‘1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum’.
Bir grup aydın tarafından hazırlanan ve imzaya açılan bu metin bana ulaştığında imzalamadan, üzerine not düşmek ihtiyacı hissettim. İtiraf edeyim, genelde romantik bir insan olmadığımdan olsa gerek, milli duygularım zayıftır. Milli maçlarda heyecanlanmam, Türkiye veya Türkler üzerine söylenen her şeyi üzerime alınmam, yurtdışında bir vesileyle muhatap olduğum, orta tahsilli Batılıların, Türklere dair önyargıları beni yaralamaz, bunları değiştirmek için kendimi paralamam. Aslında tam da bu nedenle, son zamanlarda yaygınlaşan ve özetle, Türklerin, neredeyse,dünya tarihinin en kusurlu milleti olduğu şeklinde tezahür eden abartılı özeleştiri hezeyanını anlamakta zorlanıyorum.
Türkleri, Türklüğü dünyanın merkezi olarak gören, toz kondurmayan, kaşının üzerinde gözün var dedirtmeyen sığ ve kaba milliyetçilik tanıdık bir garabet. Şimdi, tam tersi istikâmette, ‘aydın Türk’lerin ‘tarihsel utanç’lardan sıyrılarak, kendilerini iyi, medeni hissetmek için başlattıkları başka bir garabet söz konusu. Bu ‘iyi ve medeni hissetme ihtiyacı’ndan kastettiğim de, aslında Batılıların gözünde ‘iyi ve medeni’ olmak. Zira, aksi söz konusu olsaydı, Tuzla tersanelerinde ölenler adına da çok utanç duyulup, uluslararası kampanya başlatmak gerekirdi. AB, bu ölçüde büyük bir rezaleti çok mesele yapmadığı için bizde de, o ölçüde tepki gördü, kapandı. Ama, şimdilik bu konuyu bir kenara bırakıp, söz konusu tartışmaya ve metne dönelim.
Öncelikle, Türklerin (eğer öyle homojen bir gruptan söz edilebilirse) tarihin diğer ırk/millet/-grupları (ne derseniz deyin) içinde sıradan bir yeri olduğunu, sevap ve günahlarının da, bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini hatırlamakta fayda var. Ancak bu türden bir soğukkanlılıkla, yakın tarih değerlendirmelerinde milliyetçilerin savrulduğu güzelleme ve kusurları inkâr sığlığının tam tersi istikâmette, ama onun simetriği bir sığlığa savrulma tehlikesinden korunabiliriz.
Ermeni katliamı konusundaki tartışma uzun, kısaca, bu çerçevede imzaya açılan metne dönersek, metne ilişkin tek itirazımın son cümlenin devamındaki ‘özür dileme’ olduğunu belirtmek istiyorum. Özür dileme konusunda tutukluğum olduğu için değil, kimin adına kimden özür dilemek durumunda olduğumu kavramakta zorlandığım için.
Kendimizi nasıl tarif ediyoruz, ‘Türkler’ (veya Türkler ve Kürtler) adına mı özür diliyoruz? Kimden özür diliyoruz? Bu felaketten kurtulanların ailelerinden mi, tüm Ermeni ırkından veya milletinden mi? Bir kere, milli veya etnik aidiyet adına, başka bir milletten özür dileme işi beni çok rahatsız ediyor. Milletiyle övünmekle, milleti adına özür dilemek arasında, insanın kendini etnik aidiyetiyle tanımlaması açısından hiçbir fark yok. Diğer taraftan, sadece Türkiye ve bu konuya mahsus değil genel olarak, bu ‘özür dileme çağı’ veya ‘özür kültürü’ ve kampanyaları başlı başına sorunlu. Batılı emperyalist ülkelerin başlattığı bu türden temize çekmeler, tarihin asıl karanlık noktalarını göz ardı etmekten başka işe yaramıyor.
Son olarak, işin sonunda bir de, ailesi yok olup, bir şekilde Müslüman (dolayısıyla Türk) olmuş Ermenilerin torunların, bugün ‘Türk’ olarak, soyu sopu Ermeni felaketinden hiç zarar görmemiş tuzu kuru Ermenilerden özür dilemesi gibi bir garabet var. Biliyorum, genel tartışma içinde, bu bir teferruat. Ama politik şarlatanlıkların insanlığa dair meseleleri nasıl teğet geçebildikleri, bu türden teferuatlar çerçevesinde daha iyi hissedilebiliyor.
O nedenle dikkate alan olur mu bilmiyorum, ama metni özür kısmı olmadan aşağıdaki şekliyle imzalamak istiyorum.
“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor(um)”.
28/12/2008 22:11 | özür dileyeceğimiz birşey yapmadık! 1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı göç ne bir katliam ne de büyük bir felaket olarak adlandırılamaz. Gerek devlet arşivleri gerekse dönemin Amerika'lı araştırmacılarının kanıtlarını incelediğimiz zaman Doğuda ki "BİRÇOK" Ermeni'nin bölgedeki insanlıkdışı faaliyetlerini görebiliyoruz. Savaşmakta olan mehmetçiğin anasının karısının cocugunun nasıl yakıldığını belgeler bize gösteriyor. bu demek değilki tüm ermeniler böyleydi taşnak sutyun cemiyetinin tüm zorlama tehditlerine karsın ülkesine ve toprağına ihanet etmeyen nicesi vardı! örneğin batı anadolu ermenilerine tehcir uygulanmamıştır. Tehcir yasasındada zaten bir ırk ismi geçmez yasaları çiğneyip kargaşa çıkaranlara karşı bulunmuş tarihin en insaflı en insancıl çözümüdür. Elbet ki tehcir uygulanırken salgın hastalıga yakalanarak ve kötü hava sartlarından ölen ermeniler oldu. bunun neresinde soykırım? Bu sadece türkiye üzerine oynanan eski bir oyunun tekrar perdelenmesidir. bugün işlemediğimiz bir suç için özür dileyeceğiz yarın onlarca ülkede sigorta şirketlerine açılmış tazminat davalarının nasıl aleyhimize sonuçlandığını izleyeceğiz.. bir sonraki gün öyle bir psikolojiye sokacaklarki topraklarımızı kürttü türktü rumdu ermeniydi böleceğiz.. sevre duyulan özlemden başka birşey değildir bu girişimler. bunun Türkiye toprakları üzerinde yaşayan bir tarihi paylaşmış olan hiçbir millete bir getirisi yoktur. |
20/12/2008 19:12 | Iste bir aydin... Ozur meselesini sacmalik olarak goruyorum. Ama herkesin sacmalama hakki da vardir! Soylenen soz, soyleyeni baglar. Elbette Ermenilerin goc ettirilmesi kinanacak bir davranistir. Turkiye'de bir avuc irkci disinda bunu kabul etmeyecek biri oldugunu sanmiyorum. Bu vesile ile "aydin dusmanligi" yapmak kabul edilecek bir davranis degil. Iste Nuray Mert! O da bir aydin...Ve bence aydin kavramini kendi kisiliginde cok guzel orneklendirmis bir aydin. Bana kalirsa, aydinin en onemli ozelligi bagimsiz dusunebilmesi ve bu dusuncelerini korkmadan dile getirebilmesidir. Nuray Mert, kendi dusuncelerini sadece devletten degil, (kimi aydinlarin yaratigi ) "mahalle baskisi"ndan da urkmeden korkmadan dile getiriyor. Keske Nuray Mert'ler cogalsa...Tesekkurler Mert... |
17/12/2008 13:10 | kendi adıma ben de imzalamak için sayfayı açtım uzun uzun isimlere baktım sonra da düşünmeye başladım bir politika bilimi öğrencisi olarak bu konuda defalarca ödevler hazırlayıp, farklı birçok hocadan bu konuda görüşler dinledim. olanlar için ben de bu coğrafyada yaşayan ve yaşadığının sorumluluğunu alan biri olarak üzgünüm elbette. fakat ülkemde günümüzde yaşanan fakirlik yoksulluk kültürsüzlük için de çok üzgünüm. sadece örnek teşkil etmesi için söylemek isterim listede ismi olan murat belge beyefendiyi uzunca bir süre radikaldeki yazılarında takip etmiştim. o kadar uzun bir süre yazıları sadece ermeniler üzerineydi ki böyle değerli bir kalemi okumaktan vazgeçivermiştim. "yüzleşmek" "ezber bozmak" isimleri altında bize yeni yüzler ve ezberler biçiliyormuş gibi hissediyorum ve bundan fena halde rahatsız oluyorum. zaten özür dilenecekse ben bir birey olarak dediğim gibi bu coğrafyada yaşamanın sorumluluğundan dolayı bunu içselleştirebilirim ama o zaman bunu "ermeni"lere karşı değil bütün coğrafya halklarına yönelik yapmam gerekir. diğer türlü bir davranış ister istemez kimlik çatışmalarına ve kimlik ayrıştırmlarına katkı sağlayacaktır. benim gözümde dünya yalnız ve yalnızca ikiye ayrılır: ezenler ve ezilenler. ve bu ezenler ve ezilenler dünyanın farklı coğrafyalarında yaşarlar. fazlasıyla karikatürize etmiş olsam da özü bu noktada aramak gerekiyor diye düşünüyorum. bütün bu düşünceler eşliğinde şunu da belirtmeliyim herhangi bir devlet için yüksek nitelikler taşıyan elemanlar yetiştirmek zordur. ve diplomatik kadrolar genellikle bu tarz elemanlardır. bir terör dalgasıyla bir devletin diplomatik kadrolarını öldürmenin de üzülecek yanları vardır mutlaka her iki taraf için de. hani şu eşitlik, adalet, kardeşlik lafları... söylenirken ne de şahşahalılar... fakat uygulamaya gelince ne kadar haşin ve ketumlar. |
Politika / 09/02/2010
Politika / 04/02/2010
Politika / 02/02/2010
Politika / 28/01/2010
Politika / 26/01/2010
Politika / 21/01/2010
Politika / 19/01/2010
Politika / 14/01/2010
Politika / 12/01/2010
Politika / 07/01/2010
Politika / 05/01/2010
Politika / 31/12/2009
Politika / 29/12/2009
Politika / 24/12/2009
Politika / 22/12/2009
Politika / 17/12/2009
Politika / 15/12/2009
Politika / 10/12/2009
Politika / 08/12/2009
Politika / 03/12/2009