FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
27/06/2009
Adını güncel sanat işleri ya da Nekropsi grubu vesilesiyle duymadıysanız Sezen Aksu'nun son albümünün içinden çıkan bir mektupla tanışmanız yakın! Cevdet Erek'in dört video/ses yerleştirmesi albümün sürprizi olan DVD'de, kendisi ilk kez bu sayfada...
Avangart sanatı takip ediyorsanız güncel sanatçı Cevdet Erek’i; 95’te ortalığı sallayan ‘Mi Kubbesi’nin ardından ikinci albümü 10 yıl sonra çıkaran ‘Nekropsi’ fanlarındansanız davulcu Cevdet Erek’i muhakkak duymuş, dinlemiş, işlerine rastlamışsınızdır. İkisinin de kıyısından geçmediyseniz müzisyen, mimar, ses tasarımcısı, güncel sanatçı Cevdet Erek’le, Sezen Aksu’nun yeni albümünün içinden çıkan minik mektupla tanışacaklardansınız...
Sezen Aksu, ‘Yürüyorum Düş Bahçelerinde’ albümünde hem güncel sanatın, hem popüler müziğin hanesine ‘ilk’ olarak yazılacak bir şey yaptı. ‘Bize yeni pencereler açıveren gizli gözlerden biri’ olarak tanıttığı Erek’in dört video/ses yerleştirmesinden oluşan ‘Katkısız’ adlı DVD’yi albüme iliştirdi. Erek de önceki çalışmalarından olan ve özgün versiyonları farklı mekânlarda kurgulanan ‘Avluda’, ‘2. Köprü’, ‘Stüdyo’ ve ‘Kule’yi DVD için tekrar düzenledi.
İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nde araştırma görevlisi olan, güncel sanatın uğradığı yerli-yabancı çok sayıda galeri ve merkezde işlerini sergilemeye devam eden Erek’ten ‘Yürüyorum Düş Bahçeleri’nde ve ‘Katkısız’ın buluşma öyküsünü dinledik...
Bir güncel sanatçının işlerinin, memleketin en popüler müzik sanatçısının albümünün içinde ne işi var?
Öncelikle şunu söylemeliyim; bu, bir güncel sanat projesi değil. Yapılan, daha çok, güncel sanattan bir örneğe yer vermek için Sezen Aksu ve ekibinin verdiği bir karar. Önceden tanışmıyordum kendileriyle, anladığım kadarıyla biraz da işin içine girerek bana ulaştılar ve fikirlerinden bahsettiler.
Sezen Aksu ne zamandır takip ediyormuş sizi?
Bilmiyorum.
Bunları hiç konuşmadınız mı?
Hayır. Çok uzun konuşmadık açıkçası. Buluştuk, nasıl bir şey olduğundan bahsettiler. Çok kısa bir zaman vardı. Mevcut işlere yer vermeye karar verdik. İşi yapıp götürdüm ve içeriğiyle ilgili en ufak bir müdahaleleri olmadı. Müthiş bir özgürlük verdiklerini, çok saygılı olduklarını söyleyebilirim. Bilgisayarda duran arşivlerden bir derleme yaptım.
Sezen Aksu yazdığı notta, kendisi için anlamlı bir işi dinleyicileriyle paylaşmak istediğini ifade ediyor. Peki
sizin bu teklifi kabul etme sebebiniz neydi?
Genelde yaptığım güncel sanat işleri konusunda kolay birisiyim. Birisi bir şey istediği zaman negatif cevap vermem.
İşle barışıksanız, işin hangi ortamda olursa olsun kendini göstereceğini düşünüyorum. Sakın yanlış anlamayın, ortam kötü bir ortam değil, Sezen Aksu’nun işleri... Tabii ki herkesin ilk düşüneceği, işimin bu kadar açık görülmesiyle ilgili ne düşündüğüm. Benim problemim yok, hatta işlerden özellikle iki tanesinin Türkiye’de çok fazla gösterilmemiş olmasından dolayı bir burukluk da vardı içimde. ‘Avluda’ ve ‘2. Köprü’den bahsediyorum. Onların biraz da sürpriz bir şekilde, planlanmadan birden belirmesi hoşuma gidiyor. CD’nin kapağında bile yazmıyor. Bir sürü insanın ‘Bu ne saçmalık?’ diyecek olması da hoşuma gidiyor. Güncel sanata ya da marjinal her türlü şeye gönül vermiş insanların ‘Bunun Sezen Aksu’da ne işi var?’ demesi de... Bir-iki kişi yazdı bile, ‘Onla işim olmaz, bunla işim olur’ diye... Tersini yazan da var; ‘Sezen Aksu mükemmel ama güncel sanat bana uygun değil’ falan. Çok eğlenceli geliyor. İnsanların yüzde 95’i içindeki işlere bakıp ‘Bu ne ya!’ diyecekse bile, Türkiye’de bu işle uğraşan birden fazla kişi olduğunu öğrenmenin faydası var.
Güncel sanat çevrelerinden insanlar, eş dost nasıl karşıladı bu buluşmayı?
Valla çoğu bilmiyor galiba, ben de söylemedim daha. Birkaç kişi dışında arkadaşlarıma da söylemedim. Madem böyle bir şey yapıyoruz, onlar da öyle rastlasın. Belki de görüp utandılar ya da bana öyle acıdılar ki bir şey demek bile istemediler!
Bu noktaya gelene kadar, ‘Güncel sanat daha fazla görünür, bilinir olsun’ gibi bir derdiniz var mıydı?
Bu konuyu Türkiye’de pek kovalamadığım söylenebilir. Dört-beş senenin büyük bölümünü yurtdışında geçirdim. Ama kara kara düşündüğüm zamanlar oldu. Yurtdışına işlerini götüren, ufak bir çevre tarafından bilinen, saygı duyulan bir grup insanız. Ama gerçek şu ki, ufak bir çevre dışında hiç kimseye ulaşamıyoruz. Ve işin kendisi gösterilmeden, bir gazetede, dergide röportaj çıkması da bana boş geliyor. Ama bu sefer, CD’de görülebilir.
‘Cevdet Erek, mekânlar üzerindeki algılarımızı çeşitlendirmeye yönelik işler yapar, bunları ses ve videoyla kurgular’ dersek, doğru bir tanım olur mu?
Bir parça olabilir. Ama temel amacı ve temel içeriği olmaz bence. ‘Temel amacı ve temel içeriği ne?’ derseniz, ‘Hiçbir şey’ derim. Bir sürü bileşenden oluşuyor. Bu DVD’lerdeki temel özellik, yapıldığı yerlerde bizzat uzun süreler geçirmem, tam ne olacağını bilemeden arşiv toplamam ve ortaya formlar çıkması. Bir de bunlarda, genelde mekâna bakış söz konusu.
Bir mekânda bulunuyorsunuz ve ‘Buradan ne çıkabilir?’ diye mi oluşuyor işler, yoksa tesadüfi yakalamalar mı?
Yok, ‘Burada bir şey var, çekmem lazım’ diye çıkıyor. Hepimiz bir sürü şeyden etkileniriz. Etkilendiğim şeylerden bir şey çıkarmak çok ilgimi çekiyor. Kavramsal her şeyi bir tarafa bırakın; ‘Bakın, ben bunu gördüm, siz de baksanıza!’ gibi. Sezen Aksu da bunu yapmış biraz. Bir de bu işler, emekleme işlerim denebilir. ‘Avluda’yı yaptığım dönem, ne yapacağımı bilmediğim bir dönemdi. Bir fotoğraf çektim avludan, “Ne kadar garip bir yer burası” dedim. Ondan bir kolaj yaptım. Sonra video kolaj yaptım. Bir fotoğraf daha çektim. 2001’den beri aynı mekândayım. Geçen hafta DVD’nin içindeki yazılarla ilgili tashih yaparken, aynı pencereden, aynı avluya bakıyordum. O mekânda uzun kalan insanlardan biriyim, uzun süreler gözetleme şansım oluyor. ‘2. Köprü’, annemin çektiği fotoğrafla başladı. Çocukluğum, o fotoğrafın çekildiği Rumelihisarı’nda geçti. Karşı taraftan nasıl gözüküyordu, çok merak ediyordum. ‘Karşı taraftan nasıl gözüküyor’ diye yan yana koyulan iki görüntü, hiç abartacak bir şey yok. Ama bir sürü okuma yapmak mümkün; Asya, Avrupa, yeni binalar, Rus gemisi... Ama bunlar benim yapacağım şeyler değil, ben sadece gördüğüm şeyi yan yana koydum. Muhtemelen çok daha ‘olgun’ bir sanatçı oldum son yedi-sekiz senede. Çok daha farklı şeyler yapıyorum.
‘Güncel sanatı içine girince öğrendim’
Müzisyen ve mimarken güncel sanat işleri üretmeye nasıl başladınız?
Nişantaşı Anadolu Lisesi’nde okurken müzik yapmaya başladım. Nekropsi devam ederken mimarlık okudum. 95’te yaptığımız ‘Mi Kubbesi’ albümünden dolayı avangart denebilecek bir gruba göre kaldıracağımdan çok fazla talep oldu. O sırada mezun oldum, Nekropsi’ye bir süre ara verdik. Mimarlık yaptım, sonra ses tasarımı okudum. ‘Avluda’nın arşivini yaptığım esnada birkaç arkadaşım birilerine benden bahsettiler, küratör Fulya Erdemci İstanbul 1. Yaya Sergileri’ni yapıyordu. ‘Avluda’ ilk işim oldu, çoğu kişi beni orada tanıdı. Kendimi bildim bileli yazıyorum, çiziyorum ama ilk iş bu.
Öncesinde takip eder miydiniz?
Hayatımın büyük bölümü okullarda geçti ama gruplar, çalışmalar hep okulun dışında ve akademik olmamaya çalışılarak yapılmış şeyler. Dolayısıyla içine girince daha çok öğrendim. Sesi çok seviyorum, yapı yapma sanatını da çok seviyorum fakat bir şey yapmak istiyorum, bu ikisinin de grubunda değil. Mimarlık, müzik benim için güncel sanatın dışında şeyler değil. Çok iddialı gelebilir ama çok basit, sadece ifadelerim ve malzemelerim arasında oynamak gibi geliyor.
Nekropsi devam ediyor mu?
Nekropsi baş tacımız... Geçenlerde Garajistanbul’da grubun prova düzeninde çalıştığı bir hipodrom konseri yaptık. Nekropsi, kabaca rock aletlerini kullanan konvansiyonel bir grup. Sadece bildiğimiz bütün formatların üstünde olmaya ve yenilikçi olmaya çalışıyor.
Siz neler dinlersiniz? Sezen Aksu dinler misiniz?
Dinlerim. Ama son albümlerini takip etmiyordum, bu albümü almayabilirdim. Deneysel ses işlerini, bizim enstrümanları kullanarak kuralları genişletmeye çalışan şeyleri her zaman dinliyorum. Çok geleneksel şeyler de dinleyebiliyorum.