Bayramdan sonra 17 Aralık Çarşamba günü Türkiye’nin siyasetle ilgilenen
ciddi bir kesimini ekran başına çekecek ilginç bir tartışma yapılacak Star televizyonunda. Uğur Dündar bu kez CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu’nu Ankara’nın AK Partili Belediye Başkanı Melih Gökçek karşısına çıkaracak; karşılaşma canlı yayınlanacak.
Kılıçdaroğlu’nun ilk canlı karşılaşması AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir
Fırat ile bazı yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları üzerine olmuştu. Fırat daha sonra o görevden ayrıldı.
Kılıçdaroğlu, siyasi yelpazenin solunda ‘Halkçı Ecevit’ dönemlerinden beri aranan, boşuna konuşmayan, gösterişten uzak, ama mücadeleci siyaset sözcüsü tipi. Müfettişlikten gelen bilgisini en can alıcı anda dosyadan çıkardığı bir kâğıt parçasını silah gibi doğrultarak kullanmasını biliyor.
Ama karşısındaki de sıradan biri değil.
Melih Gökçek’te az rastlanır bir demogoji ve sinirleri tamamen alınmış bir saldırı yeteneği var. Ankara’da AK Parti Gökçek olmadan kazanamaz durumda. Şu anki mesele Gökçek’le de kazanıp kazanamayacağı.
Gökçek, daha Murat Karayalçın zamanında, neredeyse 15 yıl önce projelendirilen metroyu hâlâ becerip ortaya çıkarmamış, BOTAŞ’a borçları nedeniyle gaz özelleştirmesini haciz altına aldırmış, Ankara’yı en az 10 yıl ileride olduğu İstanbul’a göre belediyecilikte en az 10 yıl geride bırakmıştır. Yine de CHP Genel Merkezi tahminlerine göre Ankara’da yaklaşık 400 bin nüfus bir şekilde Gökçek’le maddeten irtibatlı hale gelmiştir. Kimi belediye ihaleleri, kimi gıda ve kömür yardımları sayesinde, ama bir şekilde tam 400 bin nüfus; az değil.
Hükümetin sosyal yardım programının ‘kömür karşılığı oy’ atışması çerçevesinde bu tartışmanın konularından biri yapılması şaşırtıcı olmaz.
Kömür yardımı yapılmasın mı?
Tabii ki yapılsın. Bu konuyu geçenlerde Köşk’teki bir davet sırasında, Gökçek’in de mevcudiyetinde Başbakan Erdoğan ile ayaküstü konuşma fırsatı oldu. Orada söylediğimi, burada yazayım: Sosyal devlet ilkesine, sosyal adalete, daha öteye giderek sosyalizmin insana dönük yüzüne inanan bir kişinin, devlet eliyle muhtaç olanlara yardım yapmasına karşı olması düşünülemez.
Başbakan bunun üzerine sözcüsü Akif Beki’ye tam anlamadığım bir talimat verdi, o da bana Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün 2003-2008 (Kasım) dönemi çalışmalarını içeren rakamlarını verdi. Başbakan herhalde AK Parti döneminde sosyal adalet ve sosyal devlet ilkesi adına yapılanların yeterince takdir edilmemiş olduğunu anlatmak istiyordu.
Doğruya doğru, 2003-2008 döneminde halkın en düşük gelir diliminde yer alıp, eğitim ve sağlık hizmetlerinden en az yararlanan kesimler için yapılanların, daha önceki dönemlerde yapılanlardan daha fazla ve daha etkili olduğu görülüyor. Zaten 2007 seçim sonuçlarında bunun da payı olduğu tahmin ediliyor.
Örnek olmak üzere, ilköğretimi teşvik için annelere yapılan para yardımının (bazı insafsız koca ve babaların parayı ellerinden gasp etmesi gerçeğine karşın) olumlu bir ekonomik ve sosyal dönüşüm etkisi olduğunu, bu konuda saha çalışmaları yapan BM Kalkınma Programı’nın yoksullukla mücadele sorumlusu Yeşim Oruç Kaya’dan dinlemiştim.
Yine aile başına 500 kilo dağıtılan kömürün (arada bu işin ticaretini yapan partili-partisiz fırsat düşkünlerine karşın) pek çok insanın kışı biraz daha az rahatsız geçirmesinin yanı sıra madencilik, nakliye ve işletme olmak üzere üç ayrı işkolunda yeni istihdam alanları açtığı, neredeyse bir sosyal yardım sektörünü ortaya çıkardığı görülebiliyor. Daha çok parti kanalıyla gelenlerin bu iş imkânından yararlanıyor olması üzerinde bu yazıda durmayalım.
Çünkü mesele yalnızca bu değil ki..
Yardım, ama nasıl yapılıyor?
Sosyal yardımlaşma alanında atılmaya başlanan adımların gerçekten sosyal adalet
ve sosyal devlet ilkelerine hizmet etmesi için başka ölçüler de gerekiyor.
O gün Başbakan’a kısaca söyleyebildim, şimdi biraz daha açabilirim; iki itiraz noktam var:
İkincisi, bu yardımlar siyasi istismar aracı olarak görülmemeli, kullanılmamalı. Ankara ve Gökçek örneğinde de görülebiliyor ki, yardımlar çoğunlukla Başbakanlık üzerinden yapılmasına karşın, seçmende bunların ancak AK Partili iktidar ve belediyeler altında devam edeceği algısı uyandırılmıştır. Siyaset bu algı üzerinden yürümektedir. Bu işin daha çok 29 Mart 2009 yerel seçimlerine yönelik duran yüzüdür.
Birincisi, daha uzun vadede hem siyasi, hem ahlaki önem taşımaktadır.
Kamu zenginliğinden o zenginliğin üretilmesine katılma imkânı bulsun bulmasın herkesin alacağı vardır. Ama alacağın ödenmesi bir lütuf olarak değil, bir hak olarak görülmelidir; o borcu ödeyenler tarafından da öyle görülmelidir. Aksi halde, bunu bir
lütuf olarak gösteren siyasi iktidar (bugün AK Parti, yarın başkası olabilir) muhtaç kitlelerin emeğini üretime katma imkanı bulamaması üzerinden siyasi ve ideolojik rant sağlamakla suçlanır; bu kaçınılmazdır. İşsizlik ve gelir dağılımındaki (yalnızca sınıfsal değil, aynı zamanda bölgesel) bozukluk, sosyal adaletsizliğin en büyük kaynağıdır.
Sosyal adalet derken, bu yüzden yalnızca çok yardım dağıtmak akla gelmez. Başbakan Erdoğan’ın sosyal adalet yaklaşımı bu nedenle eksik görünmektedir.
25/12/2008 0:58 | Ya bilinçli yapılıyorsa!? Satrançta bir strateji vardır büyük hamleler yapılmadan küçükler aradan çıkarılır. Şu an göz önünde olan siyasetin de bu temel üzerinde olduğuna inanıyorum. Piyon diyerek adını koymak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama hegün medyada birbirine taş atan düelloya davet edenlerin aslında birer piyon olduğunu düşünüyorum. Uzun zamandır süregelen Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal çekişmesi farklı bir boyuta dönüştü hepsi bu. Rol aynı, senaryo aynı sadece oyuncular farklı. Kılıçdaroğlu, Dengir Mir Fırat'dan hızını alamamış ve Melih Gökçek'in üzerine gitmişse ne olmuş. Yıllardır böyle işlemedi mi! Eğer ağanın üzerinde çamur değecekse, çamura yüz kişi atılır ve çamur kurutulur diyenler hala o koltuklarda oturmuyor mu! |
10/12/2008 17:18 | El hak bay RTE'nin böyle bilmesi önemli değildir. Yetiştiği kültür ve geldiği çevre açısından bildikleri elbette bunlarla şekillenmiş olabilir. Nitekim de öyle olduğu örneklerle kanıtlanmaktadır. Bu durum bugün yapılan yanlışların mazereti olamaz. Devlet organizasyonu ciddi iştir. Her dönemde de öyle olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Değilse yıkılmaktan Devleti kimse alıkoyamaz. Tarih bu duruma verilecek örneklerle doludur. Belki de en iyi örneği Türk ulusu vermektedir. Cumhurbaşkanlığının forsunda bulunan yıldızların sayısı bunun kanıtıdır. Bir mıhtan, bir nala, bir naldan bir ata, bir attan bir yiğide misali zincirleme gitti gider. Yapılan kıytırık yardımların zaten geliştirilemeyen kişilikler üzerinde yaptığı tahribatı ne halk usulü ne de bilimsel yöntemlerle anlatmak ve anlamak olasıdır. Bütünüyle ele avuca bakan geleceğini tutulmuş balıklara bağlayan sadece kendilerini değil zürriyetlerini de kendileri gibi feda eden insanların var olması ve her geçen gün artması bir toplum için Atom bombası yıkımından da daha tehlikelidir. Oysa yapılacak iş bu yapılanlardan daha kolaydır. Onlara sığ sularda bile balık tutmasını öğretebiliriz. Bazı belediye başkanlarımız bunun güzel örneklerini vermektedirler. Bu örnekleri bir sitem içersinde her alan uygulanabilir kılabiliriz. Dahası uygar toplumlar bu sorunlarını nasıl çözmüşlerse biz de öyle çözebiliriz. Başkaca tutulacak ve izlenecek yol da yoktur. Devletin olanaklarıyla yapılan sadakalarla övünmek marifet değil bilakis züldür. |
10/12/2008 11:57 | BENCE! Önce Melih Gökcek ve Kılıçdaroğlu karşılaşmasını irdeleyelim:Siyaset herşeyden önce bir yetenek meselesidirsiyaset alanında başarılı olanlar gerçekten mutlaka değerli insan oldukları için değil,siyaset cambazı oldukları için başarmışlardıryoksa evliya olsanız yetmez!.. Gökcek k işilik bakımından olumlu veya olumsuz eleştirilebilirama siyaset cambazı olduğunu kimse inkar edemez..O nedenle ben Kılıçdaroğlu'nun durumunu,ağır siklete karşı,orta siklet olarak görüyorum!..Ve sonuç nakaft'tır!.. |
Politika / 09/02/2010
Politika / 08/02/2010
Politika / 07/02/2010
Politika / 06/02/2010
Politika / 05/02/2010
Politika / 04/02/2010
Politika / 03/02/2010
Politika / 02/02/2010
Politika / 31/01/2010
Politika / 30/01/2010
Politika / 29/01/2010
Politika / 28/01/2010
Politika / 27/01/2010
Politika / 26/01/2010
Politika / 24/01/2010
Politika / 23/01/2010
Politika / 22/01/2010
Politika / 21/01/2010
Politika / 20/01/2010
Politika / 19/01/2010