14/02/2010 9:23
'İki meslek var ki 'Niye yapıyorsun' denmez 'Nasıl düştün' denir. Biri hayat kadınlığı, öteki çöp toplayıcılığı. O kadar görünmeziz ki, sayımız bilinmez' diyor Katık dergisini çıkaran Ali Mendillioğlu. Atık toplayıcılarının dergisi Katık, reklamsız-sponsorsuz 5 bin satıyor
MEHMET ÖZDOĞAN
İSTANBUL - “...Yorucu bir gün sizler için ama bizim için yeni başlangıç... Şöyle bir bakın sağınıza solunuza, bir çöp konteynırının yanına, bir marketin çıkış kapısına, görüp fark edeceksiniz bizi.”
Bu cümle, sokaklardan çöp toplayıp satan ‘geri dönüşüm işçilerinin’ çıkardığı ‘Katık’ dergisinden bir alıntı. Onların bir dergileri, üstelik bir dernekleri de var. Her şey, kimliklerinin ve vatandaşla, belediyeyle, hayatla sorunlarının daha ‘görünür’ olabilmesi için.
Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı ve Katık Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ali Mendillioğlu, bu yayının dünyadaki tek örnek olduğunu söylüyor. Derneğin Ankara, Diyarbakır ve Adana da şubeleri var. İstanbul’da dabir şube kurmaya çalışıyorlar. Tam 400 aktif üyeleri var.
Derginin bir sponsoru yok. Reklam da almıyorlar ama tirajları 5 bine dayanmış.
Sekizinci sayısına ulaşan ve “Paramız oldukça çıkarıyoruz” dedikleri Katık’ın sloganı da içeriği kadar çarpıcı:
‘Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın, beş para etmez!’
Sokakta dayak var
Ali Mendillioğlu’nun verdiği bilgiye göre, atık toplayıcıları lisanslı şirketler ve belediyelere karşı da varlık yokluk savaşı veriyor. Hatta Ankara’da 60 işçi bu saldırılarda yaralanmış:
“Lisanslı şirketler parayı fark edip bir süre önce sektöre dahil oldular. Şirketler, topladığınız ne varsa bize satın diyorlar. Bir miktar kâğıdı 10 liraya başka şirkete satabileceğimiz halde, onlar 4-5 lira veriyorlar. Zorunlu tekelleşmeyi kabul etmeyince ne hikmetse belediyeler devreye giriyor. Sadece Ankara’da 60’a yakın arkadaşımız saldırıya uğradı.”
İddiaya göre, Ankara İskitler’deki dört atık deposu için Altındağ Belediyesi yaklaşık 1.5 yıl önce gönderdiği dört ayrı tebligatla depoların boşaltılmasını istedi. Belediye buraları kum deposu yapmak istiyordu. 21 Ağustos’ta yıkıma geldiler. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin de desteğini alan işçiler, işlemin yasadışı olduğunu savunsa da iş makinaları hafriyatları işçilerin yatakhanelerinin de bulunduğu depolara döktü. Mendillioğlu’na göre bu davranış şu demekti: “Yetkimiz olmasa bile sizi canınızdan bezdirip, buradan süreceğiz.”
Kâğıt işçileri o günden bu yana, depolarına sahip çıkmaya çalışıyor, kavgalarını sürdürüyorlar.
İskitler’de çalışan işçilerden Kazım Çağır, o günleri şöyle anlatıyor: “Bir sabah kalktım ki cadde zabıta ve damperli arabalarla dolu. Kokulu harfiyatı alıp, kapımızın önüne döktüler. Zabıtalara ‘Ben ve çocuklarım kâğıtçılık yaparak geçimimizi sağlıyoruz bu depoda. Hiç olmazsa yattığımız kapının önüne dökmeyin’ dedik. Her yere döktüler. Bir hafta içeri giremedik. Cereyansız sokakta bir hafta yattık. Üstümüzden sıçanlar başı boş gezen köpekler geçti.”
Ali Mendillioğlu dergiyle bütün atık toplayıcılarını kucaklamak istediklerini söylüyor:
“Dünyada iki iş var ki, ‘Niye yapıyorsun’ diye sorulmaz, ‘Neden düştün’ diye sorulur. Bunlar, çöp toplayıcılığı ve hayat kadınlığı. O kadar görünmeziz ki, sayımız hakkında kimsenin bir fikri yok. Onbinlerden bahsedebiliriz bu mesleği yapan, meslek denirse tabii... Anlatacağımız çok şey var. Depolarda paramparça kâğıtların içinde ne şiirler ne hikâyeler bulduk.
Yoksulluğun en sembolik halidir geri dönüşüm işçileri. Her şeyini kaybetmiş, soylu bir ailenin çocuğuna da ekmek çıkar çöpten, halkın tinerci dediği 10-15 yaşında gençlere de. Hatta ek iş olarak yapan evini geçindiremeyen devlet memuruna bile.. Ancak toplayıcıların çoğu eski mahkûm. Hapisten çıktıktan sonra toplumun dışına itilen kişinin ekmeğini çöpten çıkartmaktan başka çaresi kalmıyor. Kazandığımız paralara gelince, günde 15 saat çalışıp 15 lira kazanabildiysen ne mutlu sana..”
‘Bir apartman altında sosyal adaleti kurduk’
Yusuf, genç yaşta atık işçisi olup sokaklara düşenlerden. Ancak ilköğretimi bitirebilmiş. Ankara’da kâğıt toplayıp karnını doyurmaya çalışıyor:
“19 yaşında, Hakkâriliyim. Kâğıt toplarken bazen benim yaşımda gençlere bakıyorum. Onlar temiz, rahat, dünyadan haberleri yok. Ev geçindirme sıkıntıları yok. Keyif sürüyorlar. Düşünüyorum da; ben niye dünyaya gelirken böyle şartlarda gelmedim. Hayatım, onların aksine, zabıtadan kaçıp bu günü nasıl kurtarabilirim, karnımı doyurabilecek miyim acaba diye sormakla geçiyor.”
‘Adanalı Can Baba’ 43 yaşında. Asıl adı Eyüp Can. Hayatı cezaevlerinde geçmiş. Kan davası. 16’sında hapse giriyor. Birkaç senede çıkıyor ama dışarısı bildiği gibi değil. Ailesine öfkesi, başka suçlara yönlendiriyor. Eşi hamileyken, çocuğunu göremeden yine hapislik:
“1996’da çıkıp suça tövbe ettiğimde, çocuklarım benimle aynı masada yemek yemediler. Sokakta görüp yanlarına gittiğimde tanımamazlıktan geldiler. Kaç kez silahı dayadım şakağıma, çekemedim tetiği. Başka işlerde tutunmaya çalıştım, olmadı. Tek çare kaldı; atık işçiliği. Apartman altında, Türkiye’nin arzu ettiği sosyal adaleti kurduk. Ben elime 10 yaşında ‘hırsız’ gelen çocuğa, çöp toplamayı sevmeyi, namuslu paranın çöpten de çıkacağını öğrettim. 300-500 işçimi her gün besledim... Adana’ya geri döndüm. Çocuklarımın biri eczacı olmuş, biri öğretmen. Gurur duyuyorum onlarla. Sokakta görüyorum bazen, gidemiyorum yanlarına. Onlar başka bir hayatta büyümüşler; şimdi fark ediyorum.”
Ve Mehmet... Mehmet, Katık’ın altıncı sayısında hikayesini şöyle anlatmış:
“İsmim Mehmet. Dergi için yazı topladıklarını söylediler. Ben de yazıları toplayan abla gelince, herkesten gizli yazdığım şeyleri utanarak gösterdim.
(...) Abla, “demek sen zaten bir yazarsın” dedi. Kâğıtçıdan yazar olur mu ki, demek istedim ama aslında ben de inanmıyorum ki kâğıtçı olduğuma. Sanki başkası kâğıtları topluyor, bense sürekli hayal ediyorum, kafamda sesler oluyor. Gerçek ben hangisi, bazen ben de karıştırıyorum. (...) Ablaya çöpten çıkan kitapları okuduğumu söylemiştim. O da şaşırmıştı. Bazen okuyorum, sonra dalıp gidiyorum. İçime tuhaf bir duygu gelip yerleşmiş: Sanki ben kâğıt toplamak için doğmamışım. Ama şu dünyanın sırrını da sanki çöplerin içerisinden çıkaracakmışım gibi geliyor.”
Gemicikler,Arabacıklar,Çocuğum,Çocuklarımız!! - 14/2/201018:14
Bu vahşi kapitalizmin dilammasıdır. Tüketim toplumunun obez bireyleri ne kadar çok tüketebilirler ise,o kadar çok gelişecektir ülke(ler) in "Geri Dönüşüm Endüstrisi".Bu sektörün hangi yıllarda çağ atladığını ben çok iyi bilmekteyim. Ancak, hinliğimden, hiç birinizle paylaşmak istemiyorum!Neden mi, onu da yine siz araştırıp bulasınız diye elbette. Gerçi siz obezlerin böyle bir kaygısı olduğunu düşünecek kadar saf olduğumu da sanmayın,benim derdim, sorunlar-çözümler ile değil, fırsat bulunca BELAGAT yapabilmekte. Olumlu yönden alırsanız konuyu Rahatlıkla, şu sonuca da ulaşabilirsiniz! Türkiye' miz basiretli-Liberal yöneticilerimiz sayesinde hamdolsun!Bu günlere gelebilmiş,çağı atlamış,tüketim patlamıştır.Bunun en açık tezahürü ise, "Geri Dönüşüm Sektörü" ndeki patlamadır. Anlıyoruz ki, bu büyük ekonomik buhrandan, bankalarımız,obezlarimiz ve geri dönüşüm projelerimiz ile tek sıyrık almadan sıyıracağız. Hay aklınızı seviyim sizin gibi basiretli-liberal-ılıman yöneticilerin. Allah sizi başımızdan eksik etmesin,Allah sizi bildiği gibi yapsın...Bir de gençlerimize, boş ve sonuçsuz üniversite maceralarını bırakıp da, gelişen yeni sektörlerde bir an önce görev almaları bilincini aşılıyabilsek tam olacak! yaaa, o da bizim görevimiz değil herhalde!! Buradan devlet büyüklerimizi uyarmak istiyorum! Lütfen gençlerimizi, erkenden hayata atılmak için bilgilendirin!! Biliyoruz bütçede beş kuruş para kalmadığını, yine de bu sektörde kariyer yapmak isteyen gençlerimize5mt kıl çuval/patiska-2 tekerlek-6 metre 8lik demir boru verilemez mi devlet bankalarından ne dersiniz,devlet büyüklerimiz? Onların da bu ülkenin vatandaşları olarak birer ARABACIK sahibi olmaya dahi hakları yok mu? Çokmudur yani? Bu kadarcığı da!!
Bence en saygı duyulması gereken mesleklerden! - 14/2/201015:19
Çöp toplayıcıları zor şartlar altında sadece geçim kaygılarından ötürü bu işi yapıyorlar.Gördüğümüz zaman belki pek çoğumuzda , bir çöp tenekesinin içindekilere muhtaciyetinden ötürü sadece acıma duygusu oluşturuyorlar.Ama bu insanlar ülkemiz için en büyük çevre koruyucularından.Her gün tek poşet içerisinde tek yere attığımız bütün atıklarımızı kağıt,plastik,cam,alüminyum diye ayırıp bir yandan kendileri maddi kazanç sağlarken bir yandan da doğaya ve dolayısıyla bizlere çok büyük bir iyilik yapıyorlar. Bazı belediyeler geri dönüşüm konusunda bazı çalışmalar yürütüyor.Avrupa ülkelerinde olduğu gibi insanların daha evlerinde çöpü ayrıştırmış olarak vermelerini beklemek çok güç olacaktır.O yüzden bu çöp toplayıcıları belediyeye işçi olarak alınsınlar,yine çöpleri ayrıştırsınlar belediye tarafından bunlar biriktirilsin.Bu da işçilere maaş + sigorta olarak geri dönsün.Bir üniformaları,kendilerini koruyacakları eldivenleri,yardımcı aletleri olsun.Bir yandan halkı bilgilendiren çöpleri karışık atmamaya dönük bilgilendirme ve yaptırımlar sürdürülmeye çalışılsın.Böylece ilerleyen dönemlerde hem iş yükleri azalacaktır hem daha fazla saygı duyulacaklardır.Her geçen gün artan bir oranla çevre için daha da çok yapılmış olacaktır.Bu kişileri bu işe iten işsizlikse ülkedeki işsizlik sorununada azda olsa katkıda bulunulacaktır.
görmek, görebilmek! - 14/2/201014:35
bu insanların hayatlarına dair 4-5 yıl önce bir belgesel izlemiştim. bir doktor amatör olarak çekmişti bu filmi sanırım. adı "kağıtçılar", o zaman kendime çok kızmıştım nasıl olmuş da bu insanlardan tek bir arkadaşım bile yoktu. çirkin bir görüntü gerçekten. yanlış anlamayın, çirkin olan onlar değil, onların tüm bu güzellikler içerisinde bu kadar kötü koşullara sahip olması. ve daha da kötüsü zamanla onlara alışabilmemiz aslında. hiçbir güçleri yok. hepsi toplanıp bağırsa bile sesleri iki sokak öteye gider ancak. vahşi kapitalizm böyle yapıyor demek ki. şu an oturduğum apartmanın girişinde bile atık kutusu koymuş rantiyeciler. zorunlu olmadıkça kapitalistlere para kazandırmamak en doğurusu sanırım.