06/09/2009 10:32
Bienal dışı sergilerin en önemlilerinden biri yakında İstanbul Modern'de açılıyor. Sarkis'in yarım asırlık sanat yaşamı, devasa görüntüler, kimi yapıtlar ve objeler eşliğinde izlenebilecek
CEM ERCİYES
İSTANBUL - Memleketin çağdaş sanat bayramı İstanbul Bienali, bir hafta sonra başlıyor. Hazır tüm dünyanın dikkati İstanbul sanat ortamına dönmüşken İstanbul’un bütün sanat kurumları da en güzel giysilerini giyip, en ilgi çekici ve zorlu sergileri yapmak için tüm gayretlerini ortaya koyuyor. Kentin en önemli sanat kurumu, yegane ‘modern sanat’ müzemiz İstanbul Modern de beş yıllık tarihinin en iddialı sergilerinden biriyle giriyor Bienal mevsimine: Büyük bir Sarkis sergisi.
Sarkis, Türkiye’nin en önemli kavramsal sanatçılarından biri. Akademi’yi bitirip Paris’e gittiği 60’lı yıllardan beri yurtdışında yaşıyor. Video ve enstelasyonlarıyla özellikle Fransa’da iyi tanınan, pek çok önemli müzede sergiler açmış, eğitimcilik yapmış bir sanatçı. Türkiye’de İstanbul bienallerine katılan, son yıllarda Kasa Galeri, Akbank Sanat ve Portakal Sanatevi’nde açtığı sergilerden hatırladığmız Sarkis, bu kez İstanbul Modern’de ‘Site’ adını verdiği ‘bir nevi’ retrospektif sergiyle karşımıza çıkıyor. Serginin küratörü, Levent Çalıkoğlu.
‘Bir nevi retrospektif’ dememizin sebebi, her ne kadar bu sergi, Sarkis’in tüm sanat yaşamına bir yolculuk olacaksa da alışıldık ‘retrospektif’ tanımına uygun olmaması. Sarkis, ‘mekana özgü’ düzenlemeler, enstelasyonlar yapan bir sanatçı olarak, hiçbir işinin bir başka mekanda tekrar edemeyeceğini hatırlatıyor. Her sergi, daha önce kullanılmış objeler, düzenlemeler işin içine katılsa bile yepyeni bir sergi oluyor Sarkis için.
Sanatla ilgilenmeye bugün dünyanın kolektif belleğinde yer edinmiş, çok bilinen bir eserle, Munch’un ‘Çığlık’ tablosuyla karşılaştıktan sonra karar vermiş. Ortak belleğin yansıması olan tüm kültürel işaretler hep ilgi alanında yer etmiş. Bu nedenle Sarkis’in sanatından söz ederken ‘O, artık bir sakız oldu’ dese de ‘bellek’ kavramını anmadan geçilmez. Müzeleri çok önemseyen, onların durağanlığına, ‘sınıflandırmalarına’ karşı duran bir sanatçı. Louvre, Pompidou gibi önemli müzelerde, buradaki yapıtlarla diyaloğa girip onlara yeniden ‘hareketlendirmeyi’ amaçlayan sergileri var.
Sarkis’le suluboya atölyesi
Eğitim de önemli meselelerinden biri. Nitekim İstanbul sergisinde de sekiz sanatçıyla özel atölye çalışmaları yapacak, ardından izleyicilerle buluşacak. Sarkis’in çocuklar için hazırladığı ‘suluboya atölyesi’ de sergi boyunca İstanbul Modern’de gerçekleşecek. Sarkis, farklı çağlar ve coğrafyaların yaratıcılıklarını, kültürel kodlarını buluşturmayı seven, unutulmuş olana yeniden ‘can katan’ bir sanatçı. Bunu, farklı objeleri biraraya getirerek, neonlarla, bantlar, videolar, hazır nesnelerle enstelasyonlar kurarak yapıyor. Çok çeşitli malzemeyle pek çok kültürel kodu deşifre ediyor.
11 Eylül’de İstanbul Modern’de açacağı serginin İstanbul Modern için de önemi büyük. Uzun süre ‘yaşayan sanatçı’lar için sergi açmama prensibiyle hareket eden müze, Sarkis sergisiyle birlikte yeni bir döneme giriyor. Koleksiyonuna kattığı çok sayıda ‘çağdaş’ eserle yüzünü belirgin biçimde güncel sanat tarihine yönelten İstanbul Modern, çağdaş bir müzenin gereğini yerine getiriyor. Sarkis 2005’te Radikal’de yayımladığımız Ahu Antmen’le söyleşisinde “İstanbul’da kapsamlı bir sergi açmadım, çünkü müze yok. İstanbul Modern var, ama orası da daha yeni, çağdaş bir müze olduğunu kanıtlaması lazım,” demişti. Bundan bir ay kadar önce, sergiyi kurarken konuştuğumuzda bu konuda “Çağdaş sanat, yaşayan sanatçılarla olur ve onların konseptiyle bir sergi doğar. Şimdi müzenin çağdaşlaşması, sadece koleksiyonuyla değil, yaşama şekliyle olur,” diye değişen durumu özetledi...
Gençlere göstermek için
Sarkis, İstanbul Modern’den ilk teklif geldiğinde önce yarım asırlık sanat yaşamını gençlere gösterecek bir sergi tasarlamış: “Burası üzerine düşünmeye başlayınca, gençlerin benim yapıtlarımı fizik olarak görmemiş olmalarının üzerinde durdum. Benim düzenlemelerimin yüzde doksanının ya yok olması ya da sürekli icralarla yaşamasından yola çıktım. Önceki işlerimden kalan objeler nasıl yaşatılıyor ve bunların ‘vücutları’ nedir? buradaki gençlere göstermek istedim; ilk projem buydu.” Sonra, serginin konsepti değişmiş ve şimdiki sürprizli haline kavuşmuş. Ama yine ilk projenin bir bölümü, yani bazı eski işlerin ‘vücutları’ bu sergide de var.
Sarkis, ‘vücut’ kavramını işlerin ‘şimdiki durumları’ için kullanıyor. Bu sergide göreceğimiz ‘Lulu’dan yola çıkarak şöyle anlatıyor: “Mesela 1984’te Berlin’de gerçekleştirdiğim, ‘I love my Lulu’ adlı bir heykelim var, vücudu ses bantlarıyla yapılmış. O, Centre Pompidou’nun koleksiyonunda. Onun bir yaşama biçimi var, sürekli değişik sahnelerde gösteriyorum onu. Fakat vücudu duruyor. Ama o yaşıyor ve ben o yaşama biçimini bugüne getirip göstereceğim. Derisi daha buruşmuş, daha tozlanmış, vücut daha yorgun fakat bunlar işin parçası.”
Sarkis’in on küsur müzeden elli altmış işi biraraya getireceği ilk projesi ‘imkanlar değişince’ gerçekleşememiş. “Ben eksiye giden bir sanatçı değilim. ‘İmkanlarımız değişti, biraz daha küçültelim...’ olmaz. Vücut küçülmez, fakat kafayla başka bir şekilde çalışmaya başlar,” diye anlattığı bu sürecin sonunda bugünkü serginin fikri doğmuş. Bu fikir biraz da 1977’de Fransa’da ‘parasız’ bir sanat derneği için yaptığı sergiden ilham almış. Yani, en önemli özel modern sanat müzemizdeki bu büyük sergi ile 70’lerin ‘anarşist’ sanat ruhu arasında bir akrabalık kurulmuş durumda... Ama bazı kavramlar değişerek; mesala otuz yıl önceki serginin yöntemi politik grupların ‘afişleme’ yapmalarına benziyormuş. Bugünse serginin sokaklarını ‘billboardlar’ kaplıyor. Sarkis’in ‘Site’ adını verdiği İstanbul Modern sergisi işte bu çok büyük billboard afişleri gibi görüntülerden oluşuyor.
Sarkis’in hummalı bir çalışmanın ardından açılıştan birkaç gün önce tamamladığı sergisini pek çok başka meslektaşım gibi ben de hızlıca bir görme fırsatı buldum. Sarkis, hepsini kendisinin çektiği binlerce kare içinden seçtiği kendi sanat yaşamından 170 görüntüyü sergi salonunda bir araya getirmiş. Pek çoğu birkaç metre büyüklüğünde basılan fotoğraflarla kaplı duvarlar izleyiciyi bir imgeler aleminin içine alıyor. Bu alemde Sarkis’in eski yapıtları, sergileri, o çalışmaları besleyen kişiler, durumlar var. Birbiri üzerine binen, üst üste bir internet sitesinin pencereleri gibi açılan, her biri farklı bir fikri, süreci anlatan ve tamamı aslında bir tek adrese, bir nevi ‘sarkis.com’a açılan görüntüler bunlar. Duvara bir afiş gibi yapıştırılan bu görüntülerle Sarkis, sokağın diliyle de iletişime geçiyor. Sergi alanını böylece kendi sitesinin sokakları gibi de kurguluyor. Sadece fotoğraflar değil tabii, Sarkis’in kimi önemli yaptılarının ‘vücutları’ da var sergide. Bazı koleksiyonlardan, Sarkis’in atölyesinden gelen yapıtlar, nesneler ve enstalasyonlar bunlar.
‘Bir manzaraya bakar gibi bakın’
Sarkis’in ‘Site’sine giren izleyici, sanatçının iyi bir takipçisi değilse eğer yüzlerce görüntünün her birini deşifre edemeyecek elbette. Bu kavramsal imge bombardımanı karşısında şaşkınlığa kapılacak izleyiciler için de Sarkis’in bir çağrısı var. Şöyle ki: “Bazı görüntülerin içeriğini bilemeyip algılamanız güç olabilir; bir mimarinin iç mekânına, bir manzaraya bakar gibi bakmaya çalışıverin o zaman, belleğinizde bir şeyler doğabilir. Açık olmanızı arzularım. Sergimde bu görüntülerin dışında birtakım heykelleri, objeleri de çağırdım. Heykellerin etrafı yüzlerce heykel barındıran görüntülerle çevrili olduğundan heykellerin belleğimizde çoğalabileceğini umuyorum.”
Sarkis’ın ‘Site’ başlıklı sergisi 11 Eylül-10 Ocak tarihleri arasında İstanbul Modern’de görülebilir. Tel: 0212 334
Beş parasız kurulan sergi
Sarkis, 1977’de açtığı serginin ilginç hikayesini şöyle anlatıyor: “1977 ya da 78’de St. Etienne’de beş parası olmayan bir grup gencin kurduğu bir dernek, korsan sergiler düzenliyordu. Bana geldiler, dediler ki ‘Bizim işgal edilmiş bir lokalimiz var ve parasız sergiler düzenlemek istiyoruz. Sana sadece tren biletini bulacağız, bir sergi yapmanı istiyoruz, ne sergileyebiliriz?’ Üstelik sekiz saat içinde serginin kurulması gerekiyordu, çünkü hazırlığın fark edilmesini istemiyorlardı. Ortada acil bir dil durumu vardı. 1970’lerin başında dünyada gençler beş saniyede duvarlara yazı yazıp kaçmak zorundaydı. ‘Bir retrospektif yapacağım’ dedim. Otuz, kırk tane yapıtımı spreyle doğrudan mekana çizerek sergiyi yapmaya karar verdim. Sergiden sonra duvarları temizlemek masraf gerektireceğinden; dedim ki, ‘Bütün bu mekanı kaplayacak kağıt ve yeterince sprey boya bulmamız lazım.’ Sabah üçte-dörtte yerel gazeteye gidip bobinlerin dibinde kalan kağıtları topladılar. Spreyleri de... çaldılar! Sabah saat altıda mekana girildi. Yedi kişilik ekip bütün duvarları kağıtlarla kapladılar, yirmi dakikada. Orada spreyle kırka yakın işimin duvar resmini yaptım, 1,5 saatte.”
duyduğum kadarıyla - 14/9/200915:25
ülkem yüz yıl öncede "İstanbul" kadarmış,halada öyle..biz Anadoludakiler resim neymiş sergi nasıl olurmuş..hele hele tiyatro nemenem şeymiş,bir bilebilsek...antik kentlere bakıyorsun üçbin, beşbin yıl önceki en küçük bir yerleşim yerinde bile bir gösteri yeri,bir anfitiyatro..günümüzde İzmir Antalya arasında bir tek tiyatro ,görüp duyanınız varmı ? sayın bakalım şöyle aklınızdan Efesten Perge ye kadar kaç bin tane varmış !
Evrensel sanatçı Sarkistanbul - 12/9/200915:24
sarkis bu toprakların evrensel sanatçılarından biridir,kıymetini bilelim, sarkistanbul dur o,,,,,,,,...ayrıca ne dil,ne din ne etnik farek hepimizi birleştiren İstanbul sevgisi-sergisidir,selamlar tüm okuyucularıma,