9  Eylül 2010, Perşembe

Son Güncelleme  9:57

'Oğlunuz ülkeyi bölüyor. İmza: Bir rektör!'

'Oğlunuz ülkeyi bölüyor. İmza: Bir rektör!'

Gaziantep Üniversitesi'nde hizmete giren Amerikan Bilgi Bürosu'nun açılışını bazı öğrenciler protesto etmişti.

19/01/2010 8:03

Üniversitelerde, bildiri dağıtıp eylemler yapan öğrenciler artık sadece soruşturulmakla kalmıyor, bir de ailelerine şikâyet ediliyor.

UMAY AKTAŞ SALMAN

İSTANBUL - Bunun son örneği Gaziantep Üniversitesi’nde (GAÜN) yaşandı. Rektörlük ailelere yolladığı mektupta “Ailenizin çocuğunuzla yasadışı eylemlere katılmaması bakımından görüşmesinin yararlı olduğu düşünülmektedir” dedi. Uygulamayı savunan yönetimin gerekçesi ilginç: “Amacımız öğrencileri rehabilite etmek.”
GAÜN Rektörü Prof. Dr. Yavuz Coşkun, üniversitede bildiri dağıtan ve basın açıklamalara katılan 25 öğrencinin ailelerine mektup yollayarak, çocuklarının yasadışı eylemlere katıldığını öne sürdü. Çoşkun, ailelere şöyle seslendi:
“Huzur ve güvenli eğitimin sürekli kılınması için hoşgörülü ve anlayışlı yaklaşımımıza rağmen, üniversitemiz ... Fakültesi ... Bölümü öğrencisi ...’nın kampüs içerisinde yasadışı bildiri dağıtma, yürüyüş, toplantı gibi eylemlere katıldığı tespit edilmiştir. Adı geçen öğrencinin olumsuz sonuçlarla karşılaşmaması bakımından üniversitemizce gereken tedbirler alınmış ise de bu konuda ailenizin de çocuğunuzla yasadışı eylemlere katılmaması bakımından görüşmesinin yararlı olduğu düşünülmektedir. Rektörlüğümüz ile işbirliği içerisinde güvenli eğitime yapacağınız katkılardan dolayı teşekkür eder, saygılar sunarım.”
Ailesine mektup yollanan Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi öğrencilerden İbrahim Şahinler birkaç hafta içinde evine iki mektup gittiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Üniversitede Amerikan Bilgi Bürosu açıldı. ABD Büyükelçiliği Başmüsteşarı da katıldı. Biz de protesto edip slogan attık. Yasadışı faaliyetlerde bulunmakla suçlanıyoruz” diye konuşuyor. Ahmet Nalbantoğlu ise “Annem çok korktu. Yasadışı bir şey yapmadığımızı anlattım” diyor.
Üniversite yönetimi, bu yöntemi üç aydır uyguladığını söylüyor ve işe yarayacağı görüşünde. “Peki, özgürlükler?” sorusuna Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdurrahman Kadayıfçı ilginç bir cevap veriyor: “Birinci hedefimiz bu öğrencileri eğitime kazandırmak ve rehabilite etmek. Emniyetle işbirliği içindeyiz elimizde bazı ipuçları var. Her ay emniyetten terör uzmanlarıyla, sosyal dairelerden arkadaşlarla ortaklaşa toplantı yapıp karar veriyoruz.”

 


Solcu öğrencinin ailesine mektup yağdı!

 


Gaziantep Üniversitesi’nin öğrencilerin ailelerine yazdığı mektup uygulamasının benzerleri başka üniversitelerde de yapıldı. Kimi mektuplar bizzat rektör imzasıyla, kimi de iddiaya göre emniyet tarafından gönderiliyor. Örneğin Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğrencilerin fotoğrafları imzasız mektupla ailelerine gönderildi. Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü de ailelere mektupla çocuklarının eylemlere katıldığını yazmıştı. Ankara Üniversitesi daha ileri giderek, mektubuna Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Anabilim Dalı’na bağlı Kriz Merkezi’nin iletişim numarasını koydu. Dumlupınar Üniversitesi, Eğitim-Sen önlüğüyle 1 Mayıs’a katılan öğrencisinin fotoğrafını ailesine yollayıp hakkında işlem yapmakla tehdit etti. Sinop Üniversitesi’ndeki bazı öğrencilerin ailelerine yollanan imzasız “Ben oğlunuz / kızınızın hocasıyım” diye başlayan mektupta “Solcu düşünceler içeren söylemlerde bulunuyor” denilerek, ‘vatan sevgisi ve hayırlı insan’ kavramlarından bahsedildi.




Türkiye kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (89 Yorum)

HOAX PROFÖSÖR - 28/1/201023:19

Bu nedir Çizgisiz Film? Bu sen misin? otur, bir sakinleş, kendine gel, ne bu sertlik, gülen yüzünü kim bu hale çevirdi, bu kadar kızmanın, kabarmanın anlamı yok, aynı oksijeni, güneşi, yorum köşesini, harfleri paylaşıyoruz seninle. Müşterek yanlarımız da var anlayacağın !... Aynaya kızma dedim ama bak kızıvermişşin, kızmak sana yakışmıyor :P :) Bu mevzu ile yazmış olduğun yorumlarda aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsun hem de ukâlâ bir biçimde çizgisiz film. Âdab'dan bahsediyorsun, ama bana bu konuyla ilgili ilk cevap verişin müstehzi, alaycı, muhatabı küçük ve hor gören ifadelerle doluydu. Retoriğin başına "sn" ifadesini koymuş, eksik olsun, "sn" ifadesi bu ukâlâ söylemi örtmeye yetmez bilesin. Bu tarz üslubu başlatanın sen olduğunu hatırlatmak isterim. "Saldırgan", "felsefe senin işin değil", "cahil" "sana baudrillard vurmuşlar" vs. senin bana karşı kullanmış olduğun en hafif ifadeyle üslubsuz şık olmayan onlarca adlandırmalardan sadece bir kaçı. Üslûbu beyan ayniyle insandır, kelamından olur kişinin kendi miktarı Çizgifilm. Üslub dersi vermeden önce kendi üslubunu bir check-up'dan geçir lütfen... Yok beni özel bulmamışsın felan da senin gibi düşünenler için yazıyormuşsun gibi büyük görünen aslında sahibini küçülten cümlecikler kurmuşsun. Sık sık vurguladığın, "zahmet" buyurup yazdığın yorumlarını fazla yüceltiyorsun gibi geldi bana. Bana karşılık vermeni bir lütuf / bağış / fedakarlık olarak görmüyorum haberin olsun. öyle bir izlenim mi verdim acaba sana, sanmıyorum. Yazdıklarım hakkında acayip genellemelerde bulunuyorsun. "yanlış yönlendirmeler", "okuğunu anlamayıp, genelleme yapanlar", sanki tek doğru kendi anlayan, en doğru yorumlama yapan kendisigibi... Açık yakalayıp mutlu olan sensin asıl, son yazıların hep "açıklarım" üzerine kurulu çizgisiz film. Hz. Yusuf ile Hz. Meryem ile ilgili çizilen karikatür hakkındaki yorumlarımın hâlâ arkasındayım. Her ne kadar yanlış çeviri yapılmış olsa da Hz Meryem'in o şekilde "hicvedilmesi" bir Müslüman olarak beni yaraladı. Hem Hz. Meryem'in Yusuf adlı birisiyle evlendiği hususunda temel İslamî kaynaklarda hiçbir bilgi yoktur. Hz. Yusuf olarak yanlış çeviri yapılmış olması çok da farketmiyor anlayacağın. Asıl karşı çıkılması gereken basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü adı altında hakaretler, aşağılamalar, basitleştirmeler yapılmasıdır. Ne yazık ki sende bu yönde ne bir eleştiri ne bir serzeniş gördüm. O onsekiz kişinin içinde muhtemelen sen de varsın (hani niteliksel olarak tenkid ettiğim onsekiz)... Şarap ölçülü içilir mi meselesine gelelim. İnancımıza göre çoğu haram olan şeyin azı da haramdır. Ölçülü içince mübah olmuyor şarap. Şarabın şişe de durmadığı gibi durmadığını test etmişsindir sanırım, (savunmaların şarabı sevdiğini ima ediyor). Ayrıca şarap konusunu laiklikle ilişkilendirmemin nedeni (her konuyu da laiklik ve sol ile ilişkilendirdiğim de senin uydurman) ordudan ihraç edilen "irticacı" subayların içki içmemeleri, hanımlarının başlarının örtülü olması, bir kısmının namaz kılması gibi absürd nedenlerden dolayı ihraç edilmeleri. Anladın mı ? .......... anladıysan, öğrenmissin de demektir. Ne yazık ki insanlarımız laik olduklarını kanıtlamak için şarap / rakı yudumlamak zorunda bırakılıyorlar. Şarap içmeyen laik olamaz :) M. Kemal de severdi hem...Ensest ilişkiye zorlanan kız hakkında da yorumlarımı kendi pencerenden yorumlayıp, olayın nedenleri üzerinde durmamı yine ukâlâca eleştirdin. Olayın arkaplanın da ahlakî yozlaşmanın, geleneksel aile kodlarının dönüştüğü / değiştiğini göremecek kadar kör müyüz ? Kız hakkında hiçbir olumsuz görüş serdetmemiş olmama rağmen kendi kafandaki kalıplara beni sokmaya çalıştın. O vahşeti kıza reva görenlerin nasıl bu hale geldiklerinin sosyolojik ve psikolojik nedeniyle ilgilendim daha çok. Senin uydurduğun gibi kızcağız üzerinden ideoloji pazarlamadım.... Annelik hususunda da hâlâ ısrarcıyım. Anneliğin şerefli ve çok değerli bir "meslek" olduğunu savunuyorum. Kadını kadın yapan en temel ögenin annelik yönü olduğunu vurguluyorum. Kapitalist ahlakın kâr uğruna kurban ettiği kadınları gördükçe bu inancım daha pekişiyor çizgisiz film. Cemil Meriç'in ifadesiyle anneliğin yerini seksin aldığı bir çağa tanık oluyoruz.... Geleneksel / kutsal değerlerin modernizmle birer birer solması, hızlı bir şekilde erimesi..Sorun, dünyayı/eşyayı idrak tarzımızın hem içerik, hem de biçim itibariyle kökten dönüşmesi. Dünyagörüşümüzün neredeyse bütünüyle değişmesi. Sözgelimi mülkiyet ve cinsiyet konusunda modern insanın paradigması. Mesala modern Türk toplumunun, mülkiyet ve cinsiyet alanında kazandığı yeni bilinç yapısıyla artık geçmişine ihatalı bir biçimde, en azından müsamahayla bakabilmesi mümkün müdür? Veya mevcut mülkiyet ve cinsiyet kodlarıyla, mirasçısı olduğu o kadim dünyanın asırlık değerlerini sağlıklı olarak anlayıp yorumlayabilmesi !... Yaa çizgi film senden bilgi değil bilgelik aradım ama bulamadım, beni yanıltmaya devam ediyorsun... Kibirliye karşı kibir sadakadır. Sen de beni paradigmatik evrenine dahil edemessin. Bunu benim için kullandığın "beni birşekilde istediğin kalıba sokmak istiyorsun" sözüne karşılık söylüyorum. Ne kadar "izah" etsen de egosantrik kibirci kişiliğini gizliyemiyorsun. Kimse kendi gölgesinin dışına sıçrayamaz. Ben'in bıraktığı izler, kişinin başkalarına göstermek istediklerinden hep fazladır çünkü... Biliyor musun cehalet derdini tedavi edecek devanın adı ilim, gaflet hastalığından şifa bulmak ise ancak marifet ilacıyla mümkün... Bunu din felsefe ilişkilerini anlayarak anlayabilirsin...Ayrıca unutmadan yazayım Aynaya kızacağına kendine bir kız, sen düzelirsen ayna da düzelir!... Bilgisizliğinin ilacı elinde var ya gafletinin ?... Diyojen bir gün bilgiçliğinden ve zenginliğinden başka bir niteliği olmayan bir insanla dar bir sokakta karşılaşır. ikisinden bir kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Zengin: "ben bir cahilin önünden kenara çekilmem" der kibirli kibirli hor gördüğü filozofa... Filozof Diyojen ise "ben çekilirim" der...

ben sorgusu ve yorum yapmak - 28/1/20102:47

aman aman, tamam dur bak kızma, retorik, sakin ol. konuşuyoruz. :-) önce şu ayna kısmına ışık tutalım: bak ben senden başka kimseye bu şekilde yazmadım. bunun sebebi senin özellikle şu veya bu olman değil, senin şahsında yanlış okuma, yorum yazma, çarpıtma, en temel yorumlama kurallarını ihlal (alıntı, okuduğunu doğru yorumlama, vs. ki bunlar da zaten çarpıtmanın örneğidir), başkalarını kendi cehaletine bakmadan cahillikle suçlama, kendine yöneltilen eleştirileri duymak şöyle dursun kaba bir şekilde çok biliyormuş gibi üstünlük taslama, kendisini okuyan ve belki de herhangi bir konuda daha az bilgisi olan şahısları (ki olabilir, herkes herşeyi bilmek zorunda değil benim bilmediğimi de bir başkası bana öğretiryorum yapmanın önemi de budur, değişik sesler duymak ve bir saygı çerçevesinde diyalogla öğrenmek) yanlış yönlendirme gibi senin birebir kendi şahsında toplamış olduğun özelliklere yanıt vermek. ben ve diğerleri seninle doğru dürüst diyalog kurmaya çalıştık. ben sana ilk yazdığımda "sayın" dedim. ama baktım ki sen büyük harflerle cehalet falan diyorsun, orada da adama bir dur senin çapın ne derler. bak bu benim için hem eğlenceli bir deneyim, çünkü okuyup paylaşıyorum, hem de öğrenme tahtası. senin gibi az bilip çok konuşan, başkalarına cahil deyip kendisine bakmayan birisi için ise buradan bir hırs sahası olarak görünüyor. ben bak mesela vefat etmeseydi cemil meriç burada yazsın çok isterdim. o'nun şüphesiz radikal forumunda birbirine ve haberlere yorum yazan kişilere katacağı şey çok olurdu. ben de o'ndan bir şeyler alabilirdim. ama senden almıyorum. alamıyorum. farklı görüşte olmak değil sorun benim hayat tarzımı, çalıştığım alanları, nerede durduğumu bilemezsin. burada sorun, senin konuşmayı, tartışmayı bilmemende. saygısızlığı altı doldurulmamış, içi boş bir kibirle ve küstahlıkla birleştirerek, senden farklı fikirde olan insanlara kendi görüşlerini dikte ettirir tarzda yazmanda. eğer kendi görüşünü yazacaksan, bunu karşındaki insanlara doğru dürüst, etiketler yapıştırmadan yapabilirsin. büyük harflerle cahil yazıp, öfkeyle kaç kere hata yaptığına ben şahidim. sen de biliyorsun. hem sırf bilgi hatası değil, bak meryem'le yusuf evli diye yazan birisine önce cahil diye saydın sövdün, radikal editörlerine akıl öğrettin böyle cahilce yorumları nasıl basarsınız diye. sonra? sen de biliyorsun sonrasını. sen bilmediğin bir konuda, sadece dine saldırıyorlar kutsalım elden gidiyor tarzı bir feveranla ve mantıkla yaftaladığın için o yorumu açıp google'da bakmaya bile tenezzül etmeden girdin o yorumu. tekzip bile etmedin. özür dilemedin. baktın haksızsın, bunun üzerine laiklerin küstahça din sembollerine saldırdıklarından dem vurdun. halbuki laikler değildi o posteri yapan kilisenin kendisiydi. bak bunları sana adam gibi söylüyorum. cemil meriç bunları yapmazdı. ve hayır, o'nun yaptığı entellektüel eleştirisi bana ayna tutmuyor. bak yine bilmeden konuşuyorsun. zihniyetim şu veya bu olabilir, bunun önemi yok. tutarlı her şeyle, altı desteklenmiş her türlü metin benim için ilginçtir. zaten sen de gördün, anlıyorsun, ama hala beni bir şekilde istediğin kalıba sokmaya çalışıyorsun. ben sığmadıkça da çocuklaşıyor, saldırganlaşıyorsun. çünkü hayır, retorik, senin kalıplarına uymuyorum ben. çünkü felsefe ve din çok içiçedir, benim alanım siyaset felsefesi de olsa herşeyi okurum. zaten senin asıl amacın ya beni (aslında şahsen beni değil, sana karşı cevap veren herkesi) susturmak kendi kısıtlı bilginle veya yaftalarınla, ya da kendi fikrini kabul ettirmek. bak ben seninle fikir tartışmıyorum. "ne" değil en başından beri tartıştığım. "nasıl" tartıştığın. bu nasılı beslesin diye cemil meriç önermiştim çünkü senin ifade ettiğin fikirlerinden sana yakın bulabileceğini kendisini, ama aynı zamanda da kendisinin bunu senin gibi değil, seviyesini ve adabını muhafaza ederek yaptığını görünce belki bir şey öğrenebilirsin diye. çünkü herşeyin bir adabı var retorik. öyle aklına estiği gibi atıp tutar, insanlara üstünlük taslarsan, o zaman da karşında beni bulursun çünkü beni bilgi ve yaftalama yoluyla alt edemezsin. benim üslubumu beğenmiyorsan sen kendi üslubunu değiştir, anında karşılığını alacaksın. ama bilmediğin etmediğin konularda müthiş genellemelerle anlamlandırdığın yok türk aile geleneğiymiş (evet tecavüze uğramış bir kız hakkında yine laikleri suçlamayı başarmış bir insansın sen: türk aile geleneği, yozlaşma, vs diyerek islam'ın insanları ahlaklı kılabileceğini söyleyerek aile içi enseste kurban gitmiş bir kızcağızı bile alet ederek bunun sorumlusunun islami geleneklerin yok olması ve dolayısıyla laik kesimlerin dayattığı hayat şartı gibi bir imada bile bulunabilmiştin), hala monolitik yani sanki tek bir şeymiş ve tek bir şey olabilircesine bu habere de yazdığın sol yorumları, hatta ve hatta kendi tekelindeymişçesine, sanki birileri saldırıyormuşçasına canhıraş savunmaya çalıştığın dindi (bkz yusuf-meryem olayı ki, madem hz. konusunda bu kadar hassassın ve bu kadar çok biliyorsun, o haberdeki hz. yusuf ile yusuf'un karıştırıldığını nasıl yakalayamadın? hadi yakalamak zorunda değilsin kabul, o zaman ne diye doğru bilgiyi veren okuyucuya cahil diye yorum yazarsın? elinin altında google var, bir zahmet baksan göreceksin ama tembelsin de) derken kadının özü anneliktir evde oturup çocuk doğursun, içki az içilemez tadında bırakılamaz tarzı insanlara kendi fikirlerini dayatmaya çalışarak yazdıkların oldukça, ben senin hatalarını düzeltmeyi bir vatandaş olarak kendimde sorumluluk biliyorum. ve hayır, cemil meriç asla senin üslubunda yazmazdı buraya. benim açığımı yakaladığını sanıyorsun, sanınca da seviniyorsun. tamam bir şey demiyorum. bak ben kendini beğenmiş insanları severim, o kibirin altını dolduracak haklı sebepleri varsa. ama senin kibirinin altı boş. ben sana eger bilgi üzerinden konuştuysam, bu senin bu içi boş olan yorumlarını başka türlü göremeyeceğini anladığım içindir. ama yazmaya devam etmelisin radikal'de, çok seslilik iyidir. bu güzel bir şey. ancak bunu adabına uygun yapmak inceliğini, okuduklarını anlama saygısını hem kendine, hem o haberi, hem de yorum yazana göstermen gerekir. göstermiyorsan, o zaman kimsenin de sana o saygıyı göstermek mecburiyeti yok. ben şu anda böyle bir mecburiyet hissetmiyorsam bunun alt yapısını senin tarzın belirledi. sen değişkarşılığı saygı olacaktır. son olarak şunu söyleyeyim: çok eğlenerek çizgi film rumuzuna büyük hevesle saldırmakta, tıpkı benim zaten yapacağını tahmin ettiğimi söylediğim gibi hocam'ı beni hiç üzmeden, aynı düşündüğüm gibi tırnak içinde kullanmaktasın. bak ben egodan uzak bir rumuz seçmeyi düşünürken, yanımda arkadaşımın on yaşındaki küçük kızına sordum. haliyle çizgi film dedi. benim de çok hoşuma gitti ve hemen aldım. yani sen aslında benimle değil, bu rumuzun isim annesi kızla boğuşuyorsun bu isim üzerinden aklınsıra benimle dalga geçtiğini sanarak. o da on yaşında. söyleyeyim. ama istersen patent alabilrsin çizgisiz film diye. sonuç olarak en orijinal yorumlarından biri de odur benim gözümde. unutmadan: din senin tekelinde değil. zaten çok bir şey de bilmiyorsun. ama islam felsefesi içinde çok büyüleyici kollar varinsanı sakinleştiren, açık fikirli ve hoş görülü olan. belki biraz nasiplenmenin faydası dokunur. hz.'i koymuşum koymamışım benim için bir şey fark etmiyor bir kimsenin eğer hz olduğuna birisi inanıyorsa, o, başına hz. koymakla olmuyor. ancak fark etmişsindir, ben hiç bir büyük harfi kullanmıyorum. ama al çok istiyorsan: Kur'an. oldu mu? yine de işte açığımı yakalayacağım diye uğraştığın şeylere bak. içeriğe bak retorik. benim amacımın, hele ki bu ilgi ve bilgiyle, dine saygısızlık olmadığı o kadar açık ki. ama maalesef sen saldırgansın işte yapacak bir şey yok. bak ciddi bir tonla yazdım bunu. ve hayır, senin imajını zedelemekte mahir değilim. sen o işi kendin yardımsız beceriyorsun pekala. ben sadece sana ayna tutuyorum.

SÖYLESEM TESİRİ YOK SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL!.. - 27/1/201022:21

Çizgisiz film (hemen başta belirteyim, madem hoşuna gitti bu rumuzu kullanabilirsin, patent hakkı felan talep etmem, haberin olsun:) yine totoloji yapıp duruyor, Malumu ilam etmekle meşgulsün. Bilgi pazarlamanı psikolojik olarak aslında anlayabiliyorum. Ancak yine de bilgi(çliği)ni bana ispatlamak için olmadık akrobasilere girişmene gerek yok. Yine de yorumların git gide "düzeliyor" en azından form bakımından. ilkbaşlarda uykuda sayıklar gibi yazıyordun. Anla(tı)m bozukluğu dolu birsürü kuralsız, kafana estiği gibi "kurduğun" başıbozuk cümleler.Biliyor musun Çizgisiz film benim sende aradığım ya da görmek istediğim bilgi değil, bilgelik!... :)) (çok şey istediğimin farkındayım) Kerameti kendinden menkul hocalığının gerektirdiği yeterli olgunluk sende yok ne yazık ki..Kur'an-ı Kerîm okumanı bunun için tavsiye etmiştim bilgeliğin / hikmetin belki izlerini bulabilirsin diye... ama sen konuya tam bir oryantalist kafayla yaklaşıp, Kur'an'ın kaynağı konusundaki absürd düşünceleri buraya taşıdın. Kur'an için "(sonuçta muhammed döneminde yazıya geçirilmemişti ki)" gibi kerameti kendinden menkul hocalığına hiç yakışmayacak bir ifadede bulunmuşsun. Birincisi ateisti, şarkiyatçısı, Hıristiyanı bile Peygamberden bahsederken ismin başına "Hz" ifadesini koyar ve büyük harf kullanır. (Bu küçük örnek bile senin dinî değer ve şahsiyetlere bakışını ortaya koyuyor) İkincisi Kur'an vahiy katipleri tarafından 23 yıllık süreç içerisinde yazılmıştır. Bunlardan en meşhurları sahabilerden Hz Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz Osman, Hz. Ali, Hâlid bin Velîd, Abdullah bin Zeyd, Zeyd bin Sabit... Ayrıca bu süreç içerisinde binlere hafız yetişmiştir. Yetişen hafızlar savaşlarda azaldığı için Kur'an sahifelerinin biraraya getirilip çoğaltılması zaruret halini almıştır. Temel İslam tarihi kaynakları bu şekilde anlatır hep..Bu serdettiğin fikirler aslında bana pek de yabancı değil Türkiye'deki İslam karşıtı ideolojilerden mülhem düşünceler, yeni şeyler değil. Gaye, İslam'ın temel kaynağı konusunda şüpheler uyandırıp, O'nun nasslarının geçerliliğine gölge düşürmek. Tutturmuşsun yorum yorum.. Sen mi yorumlayacaksın kutsal metinleri, bu oryantalist kafayla... ne kadar samimi , ne kadar hesapsız yorumlayabilirsin? Mecelle kanununu hatırlatayım sana "Mevridi nassda ictihada mesağ yoktur"... Bu nass normatif peygamber öğretileriyle vuzuhata kavuşturulur. Din konusunda yetkin alimler de günün koşullarına göre bu iki kaynaktan (Kur'an ve sünnet) çeşitli hükümler üretebilirler yani ictihad yaparlar. Onun için Kutsal metinleri öyle her kafasına esen, hele hele din ile iman ile bağı zayıf ya da kopuk kimseler yorum adı altında çıkarımlarda bulunamazlar...Bir sürü tarikat ve yorum varmış... Heretik olmayan bütün mezhep ve tarikatlar temel nasslarda (Allah, Kitap, peygamber, ahiret gibi) ihtilafa düşmezler... Eee Cemil Meriç oku dedin, okuduklarımızı seninle paylaştık, hoşuna gitmedi (mi), işine gelmedi (mi)... Aslında o cümleler sana ayna tutan, seni sana anlatan / gösteren cümlelerdi aynaya kızdın :) "hep benden daha güzel kim var ayna ayna" diye bakınıp duruyorken üstelik... Cemil Meriç'i tekrar okuman gerekiyor anlaşılan...Yaa Çizgisiz Filim Kitaplar usulüne göre okunursa okuyana çok şey öğretir. Her yeni okuyuş yeni anlayışları tetikler. Kitaplar, yorumlana yorumlana zenginleşir ve yeni boyutlar kazanırlar. Sürekli yorumlanan kitaplar kalıcı olurlar. (Kur'an bilimlerinden "tefsir" bu işlevi görür) Zamanla geçerliliğini yitirmeyen kitaplar, sınırları olmayan bir denize benzerler. Güçlü kültürler, kalıcı kitaplardan beslenen kültürlerdir. Toplumları, üzerindeki yaşadıkları topraklardan önce, kültürlerinin beslendiği kitaplar ayakta tutarlar... Nereden nereye geldik ya hu... Gaziantep Rektörü'nün tutumunu tartışırken iş buralara kadar dayandı. Rektörün tutumuyla ilgili yaptığın öneriler aslında mantıklı gibi duruyor. Ancak o yöntemlerin üniversitelerde uygulandığını ve sonuç alınamadığına şahit oldum. Belki bu yeni yöntemle şiddet / terör eğilimli örgütlere gençler saf saf katılırken daha dikkatli davranırlar diye düşünüyorum. Gerçi rektör ifadelerinin basına yansıdığı gibi olmadığını beyan etti, ama basının diline düşmüssen ayartıcı başlıklarıyla esir edilmişsen, ne kadar bağırsan da sesini duyuramassın...Bu günlük yeter, Arif olana işaret yeter!...Hoşça bak zatına kerameti kendinden menkul "hocam"

ADnet