını temsil ettiğini, dinci olduğunu, katliamların hepsini sineye çekmiş, hepsini onaylayan bir yapılanma içinde gururla oturmakta olduğunu asla ilan etmezdi. Kaldı ki devlet olmak tam da budur zaten."DİYOR YILDIRIM BEY..DEVLET BÖYLE OLMAMALI,DEVLET BUNUN İÇİN VAR OLAMAZ.DEVLETİN YETERLİ YA DA YETERSİZ SEBEPLERE DAYANSA DA TEHCİRE MÜBADELEYE KÜRTLERE KARŞI ZULME HİÇ BAŞVURMAMIŞ OLMASI VAR OLUŞ AMACINA UYGUN DÜŞERDİ,DEVLET ALGISINI VE GÖRÜNÜMÜNÜ MUTLAKA DÜZELTMELİYİZ,YOKSA DEVLET OLMAK DA ZATEN BUDUR ONDAN BU BEKLENİR DEMEK İŞE YARAMAYACAK ELBETTE..YAZRIN HEMEN HER YAZISINDA ŞİKAYET ETTİĞİ DEVLET,YOK EDİLMESİ GEREKEN BİR YAPI DEĞİLDİR,SAHİP ÇIKILMASI GEREKEN BİR YAPIDIR,YANLIŞ ELLERDE OLAGELDİYSE,SAYIN YAZAR SİZİ DEVLETİ DOĞRU ELLERE ALMAK GERKTİĞİ ÇAĞRISINI HER ZAMAN YAPMAĞA DAVET EDİYORUM..

YILDIRIM TÜRKER - Köşe Yazıları Arşivi

İşçinin soluğuİşçinin soluğuyla ısınıyoruz bu kış. Tekel işçilerinin eylemi 55. günün doldurdu.

Türkiye / 08/02/2010

Orhan Kemal'in çocuklarıOrhan Kemal'i hatırladığımda, çocuklar yatırıldıktan sonra küçük bir mutfak masasında daktilosunun başında sabaha kadar yazan bir adam geliyor.

Türkiye / 06/02/2010

Ak saçlı bilge delikanlıSon okuduğum yazısı, Obama'nın Nobel Barış Ödülü'ne layık bulunması üstüneydi. Wilson, Roosevelt ve Kissenger'ı da aynı ödülle gönendiren Nobel'in bu alanda nasıl starlık ve boş retorik peşinde olduğunu anlatıyordu.

Türkiye / 30/01/2010

Ve hiç bitmeyecek reddedenlerAnayasa Mahkemesi imdada yetişti. Askerlerin örgütlü suçlarda sivil mahkemelerde yargılanmasını iptal etti.

Türkiye / 25/01/2010

Vavien70 öncesinin hızlı ve hovarda üretimine geçmiş Türk sinemasındaki patlamanın kof sesiyle düş kırıklığına uğrayanlar.

Politika / 23/01/2010

Hrant için! Adalet için!Hrant vurulalı üç yıl oldu. Üç yıl önce ölümünün acısıyla birlikte bize olağanüstü bir umut da bırakmıştı.

Türkiye / 18/01/2010

İnzivanın harlı ateşiBir fotografa nasıl bakılır, bilmiyorum. Galiba bu konuda bana yol gösteren, bu bilinmezin iyice koyulaşmasından aldığım zevk.

Türkiye / 16/01/2010

Devlet sırrı linçe çağırırBirkaç yıl önce, “Bu bahara, suiistimal edilen Türk bayrağının gölgesinde linç heyecanıyla girdik.

Türkiye / 11/01/2010

Güneyli büyücü'İyi İnsan Bulmak Zor' adlı öyküsünde bir büyükanne, oğlu, gelini ve onların üç çocuğu arabalarında yolculuk ederken önlerine çıkan üç kaçak tarafından katledilir.

Türkiye / 09/01/2010

Bir ihtimal daha varHer intihar vurucu bir mesajı beraberinde taşır. Bu mesajın paylaşılabilir olması, bir insanlık durumuna karşılık olup açık seçik bir reddi sahneliyor olması o intiharı yazılı bir söz kadar unutulmaz, kalıcı kılar.

Türkiye / 04/01/2010

Einstein'ın derdiAlbert Einstein, savaşı gözünden bilmişti. Fizikçi, en büyük yanılgısının, F. D. Roosevelt'i Nazi Almanyasına karşı atom bombası üretimine teşvik etmişliği olduğunu...

Türkiye / 02/01/2010

Devletin yeniyıl armağanıBu dönemden arda kalan, bu fotograf olsun istiyorlar. Bir ibret ayini. Eski meydanlardaki idamlar gibi. Biz de halk olarak çekirdek çitleyerek bu uğursuz ayini seyredelim. İstedikleri budur.

Türkiye / 28/12/2009

'Uzanır ağladığım yanıma'Lise birdeydim. Uzun kış akşamlarının birinde yatılı okulun etüt salonunda sessizce önüme düşüvermişti. Mosmor bir kitap: 'Yort Savul'.

Türkiye / 26/12/2009

DTP kapatıldı!Şimdi kınası arka cebinde hazır akil adamlar dizlerini döver gibi yapıyor. Çünkü onlar hem bu milletin ve devletin hassasiyet terzileri hem demokrasi de onlardan soruluyor.

Türkiye / 14/12/2009

Barışın asıl şartları hakkında yerel bir melekO da bu dünyanın şahane lanetlilerinden. Udi Aloni. Amerikalı-İsrailli film yönetmeni, yazar ve ressam. Meğer Shulamit Aloni'nin, şanlı sol aktivist siyasetçinin oğluymuş.

Türkiye / 12/12/2009

İşkenceciye teslimYaşanan her şeyin üstüne, bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimizin 'yol haritası' kazınmış. Bu milletin varoluş yordamı, önündeki ufuk üstüne bir şeyler söylüyor her bir tanıklığımız.

Türkiye / 07/12/2009

BeyoğluBeyoğlu'nu tanıyan, İstanbul'un bütün insanlarını tanır sonunda. Beyoğlu'nun tarihi üstüne çok şey söylenebilir elbet. Naum Duhani'nin dökümünü çıkarttığı, Reşat Ekrem Koçu'nun ballandırdığı gerçekten de heyheyli bir tarihi var Beyoğlu'nun.

Türkiye / 05/12/2009

Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk'un eserine gönderme yok bu başlıkta. Ne o müzenin zamanla, hayatla, bellekle ilişkisine yönelik bir ima, ne edebi bir zafer, niyetim.

Türkiye / 30/11/2009

Parrhesiastes(Aybar, bahçede ilk ağırladıklarımdandı. Bu buruk bayramda onun cesaretine, hakikate olan sadakatine her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bir kez daha hatırlayalım istedim.)

Türkiye / 28/11/2009

Önce çocukToplum olarak bir kıyametten daha geçiyoruz. Yer yarılıyor, altında kalmamamız gerektiğini biliyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Türkiye / 23/11/2009