Antalya’ya konuk olan Mickey Rourke, ‘Şampiyon’ için ‘En iyi filmim’ demişti.
20/03/2009 09:02
‘Şampiyon’, eski bir pankreas güreşçisinin ayakta durma mücadelesini anlatıyor. Venedik’te ‘Altın Aslan’ alan film için ‘klişeler üstü’ diyebiliriz
UĞUR VARDAN (Arşivi)
FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN
GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN
Bazen ayakta kalmak herkes için zordur. Bir zamanlar, önüne geleni döven bir pankreasçı olsanız bile... Entelektüel soslu filmlerin son dönemdeki gözde yönetmeni Darren Aranofsky’nin ‘Şampiyon’u (The Wrestler) da böylesi bir çalışma. Film, 20 yıl önce bir efsane olan Randy (The Ram) Robinson’ın, günümüzdeki hal-i pür melalini anlatıyor. Orijinal çeviri karşılığı ‘Güreşçi’ olan ama tıpkı ‘Yenidünyalılar’ın futbolla kast ettiğiyle Batılıların kast ettiğinin farklı olması gibi (‘football-soccer’ muhabbeti), Amerikan dilindeki güreşçiyle bizdeki ‘pehlivan’ tanımının tutmamasından olsa gerek, ‘Şampiyon’ adıyla vizyona giren film, hafiften Franco Zeffirelli’nin zamanında herkesi ağlatan ‘Şampiyon’unu (The Champ) da hatırlatıyor.
Ama Aranofsky’nin filminin asıl akrabası bana kalırsa ‘Rocky’ ve ‘major kanallar’da özellikle pazar günleri ‘prime-time’da gösterilen yapımlar. ‘Şampiyon’, Venedik gibi kalburüstü bir festivalde en büyük ödül olan ‘Altın Aslan’ı aldı, ardından son Antalya Film Festivali’nde Türkiye’deki ilk gösterimi yaptı, IF’de boy gösterdi ve nihayetinde bu hafta gösterime giriyor. Genel olarak da sinema yazarları çevresinde beğenildi. Lakin bana sorarsanız, bir önceki filmi ‘Kaynak’ta son derece zorlama bir konunun peşinde koşan Aranofsky, bu kez de ‘Şampiyon’da klişeler üstü bir yapıma imza atmış. Düşmüş bir pankresçı, tıpkı kendi gibi ‘düşmüş’ bir kadına, striptizci Cassidy’ye aşık oluyor. Öte yandan eski prestiji yerlerde sürünürken, hayat gailesiyle gidip bir süpermarkette çalışmaya başlıyor. Yetmiyor, yıllardır araları bozuk kızı Stephanie’yi bulup yeniden ‘baba-kız ilişkisini canlandırmak istiyor; bu noktada da eski zaaflarına yenik düşüyor ve araları yeniden ‘limoni’ oluyor.
‘Şampiyon’, ana karakteri gibi tıpkı başrol oyuncusuna da ‘yeniden ayağa kalkma’ fırsatı sundu. Randy Robinson’ı canlandıran Mickey Rourke, filmdeki rolüyle ‘En iyi erkek oyuncu’ dalında Oscar’a aday oldu. Antalya’da katıldığı söyleşide ‘Şampiyon’ için “En zor ve en iyi filmim oldu” dedi. Doğrusu kendisini ‘Barfly’ ve ‘Angelheart’ gibi filmlerinden seven ve sayan biriyim, bu ifadesiyle gözümden düştü. Cassidy’yi canlandıran Marisa Tomei de son Antalya’nın konukları arasındaydı.Yaşına rağmen güzelliğinden ve sempatikliğinden bir şey kaybetmeyen Tomei için söyleyecek bir sözümüz yok, o her filmin profesyoneli.
Toparlarsak, Rourke’u 80’li yılların rock starları gibi karşımıza getiren film, bende duygusal ya da mantıksal, hiçbir etki yaratmadı. Öyküsü de pek inandırıcı gelmedi. Daha net bir ifade kullanayım, amiyane deyimiyle son ‘Rocky’, içerik ve nostalji açısından bu filme ‘beş basar’. Öte yandan bu filme ‘Altın Aslan’ verilmesi, Venedik’e ilişkin bende ‘Daha da gelmem’ yargısını geliştirdi. Yani bir kale daha elden gitmiş... Son olarak şunu söyleyeyim, siz siz olun, ‘eskiye ağıt’ filmlerinde Clint Eastwood’dan şaşmayın, ne varsa üstadda var...
Bu ne biçim isim - 20/3/200915:15
Bu filmin İngilizce adı "Wrestler" değil mi kardeşim? Hangi akla hizmet bu filmin adı Türkçe'ye "Şampiyon" olarak çevriliyor. Bu film isimlerini çevirirken yapılan saçmalıklar yetmedi mi?