25  Temmuz 2009, Cumartesi

Son Güncelleme  19:53

EKLER ARŞİV
 

YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR

17/07/2009

KOD ADI İNSAN,
Çağatay Öztürk, Sistem Yayıncılık, kişisel gelişim, 191 sayfa

Çağatay Öztürk ‘Kod Adı İnsan’da, modern zamanların birey ve toplum psikolojine etkilerini ele alıyor. Öztürk bunu da, hem çevresinden hem de kendisine danışanların yaşamlarından örnekler vererek yapıyor. “Herkes neye talep varsa ona yönelik bir üretime yönelmeyi tercih ediyor. Birçok kişi farklı bir renk olmaktan korkuyor.” diyen Öztürk, toplumsal baskı nedeniyle kendini ifade edemeyenlerin hikâyelerini sunuyor. Buradaki hikâyeler, hoşgörüsüzlükler nedeniyle birey ve toplum psikolojinin nasıl sorunlarla boğuştuğunun örnekleri niteliğinde. Yazarın sunduğu hikâyeler, bireyin seçimlerinden dolayı cezalandırılmadığı bir dünyanın, daha yaşanabilir olduğunu gösteriyor.

İSKANDİNAV MİTLERİ,
R. I. Page, çeviren: İsmail Yılmaz, Phoenix Yayınları, mitoloji, 157 sayfa

R. I. Page’in, çoğu öyküsünün doğaüstü varlıklar ve olaylarla ilgili olduğu ‘İskandinav Mitleri’, Ortaçağ yazarlarının aktardıkları haliyle, pagan İskandinav düşünce tarzını anlamamıza yardımcı oluyor. Page’in çalışması, İskandinavların pek çok tanrıya ve tanrıçaya sahip olduğunu gösteriyor. Bunlar arasında, şiirsel ilhamın, gizem ve büyünün tanrısı, savaşçıların kumandanı ve koruyucusu Odin; doğmuş ve doğacak her insanın yazgısını bilen ana tanrıça Frigg; ezeli düşmanları olan devlere karşı savaşan Thor; muhteşem okçu, kayak şampiyonu ve savaşçı tanrı Ull; özel anlaşmaların ve erkeklerle kadınların birbirlerine verdikleri sözlerin kaydını tutan Var bulunuyor.

ELEŞTİREL FEMİNİZM SÖZLÜĞÜ,
Helena Hirata, Françoise Laborie, Hélène Le Doaré, Danièle Senotier, çeviren: Gülnur Acar-Savran, Kanat Kitap, sözlük, 427 sayfa

Yaygın olarak benimsenmiş düşünme biçimini değiştirme amacıyla hazırlanan ‘Eleştirel Feminizm Sözlüğü’, cinsiyetler arasındaki egemenlik sorunsalını ve bunun sonuçlarını merkeze alıyor. Toplumsal cinsiyet ilişkileri, lezbiyenlik, cinsellik, ev emeği, annelik ve fuhuş gibi, feminist teorinin ve politikanın başvurduğu birçok kavramı ele alan sözlüğün, konu hakkında varolan tartışmalara nitelikli bir katkı sunduğunu söyleyebiliriz. Kavramların kısa makalelerle ele alındığı sözlük, feminist düşünceyi ve feminist hareketi boydan boya kateden teorik ve politik tartışmaları sergiliyor. ‘Eleştirel Feminizm Sözlüğü’ konu ile ilgilenenler için aydınlatıcı
bir kaynak.

TAKSİM!: BÖLÜNMÜŞ KIBRIS,
1964-2005, Etienne Copeaux ve Claire Mauss-Copeaux, çeviren: Ali Berktay, İletişim Yayınları, inceleme, 310 sayfa

‘Taksim!: Bölünmüş Kıbrıs’ başlıklı elimizdeki eser, yazarların Kuzey Kıbrıs Türk cemaatindeki on yıllık araştırmalarının ürünü.
Yazarlar çalışmalarında, Kıbrıs’ın iki kesimi arasındaki tarihsel çatışmanın izlerini sürüyor. Kıbrıs’ta yaşanan çatışmalar, 1974’te imzalanan Taksim anlaşmasıyla yeni bir evreye girdi. Zira, Ada’yı ikiye
bölen anlaşma, bu coğrafyanın toplumsal dokusunu da büyük tahribata uğrattı. İşte, Copeaux çiftinin Türk kesiminden insanlarla yaptığı söyleşilerden oluşan çalışmaları, iki halk arasındaki ayrışmanın, yaşanan trajik çatışmaların derli toplu bir tarihini vermesiyle dikkat çekiyor.

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E İKTİDAR OYUNU,
Avni Özgürel, Etkileşim Yayınları, tarih, 363 sayfa

Avni Özgürel ‘Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İktidar Oyunu’nda, insanlık tarihini şekillendiren en önemli etkenlerden olan iktidarın, iktidarı ele geçirme savaşının, hükmetmenin ve yönetmenin izini sürüyor. Özgürel’in anlatımını özgün kılan hususlardan birinin, bilinen olayları değişik bir sıralamayla; bu olayları, gerçek mahiyetleri olduğunu düşündüğü yanlarıyla vermesidir diyebiliriz. Osmanlı tarihinde, II. Murat’a karşı gerçekleştirilen ilk isyanla kitabına başlayan Özgürel, günümüze kadar devam eden iktidar oyununu; iktidarı elinde bulunduranlarla, onu ele geçirmeye çalışanlar arasında yaşanan kanlı savaşları, ayrıntılı bir biçimde anlatıyor.

İKİ HÜKÜMDAR BİR KADIN,
Ayşe Tulun, Astrea Kitap, roman, 284 sayfa

Ayşe Tulun ‘İki Hükümdar Bir Kadın’ başlıklı tarihi romanında, Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ve Taçlu Sultan arasındaki aşkı hikâye ediyor. Taçlu Sultan’a karşı hissettiği aşk, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in kişisel hayatında büyük bir iz bırakmıştır. Ayşe Tulun bu aşkı, Osmanlı ve İran’ı karşı karşıya getiren Çaldıran Seferi ekseninde kurguluyor. Yavuz Sultan Selim, yıllar sonra İran’a sefer düzenlediğinde,
Taçlu Sultan’a karşı hissettiği duygunun hiç azalmadığını fark edecektir. Fakat, Selim’in yıllar önce görüp tutulduğu Taçlu Sultan, artık Şah İsmail’le evlidir. Roman, iki hükümdarın birbiriyle savaşını, bu kadına karşı hissettikleri sonu gelmez aşkla harmanlıyor.

% 100 İSTANBUL,
Erk Acarer, İnkılap Kitabevi, şehir, 432 sayfa

Erk Acarer’in ilk kitabı, hatırlanacağı gibi ‘Matruşkadan Tayyare’ ismini taşıyordu. Yazar, elimizdeki ikinci kitabı ‘% 100 İstanbul’da ise, tarihi ve gözde mekânlarıyla İstanbul’u anlatıyor. Kitabına, İstanbul konulu yüz öyküyü alan Acarer, bu kadim kenti hem tarihi hem güncel yönleriyle işliyor. İstanbul’un kuruluşu, Ahırkapı, Yedikule’nin kanlı tarihi, Sarayburnu’nda ilk uzay çalışmaları, Sultanahmet Meydanı, Gülhane Parkı’nda yaşananlar, İstanbul’un sarnıçları, Beyazıt hamamının zorba tellağı, Anemas Zindanı gibi farklı konuları işleyen Acarer eseri, dünyanın gözde şehirlerinden İstanbul’un bitmeyen bir tarihe ve bitmeyen öykülere sahip olduğunu göstermesiyle ilgi çekiyor.  

SEFERTASI,
Mehmet Nuri Yardım, Erguvan Yayınevi, öykü-anı, 176 sayfa

Mehmet Nuri Yardım’ın ‘Sefertası’ kitabı, öykü ve anı karışımı metinleri bir araya getiriyor. Bir kısmı hayal ürünü, bir kısmı yaşanmış olayları kapsayan metinleri, anılar ve anekdotlar gibi farklı türlere dahil edebiliriz. Kitaba adını veren öyküsünde Yardım, bir sefertasının, küçük bir çocuk için babasına duyduğu sevginin sembolü haline gelişini anlatıyor. Çocuk, babası sabahın erken saatlerinde işe gittiği için ona özlem duyar. Öğlen saatlerinde, sıcak yemeklerle dolu sefertasını alıp babasına götürmek bu özlemi gidermenin tek yoludur.  Yardım kitabını  şu sözlerle tanımlıyor: “ Ben hikâyeci değilim, bu kitapta yer alan metinler de bildiğimiz anlamda birer hikâye değil. Kısmen hâtıra denilebilr belki. Veya hikâye hâtıra karışımı bir tarz olduğu da söylenebilir. Bu türün edebiyatımızda örnekleri var. Meselâ Abdülhak Şinasi Hisar, Ziya Osman Saba ve Sâmiha Ayverdi hikâye hâtıra karışımı önemli metinlere imza atmışlardır.”

İSTANBUL’DA BİR KONAK VE YENİ KADINLAR,
Grace Ellison, çeviren: Neşe Akın, Dergâh Yayınları, seyahatname, 159 sayfa

İngiliz gazeteci, yazar ve feminist Grace Ellison, 20. yüzyıl başlarında, Osmanlı coğrafyasına ilgi duyan isimlerden. Ellison elimizdeki kitabında, 1915 yılında İstanbul’a gelişinde misafir kaldığı konağı ve Osmanlı dünyasını anlatıyor. Yazarın en çok ilgilendiği konular, ev hayatı, İslam dini, çok eşlilik, aile ilişkileri, Türk kadın yazarlar şeklinde özetlenebilir. Sultan Abdülhamid ve huzuruna kabul edildiği Sultan Reşad’ı da anlatan Ellison, Doğu alemindeki gezisinde siyaset, kadın hakları ve modernleşme gibi konular üzerine de düşünüyor. Kitabın sunuşunda yer alan önemli bir uyarıyı burada belirtmekte fayda var: “İngiliz kamuoyunda Türk dostu olarak tanınmasına ve belli düzeyde romantik bir içtenlik taşımasına ve belli düzeyde romantik bir içtenlik taşımasına rağmen, Grace Ellison, Doğu’ya ve Osmanlı’ya bakan her Batılının taşıdığı birtakım cehaleti, yanlış anlamayı ve dönüştürücü anlayışı bertaraf edemiyor.”

POPÜLER KÜLTÜRDEN TV SÖMÜRGESİNE,
Ahmet Oktay, İthaki Yayınları, 750 sayfa

Ahmet Oktay’ın ‘Bütün Yapıtları’nın dördüncü cildi olan ‘Popüler Kültürden TV Sömürgesine’, Oktay’ın farklı tarihlerde yayımlanmış dört kitabını bir araya getiriyor. ‘Türkiye’de Popüler Kültür’, ‘Toplumsal Değişme ve Basın’, ‘Yazın, İletişim, İdeoloji’ ve ‘Medya ve Hedonizm’ başlıklı kitaplarından oluşan bu ciltte Oktay, yazılı ve görsel basında yayımlanan çeşitli ürünlerde sunulan içeriğin nasıl bir anlamlanmaya yol açtığını ve bu anlamlandırmanın izleyicileri doğrudan doğruya egemen sınıfların bakış açısına uyumlu hale getirmeyi amaçladığını göstermeye çalışıyor. “‘Nerede bir gösterge varsa, orada ideoloji de vardır.” Voloşinov’a ait bu cümle, Bütün Eserleri’nin bu dördüncü cildinde bir adaya getirdiğim kitapların öngördüğü amacı  yeterince özetliyor. (...) Yazılı ve görsel basının kullandığı dilsel ve görüntüsel her gösterge, aslında okunanın ve seyredenin kendisinden çok farklı düzeylere gönderir okuru...” 

HER YÖNÜYLE YELKEN KİTABI,
Jeff Toghill, çeviren: Mehmet Çömlekçi, Alfa Yayınları, hobi, 192 sayfa

Jeff Toghil ‘Her Yönüyle Yelken Kitabı’nda, her türlü durum ve koşulda, yelken enerjisinden nasıl yararlanılabileceğini detaylı bir biçimde anlatıyor ve böylece, doğal enerjinin imkânlarını gözler önüne seriyor. Teknelerin nasıl yüzdüğü, yelken seyri teknikleri, denizcilik ve tekne kullanmak, acil durumlar, pilotaj, kıyı navigasyonu, okyanus navigasyonu, hava durumu ve tahmini, yarışmak, gezi ve bakım, Toghill’in ele aldığı konulardan birkaçı. Görsel malzemeleri ve özenli baskısıyla dikkat çeken kitap, yelkenler konusunda bir rehber olarak düşünülebilir. ‘Her Yönüyle Yelken Kitabı’ deniz meraklıları ve işi bir adım öteye götürmek isteyenler için iyi bir kaynak. Bu tarz hobi kitaplarının sayılı basıldığını düşünürsek bu sporu yapmak isteyenlerin başvuracağı kaynakların az olduğunu görürüz. Kitapta yelkencilik hakkında öğrenilmesi gereken her şeyi bulmak mümkün.

VALİZİNİ KARISINA HAZIRLATAN ERKEK ‘FAŞİST’ SAYILIR MI,
Adil Okay, Yoğunluk Yayınları, kadın, 80 sayfa

‘Valizini Karısına Hazırlatan Erkek ‘Faşist’ Sayılır mı’, şiir ve öykü kitapları yayımlanmış Adil Okay’ın, kadın sorunu üzerine son yıllarda yazdığı şiirler, makaleler ve araştırma yazılarından oluşuyor.
Türkiye’de bir erkeğin, kadın sorunu hakkında söz etmek bir yana, bu konuda kalem oynatmaktan da imtina ettiği malumunuz. Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Okay’ın metinlerinin, kadın hakları ve mücadelesi konusunda önemli bir rol üstlendiğini söyleyebiliriz. Okay, farklı türlerde kaleme aldığı yazılarında, günümüzde yaşanan kadın sorununun sebeplerine odaklanıyor, bu sorunun aşılması için verilebilecek mücadele imkânlarını sorguluyor.

DELEUZE, MARX VE POLİTİKA,
Nicholas Thoburn, çeviren: Ali Utku ve Mukadder Erkan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 286 sayfa

Nicholas Thoburn ‘Deleuze, Marx ve Politika’da, Deleuze’ün tamamlayamadığı ‘Marx’ın İhtişamı’ eserini inceleyerek, düşünürün Marx’la bağlanma alanlarını açığa çıkarmayı amaçlıyor. Thoburn, bu eserden hareketle, Deleuze’ün minör politikasıyla Marx’ın kapitalist dinamikler eleştirisi arasındaki politik, kavramsal ve kültürel bağlamı inceliyor. Thoburn’un çalışması, Deleuze’ün Marx’a ve Marxçı ilgilere bağlanmasının nasıl yararlı ve yenilikçi politik figürler geliştirebileceğini açığa çıkararak proleterya, değer ve denetim sorunundan iş eleştirisine kadar, bir dizi çevresel ve kavramsal alanı araştırmasıyla dikkat çekiyor.

PUŞKİN ERZURUM’DA,
Halit Refiğ, Dergâh Yayınları, senaryo, 90 sayfa

Yönetmen ve senarist Halit Refiğ ‘Puşkin Erzurum’da’ başlıklı elimizdeki senaryosunu, Büyük Rus şairi Puşkin’in, Erzurum’a 1829 yılında yaptığı yolculuktan esinlenerek kaleme almış. Puşkin, Rus ordusuyla birlikte Erzurum’a yaptığı yolculuğu, şiir yalınlığında ‘Erzurum Yolculuğu’ adıyla hatıralaştırmıştı. Kafkasya, Türk Toprakları, Osmanlı Başkomutanı, Erzurum ve Doğu’ya dair izlenimler, Puşkin’in Türkiye’de hâlâ beğeniyle okunan hatıralarının çerçevesini oluşturuyordu. İşte, Halit Refiğ’in son dönem senaryolarından olan bu eseri, Rus şairin Erzurum’da başından geçenleri hikâye ediyor. Refiğ, şairin burada yaşadıklarını da, dönemin siyasi koşullarıyla harmanlayarak veriyor.

AZİZ NESİN VE İSVEÇ SERÜVENİ,
Abdullah Gürgün, Berfin Yayınları, anı, 372 sayfa

‘Aziz Nesin ve İsveç Serüveni’, gazeteci Abdullah Gürgün’ün Aziz Nesin’le ilgili anılarından, onunla yaptığı röportajlardan, radyo ve televizyon programlarından oluşuyor. Çocukluğundan beri okuduğu, yıllarca izlediği ve etkilendiği Aziz Nesin’i kendi gözüyle anlatan Gürgün, bu kitap için, Nesin’in katıldığı toplantılar, etkinlikler hakkında İsveç basınında çıkan yazıları ve haberleri de gözden geçirmiş. Belgesel niteliğindeki kitap, Türkiye edebiyatının bu usta yazarının kişiliğinin bazı bilinmeyen yönlerini okura sunuyor. Kitap, İsveçli gazetecilerin yazıları kanalıyla, İsveçlilerin Nesin hakkındaki fikirlerini sergilemesiyle de önemli bir boşluğu dolduruyor.

KRİZDEN NASIL ÇIKARIZ?,
Arman Kırım, Sistem Yayıncılık, iş dünyası, 288 sayfa

Arman Kırım’ın ‘Krizden Nasıl Çıkarız?’ isimli kitabı, durgunluk ve belirsizlik dönemlerinde, krizden etkilenmemek için şirket yönetimlerinin neler yapabileceğine odaklanıyor. Şirketlere, mevcut ekonomik durgunlukta nakit darlığı, talep daralması ve büyüme sorunlarının nasıl aşılacağı konularına ışık tutmayı amaçlayan Kırım, durgunluk döneminde yönetim, strateji oluşturma ve farklılaşma yöntemlerini anlatıyor ve bunların nasıl hayata geçirilebileceğine dair önerilerde bulunuyor. Üç bölümden oluşan kitabında Kırım, yaşanan küresel mali krizin nasıl çıktığını ayrıntılı bir biçimde ele alıyor; şirketlerin kriz ortamında mutlaka izlemeleri gereken stratejileri sunuyor.



Bir heykeltıraşın portresi

HEYKELTIRAŞ BABAM
Oylum Öktem İşsözen Hayykitap 2009 183 sayfa.

2007 Aralık ayında geçirdiği trafik kazası ile aramızdan ayrılan Devlet Sanatçısı, Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem, kızı Oylum Öktem İşözen’in kalemiyle anılıyor.  Akıcı, bir solukta okunabilecek kitapta Tankut Öktem’in hayatı; dostları, iş arkadaşları ve aile bireylerinin anıları ile yeniden yaşatılıyor. On bir yaşında yaptığı heykel ve resimlerle dikkatleri üzerine çeken dahi çocuk Tankut’dan, altmış yedi yaşında, yüreğinde hiç büyümemiş çocuğu saklı tutan Tankut Öktem’e dair pek çok şeyi bu kitapta bulmak mümkün. Ama hepsinden önemlisi, bir kızın babasına duyduğu hayranlık ve sevgiyi anlatan kitap, okuru, insanın bir türlü dile getirme fırsatı bulamadığı duygularına, silindi sandığı hatıralarına, yüreğinin içine yeniden dönme şansı veriyor.
Heykeltıraş Babam, heykel sanatına ilgi duyan duymayan, Tankut Öktem’i tanıyan tanımayan herkesi bu yönüyle kendine çekebilecek türde kitaplardan.
İşözen, kitabında da değindiği gibi, bu projeye Tankut Öktem’in vefatından çok önce başlamak istemiş fakat babasının rızasını bir türlü alamamış. En önemli yapıtını henüz üretmediği düşüncesinde olan Tankut Öktem bu fikre hep uzak durmuş.
Sanırım bu sanatçıların genelinde görülen, yaratıcılığı tetikleyen bir tavır. Oylum Öktem İşözen’in gözünden Tankut Öktem “Babam, insan babam, canım babam, şimdi sen il il dolaştığım her yerde, Havran’dan Kars’a kadar her eserinde varsın. Manisa Anıtı’nda barışın sembolü zeytin dalısın, İzmir’de denizatlarını şahlandıran efesin, Nene Hatun’sun, Şerife Bacı’sın, ozanların sazında türküsün, Pir Sultan’sın, âşıksın. Dalgalarla boğuşmanı özlediğim kahramanımsın, buğdaysın, başaksın, balıkçının yanındaki çocuksun. Yontulmamış dağlarsın, yıllar önce dağdan inen çamurları sanata çeviren, eğitimle geçen hayatı cehalete yitik giden heykeltıraş babamsın, babamsın... Anılarıma ve umutlarıma her şeye rağmen sonsuz özgürlükler bırakan, hiç geçmeyen yürek yankımsın” sözleriyle hayat buluyor.
Kitapta bir yandan Tankut Öktem’in hayatını kızının gözünden dinlerken bir yandan da Türk Heykel Sanatı’nın gelişim sürecine ve günümüzdeki durumuna Öktem’in gözünden bakma olanağı buluyoruz. Çocukluk yılları, heykelleri ve dostlarını fotoğraflarla anlatan bölümlerde; Prof.Dr. Metin Sözen, Mimar V. Behruz Çinici, Prof. Dr. Türkan Saylan gibi önemli isimlerin gözünden, heykeltıraş Tankut Öktem’i yeniden tanıyoruz. 



Kitap kategorisindeki tüm haberler »

Bu habere henüz yorum yazılmamış. Yorum yazmak için tıklayınız...
ADnet