Rojin, Turgut’a hak ettiği cevabı verdi.
01/11/2009
Ebedi ergen olmanın kendisine sonsuz genişlikte bir alan açacağını mı düşünüyor bu aramızdaki Amerikalı Serdar Turgut?
YILDIRIM TÜRKER (Arşivi)
Geçirdiği büyük rahatsızlık sonrası memlekette milliyetçi muhafazakâr (aman modernite kısmını unutmayalım) gazete olmadığından dem vurarak genel yayın yönetmenliğine soyunmuştu. Milliyetçi muhafazakâr ve modern bir gazeteyi çıkarabilecek yegâne şahıstı kendileri. Hastalığı sonrası kısa yoldan milletinin ve dininin nemli kucağına sığınıvermişti işte. Serdar Turgut’tan bahsediyorum elbet. Aramızdaki küçük Amerikalıdan.
Biz kendisini ilk olarak Ertuğrul Özkök’ün Pişekâr’ı olarak tanıdık. O da efendisi gibi putkırıcılıkta sınır tanımıyordu. Mizahını gözü dönmüş bir ırkçılık, mıymıntı bir cinsellik gıdıklayıcılığı, patronla cilveleşme karikatürü üstüne kurmuştu. Marduk’a ve ‘Önce vatan’a vardığında zaten gidecek başka kapısı kalmamıştı.
Geçen hafta, Kürt açılımı çerçevesinde yurda dönen mülteci ve PKK’lıların karşılanma tarzından milli hassasiyeti rencide olmuş bir milliyetçi muhafazakâr olarak yine mizah bildiğine sarılmıştı.
Terörist olamadığına yanıyor, şirazeden çıktığı noktada da PKK’lı kadınlardan hoşlanmadığı için Rojin’i dağa kaldırıp seks kölesi yapma hayalinden bahsediyordu.
Rojin, bu salyalı gıdıklamaca karşısında Turgut’un yazısını barışa düşman bir manevra olarak gördüğünü belirttikten sonra en canalıcı, en isabetli soruyu soruverdi: “Serdar Turgut, bu çirkin amaç için adımı da aynı çirkinlikte kullanmıştır. ‘Dağa kaldırmak’, ‘seks kölesi yapmak’ gibi ağzı salyalı erkek edebiyatının en ucube cümlelerini fütursuzca kullanmaya cesaret etmesinin nedeni benim Kürt olmam mı hele de kadın olmam mıdır?”
Evet, sorulması gereken soru tam da budur? Serdar Turgut’u ortalama bir Türk ergeni olarak alırsak, onu bu pek ‘esprili’ buluşunu kaleme alırken hiç uyarmayan ruh ve akıl örgütlenmesi nasıl bir şeydir diye sormak zorundayız. Ebedi ergen olmanın kendisine sonsuz genişlikte bir alan açacağını mı düşünüyor bu küçük Amerikalı?
Beklemediği şiddette bir tepkiyle karşılaşınca da özür dilemek zorunda kaldı. Ama ne özür!
Kabahatinden beter: “Gülüp geçecek yerde o mağdur olmayı tercih etti.” Meğer Rojin’in çok zeki olduğunu düşünürmüş. Buradaki rafine mizahın tadını çıkarabileceğini zannedermiş. Oysa fena yanılmış.
Yazısının başından itibaren bu memlekette farklı ve yırtıcı bir mizah anlayışını yerleştirmeye çalıştığından, ama heyhat, memleketin henüz buna hazır olmadığından yakınıyor. Kısacası yazısı, apaçık mağduriyet hıçkırıklarıyla üremiş. Yegâne sahiciliğine, ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra yazmış olduğu New York güzellemesinde döktüğü yaşlarda tanık olmuştuk.
Şimdi Rojin’den özür dilerken kıymeti bilinmemiş bir mizahçı olarak hayal kırıklığını belirtiyor.
Biz de kendisine teşekkür ediyoruz. İlhamını aldığı timsahların yanında gerçekten de pek saftoron kaldığı için. Dilinin kemiği olmadığı için. Bu toplumun ağır sakatlıklarını kendi bünyesinde bize aşikâr ediverdiği için. Lafı dolandırmadan. Bir Kürt kadınının öteki ne kelime, ancak bir şey olarak yazı malzemesi edilebileceğini kanıtladığı için. On yıllardır türlü çeşitli saldırılardan, tecavüzlerden geçmiş Kürt kadınlarının böyle bir ‘espri’ karşısında ne hissedeceklerini düşünemeyecek kadar aşmış bir aydın olduğu için.
O koşullarına pek özendiği teröristlerin hayatları üstüne bir an olsun düşünmeyip, umursamayıp onların dağa çıkmalarına neden olan ideolojik yapılanmayı gözlerimizin önüne utanmadan serebildiği için.
Mizah üstüne ne okur, ne düşünür, bilemiyorum. Ama mutlaka bu yazılarını okuyup kaşına kaşına gülenler vardır. Mizah, sahipsiz bildiğini köşeye sıkıştırıp canına okumak değildir. Onun yeri ancak eski saraylardır. Kralını gıdıklamak için söylediklerini gazetende yayınlama.
Kaldı ki Kürtler de kadınlar da Kürt kadınları da kendi haklarına sahip çıkmayı iyi bilir.
Senin gibilere rağmen ayakta kalmış olmaları bunun kanıtı değil mi?
Bir de besbelli anan baban uyarmamış; el içinde çükünle oynama.
Beni çağırmadınız, kalkıp ben kendim geldim - 7/11/200911:5
""Beni çağırmadınız, kalkıp ben kendim geldim/ Uzaklardan size bir haber getirdim geldim/ Bıraktıklarınızdan, unuttuklarınızdan/ Sımsıcak-anılası günler getirdim geldim/ Gömütleri andıran yapılarınızdaki/ Yaşantılarınıza evler getirdim geldim/ Tek-tek, ayrık-soluyan bitkiseller yerine/ Yüz yüze-dönük-gülen sizler getirdim geldim/ Solarken suladığım, koparken bağladığım/ Ölürken canlandığım sözler getirdim geldim."" GABRIEL GARCIA MARQUEZ
Beklenen konuğu karşılamak gibiydi yazı. - 7/11/200911:2
Rojin'in sorusu oldukça güzel ve yerinde. İbişin özrü ise gerçekten başlı başına bir sorunsal. Kendisini eski solcu olarak tanımlayabilecek ve bazen bunun üzerinden pirim yapmayı deneyebilecek kadar kişiliksiz bir kalem. Fakat şuan ana kadar bırakın solculuğu sosyal demokrat olarak bile nitelendirebileceğim bir yazısını görmedim. Sanırım adam yaşayamadığı bir özlemin ardından koşmaya çalışıyor bazen, sabah erken katlığı günlerde kafası dumanlıyken. Bu eski solculukta nedir pek anlamadım. Birde bu zihniyetin geçmişini sorgulamak başka sorunları da beraberinde getirecektir o kesin.
orta ve gol - 4/11/200920:44
Serdar Turgut öyle bir orta yapmış ki, Yıldırım Türker'e efsane bir pozisyon olmuş. Türker'de (tabii ki) "şiirsel" bir gol atmış. Daha başka ne demek lazım bilemedim. Mesela, Turgut beyin eli bu yazıdan sonra bir daha kalem tutabilir mi bilemiyorum. Bana böyle gol atsalar, mesleğimi değiştirirdim açıkcası.