1  Nisan 2009, Çarşamba

Son Güncelleme  20:17

Flörtöz kediler ve fareler

Flörtöz kediler ve fareler

24/03/2009 09:11

‘Sahtekârlar’ı seyredip de âşık kahramanların birbirlerinin kuyusunu kazdığı kumpas filmlerini anmamak olanaksız

ERMAN ATA UNCU (Arşivi)

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

BİR TEK ROBERTS'IN GÜZELLİĞİ...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

 GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


Makul bir soygun filminde veya mizahi bir ajan macerasında sevimli kaypaklıkların birbirine güvenmeyen bir çift üzerinden anlatılmasından daha iyi bir strateji olabilir mi? Ya da olmadık planlarla hinlik peşinde koşan soyguncuların kendi ilişkileri söz konusu olduğunda dürüstlüğe prim verecekleri?.. Bu hafta gösterime giren son Tony Gilroy filmi Duplicity/Sahtekârlar, Julia Roberts ile Clive Owen’ı, birbirlerini sürekli yalancılıkla suçlayan iki sanayi casusu rolünde biraraya getiriyor. Üstelik iki oyuncunun beraber rol aldıkları önceki film Closer/Daha Yaklaş’ta birbirlerine bol bol laf geçirdiği diyaloglar hâlâ hafızalarda tazeyken Sahtekârlar, daha bir tatlı ve anlamlı geliyor insana. Tony Gilroy, senaryosunu da kendi yazdığı filmde, belli ki izleyicisine bir kumpas macerasından beklediği her şeyi vermeyi hedeflemiş: Cinlik, çarpıcı hileler ve perdenin ikiye, üçe bölündüğü görüntüler... Dolayısıyla Sahtekârlar’ı seyredip de âşık kahramanların birbirlerinin kuyusunu kazdığı kumpas filmlerini anmamak olanaksız.
Bölünmüş perde ve birbirine güvenememekten mustarip çift deyince standartları orijinal The Thomas Crown Affair/Kibar Soyguncu’nun belirlediğinin söylenmesi gerek. Hatta yönetmen Norman Jewison’ın 1968’de alışılmadık sıklıkla perdeyi bölerek hikâyesini aktarması, dönemin sinema eleştirmenlerini bayağı yabancılaştırmış. Ama sonrasında gelen soygun filmlerinde bu stilin nasıl baştacı edildiğini görünce gönül rahatlığıyla Jewison’ın tam dozunda bir tarzı olduğunu söyleyebiliriz. Tabii hırsız Steve McQueen’le onu yakalamaya çalışan sigorta müfettişi Faye Dunaway’in arasındaki flörtöz kedi-fare oyununun içerdiği cinsellik ve oyunbazlık da tam dozunda. Filmin 1999 tarihli yeniden çevriminde Pierce Brosnan ve Rene Russo arasında bu doz tutturulabildi mi tartışılır. Fakat kibar hırsızlığın, dönemin Bond’u Pierce Brosnan’a sağlam bir imaj takviyesi kazandırdığı aşikâr.
İmaj takviyesinden söz etmişken, bir aralar TV dizisi E.R.’ın yakışıklısı olarak nam salmış George Clooney de artık büyük bir yıldız olmasını böyle bir kibar hırsız macerasına borçlu. Malum, George Clooney ve kibar hırsızlık deyince akla hemen Ocean’s... serisi geliyor. Ama oyuncunun yönetmen Steven Soderbergh’le bir önceki işbirliği Out of Sight/Aşk ve Para da, sinemadaki hırsızlık maceralarına esaslı bir katkıdır. Aşk ve Para’nın, hırsız George Clooney’yi yakalamakla görevlendirilip de cazibesine karşı koyamayan Jennifer Lopez’in filmografisindeki en sağlam işlerden biri olduğunu ise tartışmaya bile gerek yok.
Muziplikte George Clooney’nin öncülü sayılabilecek Cary Grant, gerilim komedi klasiği Charade’de hırsız olup olmadığı konusunda Audrey Hepburn’ün kafasını epey karıştırmıştı. Grant, Hitchcock imzalı To Catch a Thief/Hırsızlar Kralı’nda da Grace Kelly’ye artık soygunlarla, mücevherlerle işi olmadığını bir türlü anlatamıyordu. Bu örneklerden anlaşıldığı üzere uğraşlarıyla -hırsızlıktır, casusluktur- uyumlu bir şekilde aşklarında da güven telkin etmeyen karakterler, 1960’lar Hollywood’unun hınzır havasına oldukça uygun bir malzeme. Tabii absürd komedilerin iyice absürdleştiği 1980’lerde de fırsat kaçırılmadı. 1988 tarihli A Fish Called Wanda/Wanda Adında Bir Balık’ta Jamie Lee Curtis’in canlandırdığı cevval hırsız, para için âşıklarını parmağında döndürmekten imtina etmez. Onun oyunu baştan belliydi ama bir de Dirty Rotten Scoundrels/Kirli, Çürük ve Adi’de olduğu gibi sadece filmdeki âşıklarını değil, izleyicilerini de hikâyenin sonuna kadar aldatan karakterler var.
Maverick’te ise ikisi de birbirinden hin olan kumarbaz/dolandırıcı Mel Gibson ile Jodie Foster’ın sürekli türlü entrikalar çevireceklerini biliyorduk. Julia Roberts, gazeteci rolünde çıktığı I Love Trouble/Bayılırım Belaya’da hem âşığı hem meslektaşı Nick Nolte’ye haber atlatmak için çeşitli numaralar çevirdiğinde de beklentimiz zaten bu yöndeydi.
Birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışan âşıklar, mizahi aşk hikâyelerine çok yakışıyor. Yeter ki iki taraftan biri imana gelip hilelerinden vazgeçmesin, işin tadı kaçmasın. Tabii bir de laf cambazlıklarını hakkıyla dillendiresilecek güçte oyuncular bu âşıkları oynasın.
Julia Roberts da, Clive Owen da, şimdiye kadar yeterince muzip âşık oynadı. Bambaşka bir tondan seyretse de, entrikası bol, sağlam bir olay örgüsü için de yönetmen Tony Gilroy’un bir önceki filmi Michael Clayton’u referans alabilirsiniz. En olmadı, şimdiye kadarki hilebaz sevgili maceralarını düşünün, Sahtekârlar’da illa zevk alacak bir şeyler bulursunuz.




Sinema kategorisindeki tüm haberler »

Bu habere henüz yorum yazılmamış. Yorum yazmak için tıklayınız...
ADnet