06/10/2009 04:44
Bazı vatandaşlar IMF karşıtı göstericileri sopalarla dövdü, polis dayağa coplarla devam etti

İSTANBUL - Taksim Meydanı’nda yapılan IMF ve Dünya Bankası protestosuna polisin müdahalesi sert olurken, bazı 'hassas vatandaşlar' durumdan vazife çıkardı ve yakaladıkları göstericileri sopalarla dövdü. Göstericiler, olay yerine gelen polisten de dayak yediler.
Taksim Meydanı’ndaki protestoda polisin müdahalesinin ardından bir grup gösterici, Tophane tarafına kaçtı. Ancak ara sokaklara dağılan göstericilere bu kez kimliği bilinmeyen bir başka grup müdahale etti. Saldırganlar kovaladıkları eylemciyi sopa ve tahta parçaları ile dövdü. Bir süre sonra olay yerine güvenlik kuvvetleri de geldi. Eylemci bu kez polisin müdahalesi ile karşılaştı. (Ntvmsnbc)
Faşist saldırı nasıl ''vatandaş tepkisi'' oldu. - 8/10/200912:46
Habertürk ve birçok medya kuruluşunun Tophane’deki saldırıları meşrulaştırma çabası 7 Ekim’de devam etti. Tophane’ye akın eden basın faşistlerin tehdit ve saldırılarını haklı ve masum olarak gösterme çabasını sürdürdü. IMF eylemlerine damga vuran olaylardan biri de, Tophane’de yaşanan ve büyük medya kuruluşlarının "vatandaş tepkisi" olarak sunduğu organize saldırılardı. Benzerleri 1 Mayıs’ta da gerçekleşen bu saldırılarda çok sayıda eylemci hedef alındı. Saldırıyla simgeleşen görüntü ise "vatandaş" ve polisin yerde yatan bir göstericiye aynı anda vurması oldu. Hangi esnafın camı kırılmış? Büyük medyanın ve özellikle Habertürk'ün sanki küçük esnafın camı kırılıyormuş gibi banka camlarının kırıldığı görüntüleri gösterip Tophane'deki esnafın saldırısını meşrulaştırma çabası 7 Ekim Çarşamba günü de devam etti. Saldırının ertesi günü Tophane’ye akın eden muhabirler esnafın "haklı tepki"sini yayınlarken Tophane "esnafı" da Show TV ekranlarından gözdağı vermeye "bugün gelirlerse yine döveriz, sopaları gösterelim isterseniz" diyerek devam ediyordu. Görüntülerde gözden kaçırılan nokta ise Tophane’deki hiçbir dükkanın camının kırılmadığı idi. Polisin hedef göstermesiyle İslamcı-faşist bir grubun gerçekleştirdiği saldırı medya eliyle böyle meşrulaştırıldı. Saldırıların ertesi günü sürdürülen bu tutum, ilerleyen eylemlerde benzer olayların yaşanmasına davetiye çıkarıyor, faşistleri cesaretlendiriyor. Saldırganlar AKP Tophane İrtibat Bürosu'nu üs olarak kullanıyor. Tophane’de AKP bürosundan organize edilen ve 1 Mayıs’ta da yaşanan bu saldırıların, polis ve medyanın tutumuyla birlikte düşünüldüğünde oldukça planlı bir çalışmanın ürünü olduğu ortaya çıkıyor. Sendika.Org
protosdu da sinirini asti dogrusu - 8/10/20090:45
degerli arkadaslar kimse imf sevmiyor dunyanin neresine giderlerse gitsinler surekli protosturlar vardir hep egri otursak dahi dogruyo konusmak gerekiyor bazi protostucu arkadaslar gercekten kendilerinde gecmislerdir asil mesele prostutucu arkadaslari dovmeleri degildir neden dovme geregi duyduklaridir tamam kabul ediyorum bankalari yakmak yikmak belkide dogrudur bazi amerikan sirketlerinin ismimlerini kulanan firmalarida ama mahledkei kebabcinin yada mahledeki esnafin ne gunahi var yada onlarmi imf davet etiler eyyyyy yanlisi sizler yani protostucu arkadaslar yaparsa karsiligindada halkin destegi yerine tepkisine sebeb olur simdi yanlisi kim yapmis dusunmek gerekiyor bence burda ?
Korklarını şiddete dönüştürenler - 7/10/200915:51
Dün akşam tesadüfen NTV (eN Ti Vi diye okuyorlar nedense.. herhalde daha fiyakalı oluyor) televizyonun gece haberlerinde seyrettim. Haber bültenini hazırlayanlar, IMF’yi protesto edenlere “gösterici”, ellerinde sopa vs. ile yoldan gelen geçenlere “gösterici” diye saldıran güruha ise “vatandaş” payesini vermişler. Kendini, ben burjuvanın zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim düsturundan hareketle, “kültürlü ve sporsever burjuvalar” yaratmaya adamış bu televizyonun haberi veriş tarzı bile tüylerimi tiken tiken etmeye yetti. (haberin veriliş tarzı pek de yeni bir şey değil. Öyle sanıyorum ki seyretmediğim ve okumadığım halde diğer “büyük” televizyon kanallarıyla gazetelerde de aynı şekilde yer almıştır.) 1969 yılının meşhur Kanlı Pazar’ını hatırlayan var mı? Hani Dolmabahçe’den bir an önce genelevlere koşturmak için karaya çıkan 6.Filo askerlerini protesto eden ve de “denize döken” göstericilere (polisin yanında takviye olarak) saldıran hacıyatmazlar yanlış hatırlamıyorsam bir genci bıçaklayarak öldürmüş, birçoğunu da yaralamışlardı ya, işte o Kanlı Pazar. O zaman da bu saldırganlara “vatandaş” payesi verilmiş miydi bilmiyorum. O tarihte gazeteleri okuyup anlayamayacak kadar küçüktüm. Üstelik o günlerde, bugünkü gibi “özel ve güzel” televizyonlar da yoktu. O günlerden bu günlere köprünün (hangi köprü bilmiyorum) altından çok sular aktı. Sovyetler dağıldı, eski Varşova Paktı’nın uyduları Nato’nun önde gideni oldular, komünizm tarih müzesine konuldu burjuvazimiz serpilip gelişti, büyüdü, kocaman adam oldu. 12 Eylül darbesi örgütlülüğe ve insan olmanın en büyük erdemlerinden olan başkaldırı ruhuna kocaman bir darbe vurdu. O günlerden bu günlere ülke dikensiz bir gül bahçesine döndü… İşkence vakayı adiden kabul edilirken, Katharina Blum’un çiğnen onuru bir türlü tamir edilemedi… vs. vs. Fakat işin ilginç tarafı Türkiye’de soğuk savaş mantığı hiç değişmedi. Şimdiki burjuvalarımız (ki lafın gelişi burjuva diyorum) ikinci hatta üçüncü kuşağı oluşturuyorlar. Bu yeni kuşak kendine daha kültürlü imajı vermeye özen gösteriyor. Klasik batı müziği konserlerine gidiyorlar, her türlü sanat etkinliklerine katılıyorlar, bienaller düzenliyorlar vs. vs. (Bu ülkede bir dönem klasik batı müziği dinlemenin bile komünistlikle eşdeğer tutulduğunu bilen var mı? İnanmayan Uğur Mumcu’nun Sakıncalı Piyade kitabına baksın) Yalnız benim dikkatimi çeken, “sol korkusu” adeta genetik miras gibi dedelerden ya da babalardan kendilerine aktarılmış... Elbette aynı haleti ruhiye, üst düzey siyasi ve de bürokratik temsilcilerde de mevcut. Birkaç bin kişinin (ki bunların arasında provokasyon yaratmak için her fırsatı değerlendirmekten geri kalmayan ve ceplerinde sapanlarla gelen birkaç kişiyi saymıyorum) İMF’yi protestolarına bile tahammül edemeyenler, cop ve gaz saldırısıyla yetinmeyip, takviye “sivil” kuvvetlerden de yardım alıyorlar. Tekbir sesleriyle “göstericilere” saldıranlara ise “vatandaş” payesi uygun görülüyor. Dünya bankasının başkanı, krizin kimi ülkelerde savaş çıkaracağını söylüyordu. Küresel krizin yaratacağı sosyal sorunların önüne geçmek için galiba bizde önlem olarak, daha çok cop ve daha çok biber gazının yanında takviye sivil güçlere de ihtiyaç duyuluyor. Tıpkı 60’larda ve 70’lerde olduğu gibi.. Bugün için bir küçük farklılık var: AB hatırına dillendirilmiş “Demokratik Açılım” adlı bir kış masalıyla uyutuluyor, laik-antilaik çekişmesi adı verilen tuluatta taraf olmamız için dürtülüyoruz. Sonra gene uyumaya devam ediyoruz. Ara sıra uykudan uyandığımda kendi kendime sorduğum, korkular mı şiddeti yoksa şiddet mi korkuları besliyor sorusu ise meşhur tavuk ve yumurta sorusu gibi cevapsız kalmaya mahkum oluyor. Öyle sanıyorum ki bir şiddet sarmalına dolanmış gidiyoruz. İyi uykular!