23/04/2009 09:45
Yapılan araştırmaya göre davulcular bir oduncu kadar terliyor, gitar çalanlar boksör kadar yoruluyor
HELSİNKİ - Rock yıldızı olmak birçok gencin hayalini süslerken Finlandiya’da yapılan bir araştırma, konserlerde salonu doldurmaya çalışmanın ve şarkı listelerinin tepelerinde dolaşma stresinin bir rockçıyı fiziki olarak tükettiğini ortaya çıkardı.
Finlandiya İş Yeri Hekimliği Enstitüsü tarafından yapılan ve ülkenin en popüler rock gruplarından punk triosu Apulanta’nın denek olarak kullanıldığı araştırmada, stresin vücuttaki etkisini ölçmek için grup üyeleri üzerinde bir dizi tıbbi test yapıldı. Grup üyelerinin ateşlerini, tansiyonları ve nabızlarını geçen şubatta verdikleri iki konser boyunca ölçerek kayda geçiren doktorlar bu verileri müzisyenlerin normal sağlık verileriyle kıyasladılar. Sonuçta rock yıldızının parıltılı yaşamının, bir ağır işçinin kadar yıpratıcı olduğu görüldü.
Fin araştırmacılar, "Gitarist gibi solistin yaşamı da, kürekle çukur kazan, hamallık yapan veya bilek gücüyle çalışan birisininki kadar dayanılması güç" dediler.
Davulcunun bir oduncu veya bir duvar ustası kadar terlerken, gitarının tellerine tüm gücüyle basan bas gitarcının bir oduncu veya bir boksör kadar yorulduğuna işaret eden araştırmacılar, grup üyelerinin konser sırasında nabızlarının ve vücut sıcaklıklarının çok yükseldiğini belirttiler.
Araştırmada, 90 dakikalık bir konserde grup üyelerinin vücut sıcaklıklarının 38 dereceyi aştığı ve nabızlarının dakikada 128 ve 144 arasında attığı tespit edildi.
Grubun davulcusu 31 yaşındaki Sipe Santapukki, doktorların araştırmalarının, 1991’den bu yana müzik yapan ve bir düzine albüm çıkaran gruplarının şevkini kıramayacağını söyledi. (aa)
generalduncan kardesim.. - 15/10/20093:49
Soylediklerin uzerine, soylenecek hic birsey yok.Ama seni tebrik etmek var. :)) zaten yorumunu oylayan ( 47 'si begenen, 5'i begenmeyen) 52 kiside tek bir yorum yapmamis.Ben begenimi acik dile getirmek istedim.Yazinin son kismindaki "Türkiye'de rock müzik amatör ruhla kotarılmış amatör bir iş koludur. O yüzden bizim rock müzisyenlerimizin çoğunun başka birer meslekleri vardır. Tükenmemeyi öyle başarırlar." kismini nickname ini kullanarak blogumda yarin evleniyorum adli yazimda kullandim.Okuyanlar bu sorunlarida hatirlasinlar diye.Uygun degilse duzeltmek, 1 dakikalik is.Bir muzisyen oldugunu dusunup, kolayliklar ve sabir diliyorum.Ne olur Tukenmeyin..
Sadece çalıp söylemek tüketmiyor - 23/4/200918:8
Türkiye'de rock müzik icra eden bir grubun üyesiyseniz sizi ruhsal ve fiziksel olarak bitirecek daha bir çok faktörle daha savaşmak zorundasınız. Fiziksel faktörlerin başında sigara dumanı geliyor. Kapalı mekanlarda sigara içilmemesi kuralı bir türlü hayata geçmediği için, geçse de kimse takmadığı için özellikle ilerleyen saatlerde kendinizi bir duman bulutunun içinde çalıyor olarak buluyorsunuz. Tavanda havalandırma boruları görüyorsunuz, ama pinti işletmeci elektrik masrafı olmasın diye açmıyor. Açsa da göstermelik gibi yapıldıklarından hiç bir işe yaramıyor. Özellikle kışın bütün kapılar pencereler kapalı iken feci bir duruma dönüşüyor. Sahnede bir yandan milleti eğlendirmeye çalışırken bir yandan gözleriniz yanmaya başlıyor, ciğerleriniz tıkanıyor. Sabaha karşı eve geldiğinizde elbiseleriniz, gitarınız, gitar kılıfınız, amfiniz, kendiniz, her şeyiniz öyle pis kokuyor ki burnunuzun direği kırılıyor. Küçücük barlarda bir köşeye kondurulmuş sahneye tıklım tıkış doluşup müzik yaparken çeşitli kazalar da olmuyor değil. Basçının bası kafanıza mı çarpar, nota sehpası devrilip bir tarafınızı mı çizer, bir karış yüksekliğindeki sahneden yuvarlanıp millete mi girersiniz, türlü türlü. Ruhsal bitirici faktörler bunlardan daha vahim. Bir kere Türkiye'de rock müzik yapılan mekanlar nispeten az sayıda. Bu yüzden kendinize çalacak bir yer bulmak için işiniz bir avuç işletmeciye kalmış. Bu adamlar hele normalde rock falan dinlemeyen ama sırf gençleri söğüşlemek için rock bar açmış kırolarsa yandınız. Şu akşam çalıyorsunuz derler, gidersiniz, program iptal derler. Gidersiniz, sizi iptal etmişler, yerinize başkası çalıyor bulurusunuz. Çalarsınız, yarım yevmiye vermek için erken bitirin müşteri yok derler. Çalarsınız, sanki çok anlıyormuş gibi şu parçanın şurasında hata yaptınız diye ahkam keserler, paranızdan keserler. 2 bira 1 su içtin deyip paranızdan keserler. Programı bitirirsiniz, paranızı vermezler, iki saat bekletirler, kasada para yok, bu akşam işler kesat hede hödö derler, paranızı eksik vermek için ellerinden geleni yaparlar. İtiraz ederseniz kovarlar. Verecekleri para da para olsa, bir şey demeyeceksiniz. En meşhur mekanlarda bile, eğer albüm yapmış bir grup değilseniz sizden 4-5 saat çalmanızı beklerler, adam başı 70-80 lira teklif ederler. Bu iş garsonluk değil ki? Sanat yapıyorsun, kafa çalıştırıyorsun, kimin umrunda? Üstelik sigorta, sözleşme, vergi, hak, hukuk lafı bile edilmeyen kavramlardır. Hadi kabul ettiler sizi çıkardılar, bir sahne bulursun ki evlere şenlik. Ne doğru düzgün davul vardır, ne monitör, ne amfi, ne hoparlör. Herşeyi kendin getirmek zorundasındır. Bir bar kapanınca aynı tesisat başka bara transfer olur. 30 yıllık, üstüne bira döküle döküle patlamış ses sistemleriyle ses çıkarmaya çalışırsın. Tonmayster mi? O da ne? İşletmecinin kardeşi hem vestiyer hem tonmaysterdir. Mikserde etkisi farkedilebilen tek ayar vardır: Volüm. Seyirci desen daha da beterdir. Bir kere sahnede biri mi var, kim var umrunda değildir. Eşşeği çıkarsan gene gelir, bir tek yağmur-kar varsa gelmez, bir de ramazanda gelmez. İyi kötü müzisyen ayrımı yapmaz. Güzel çirkin ayrımı yapmaz, kız vokal varsa ona gelir. Eğlenmesini bilmez. Bütün program boyunca muhabbet eder. Şarkı bitince alkışlamaz, oralı olmaz, gaza gelmez, ağır abiyi oynar. Bir tek içki içen kızlar sahneye yakın durup dans ederler, bir de o kızlara yanaşmak için oraya akın eden tipler. Mekanda başka müzisyenler varsa onlar bir kenarda kollarını kavuşturup program boyunca dikilirler, dik dik bakarak sizi kıl ederler, kimi de burun kıvırıp giderler. Cover çalıyorsanız milleti eğlendirmeyi bir şekilde kıvırırsınız. Kendi parçalarınızı yapıyorsanız işiniz daha zordur. Kankanız falan değilse kimse sizi çıkarmaz, çıksanız da dinlemez. Albümünüzü kaydetmek için dandik stüdyolara tonla para akıtırsınız. Gene de, canlı çalınıyor havasından kurtulamamış, enstrumanlar birbirinden ayrı kalmış, vokal ön planda, bas yok, ziller patlamış, ya da hepsi birden ön plana çıkarılmaya çalışılmış, anca demo ayarında bir albüm yaparsınız. Birkaç konserle ve dergici, TVci tanıdıkla kitleyi oluşturamadınız mı işiniz biter. Türkiye'de rock müzik amatör ruhla kotarılmış amatör bir iş koludur. O yüzden bizim rock müzisyenlerimizin çoğunun başka birer meslekleri vardır. Tükenmemeyi öyle başarırlar.