7  Ocak 2010, Perşembe

Son Güncelleme  10:35

EKLER ARŞİV
 

YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR

01/01/2010

ÇİLELİ AĞAVNİ
Hraç Norşen,
Aras Yayıncılık,
anlatı,
251 sayfa

Hraç Norşen ‘Çileli Ağavni’de, çocukluğu boyunca babaannesi Ağavni Norşen’den duyduğu aile hikâyelerini anlatıyor. Ağavni Norşen’in genç kızlığından yaşlılığa uzanan hayatını anlatan yazar, böylece aile tarihinin de bir dökümünü yapmış oluyor. Babaannesinin anlattıklarını ilk dinlediğinde küçücük bir çocuk olduğunu söyleyen Norşen, babaannesinin hayat hikâyesini, Sivas Suşehri’ne bağlı olan köyü Pürk’ü, ailesinin hiç tanımadığı fertlerine dair hatıralarını ve her birinin yaşadığı acı olayları aktarıyor. Norşen’in kaleme aldığı anlatı, Ağavni Norşen’in çileli hayatı üzerinden, Ermenilerin bu topraklarda maruz kaldıkları baskıyı kayda geçirirken Türkiye yakın tarihine ışık tutuyor.

YAKUP’UN BEŞ İNCİLİ
Yücel Kaya,
Marka Yayınları,
roman,
432 sayfa

Yücel Kaya’nın, 1947’de Kumran’da bulunan yazmalardan hareketle kaleme aldığı ‘Yakup’un Beş İncili’, 2000 yıllık bir tarih süreci içerisinde yaşananları hikâye ediyor. Romana göre Kumran Yazıtları, Yakup’un İsa peygamberin kardeşi olmasının yanı sıra, Esseni Cemaatinin de lideri olduğunu ve öldükten sonra cemaatin liderliğine havarilerden Simon Petrus’un seçildiğini yazar. Kaya’nın kurgusu, bu detayın izini sürerken, tarihi kişilikler arasında yaşananları da olay örgüsüne dahil ediyor. Kâhin Satih, Abdülmesih Gassani ve Pers İmparatoru Nuşirevan arasında geçen diyaloglar ve Yemen Hükümdarı Seyf bin Zi Yezen’in gizli bir kitaptan aldığını iddia ettiği bilgiler, romanın ilginç konularından.

YENİ EVLİLER İÇİN MİSAFİR SOFRALARI
Elif Edes Tapan,
Mutlu Mutfak Yayınları,
yemek, 152 sayfa

Misafirler için lezzetli yemekler yapmak, yeni evli çiftlerin en önemli sınavlarından. Bu durum ayrıca, onların mutfaktaki maharetlerini sergilemeleri için de iyi bir fırsat teşkil ediyor. İşte Elif Edes Tapan’ın kaleme aldığı ‘Yeni Evliler İçin Misafir Sofraları’, yeni evlilerin yanı sıra, kısa zamanda farklı ve lezzetli yemekler yapmak isteyenlere hitap ediyor. Burada ağırlıklı olarak, malzeme temini kolay, uygulaması pratik, çok zaman almayan ve hem göze hem de mideye hitap eden yemekler yer alıyor. Yeni evlilere yemek dersleri veren Tapan’ın kitabı, yemek yapmayı seven, ancak mutfakta fazla vakit geçirmek istemeyenler için biçilmiş kaftan.

SEKANS: SİNEMA YAZILARI SEÇKİSİ
Kolektif,
Tan Kitabevi Yayınları,
sinema, 170 sayfa

Bir grup sinemaseverden oluşan Sekans Sinema Topluluğu, sinemayı konu alan yazılarını elimizdeki derlemede bir araya getirmiş. Altı yazıdan oluşan bir dosya olarak düzenlenmiş sinema ve mimari ilişkisi; alanın ünlü isimlerinden, Amerikalı sinema yazarı James Monaco ile yapılan bir söyleşi; fotoğraf ve sinema etkileşimi; kısa film bölümünde Osman Sembene anısına bir Borom Sarret filminin ve belgesel bölümünde de bir Mikhail Kalatozov klasiği olan ‘Salt for Svanetia’ filminin çözümlemeleri; eleştiri başlığı altında da ‘Sonbahar’ , ‘Pontypool’, ‘Üç Maymun’ ve ‘Reconstruction’ filmlerine odaklanan farklı değerlendirmeler, derlemenin dikkat çeken konularından.

YAKIN TARİHİMİZDE MASONLUK ÜZERİNE BİR DERLEME
Mehmet Vedat Onat,
Assos Yayınları,
inceleme, 104 sayfa

Masonluk hakkında yayımlanan kitapların sayıca çok oluşu, Türkiye’de konunun her daim ilgi çektiğinin en iyi göstergelerinden. Mehmet Vedat Onat da, ‘Yakın Tarihimizde Masonluk Üzerine Bir Derleme’de, ağırlıklı olarak 1876-1908 zaman aralığındaki masonluk faaliyetlerini inceliyor. Kitabın dikkat çeken yanı, İstibdat devri denilen bu dönemdeki masonluk çalışmalarına ve bu çalışmaların günümüze uzanan yansımalarına odaklanmasıdır diyebiliriz. 18. yüzyıldan sonra, kitle iradesinin tarihi şahıslara geçmesini istemeyen gizli bir teşkilatın insanların hayatında aktif rol oynamaya başladığını söyleyen Onat, teşkilatın geçmişten günümüze uzanan çalışmalarını anlatıyor.

SİVRİ DİLLİ RÜZGAR
Şinasi Tepe,
Edebiyat ve Eleştiri Kitaplığı,
şiir,
63 sayfa

‘Yarım Kalan’ ve ‘Adın Çığlığın Kadar’, Şinasi Tepe’nin daha önce yayımlanmış kitapları. Altı bölümden oluşan ‘Sivri Dilli Rüzgar’ ise, Tepe’nin yeni şiirlerinden oluşuyor. Tepe, ‘Kar Günlüğü’nde şöyle diyor: “denizden gelen karla ağarıverdi şakakları kentin;/ sultan küpeleri takınmış at kestaneleriyle dansı/ alacalandı fenerlerin, akasyaları dökülen gök ey!// beline dek kapandı evler; kömür bulutlarını görmez/ oldu göz, iki gece, bir tam gün. kıyıda kuş ölüleri,/ verandada yemlenen sığırcıklar. derelerin duldasında/ çulluk, karatavuk. hercai gülüşüyle dorukları ağartan/ ikindi güneşi, çekip incecik boynunu gitti nilüfer/ diyarına, yeşil bir dala tutunabilmek için. (...)”

İKAZCI MEHMET ŞÜKRÜ
Süha Ünsal,
Dipnot Yayınları,
biyografi,
423 sayfa

Süha Ünsal ‘İkazcı Mehmet Şükrü’de, hukukçu, gazeteci ve politikacı olarak Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçişin önemli aktörlerinden birinin biyografisini sunuyor. Milli Mücadele döneminde ‘İkaz’ adında bir gazete çıkaran Mehmet Şükrü Bey, Sivas Kongresi’nden sonra da Büyük Millet Meclisi’ne katılmış. Mehmet Şükrü Bey, Meclis’in ilk aylarındaki muhalif çizgisini daha sonra da devam ettirmiş. Ünsal, İttihatçı geçmişi ve savaş yıllarında askeri savcılık yapmış olmasına rağmen, bütün düşüncelerini bir hukuksal çerçevede tanımlamaya çalışan ve kanunun üstünlüğü düşüncesinden hiç taviz vermeyen bir kişiliğe sahip Mehmet Şükrü Bey’in kapsamlı bir biyografisini sunuyor.

WILHELM LEIBNIZ
Zekeriya Kadri, sadeleştiren ve
yayına hazırlayan: Sebahattin Çevikbaş ve Ali Utku,
Çizgi Kitabevi, felsefe, 232 sayfa

Zekeriya Kadri bu eserinde, on yedinci yüzyıl Batı felsefesinin büyük rasyonalist filozofu Gottfried Wilhelm Leibniz’e odaklanıyor. Çalışma, Dârülfünun felsefe tarihi kürsüsünde gerçekleştirilen ilk akademik çalışma niteliğinde. Cumhuriyet dönemi birinci kuşak felsefecilerden Zekeriya Kadri, Dârülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Şubesi’nin 1922 yılı mezunlarından. Yazar eserinde, Leibniz’in felsefesini ve onun etkisinde kaldığı filozofları ele alıyor. Bu baskıda, eserin çevriyazı ve sadeleştirilmiş bölümlerinin yanı sıra, Süleyman Hayri Bolay’ın Zekeriya Kadri’yi ve onun çalışmalarını değerlendirdiği bir yazısı yer alıyor.

HER DEM YENİ
İbrahim Zeyd Gerçik,
Küre Yayınları,
iş dünyası,
134 sayfa

Yönetim ve yönetim psikolojisi alanında eğitimler veren İbrahim Zeyd Gerçik ‘Her Dem Yeni’de, Osmanlı yönetici yetiştirme kurumlarından yola çıkarak insan kaynakları, proje yönetimi, motivasyon ve kurum içi eğitim alanlarına dair önerilerde bulunuyor. İlk bölümde Mimar Sinan’ın hayat hikâyesini aktaran Gerçik, Sinan’ın dehasını işleyen ve önünü açan Osmanlı yönetici yetiştirme programındaki kurumlara odaklanıyor. Sinan’ın kişiliğinden ve onu dünyaya armağan eden Osmanlı kurumların- dan; günümüz yönetim uygulamaları, insan kaynakları yönetimi, yönetici yetiştirme programı ve motivasyon gibi alanlara katkı sağlayacak bilgiler, Gerçik’in çalışmasının ana eksenini oluşturuyor.

DÂRÜLFÜNUN FELSEFE DERS NOTLARI
Rıza Tevfik Bölükbaşı, sadeleştiren ve yayına hazırlayan: Ali Utku ve Erdoğan Erbay, Çizgi Kitabevi, felsefe, 422 sayfa

‘Dârülfünun Felsefe Ders Notları’, çok yönlü ilgileri ve işgal ettiği siyasal, kültürel konumlarla yakın dönem Türkiye düşünce tarihinin ünlü aktörlerinden Rıza Tevfik’in (Bölükbaşı), 1918-1921 yılları arasında Dârülfünun’da verdiği felsefe derslerine ait notları bir araya getiriyor. Kitapta, Rıza Tevfik’in ‘Mâbadettabiiyât Derslerine Ait Vesâik’, ‘Ontoloji Mebâhisi’, ‘Estetik’ ve ‘Bergson Hakkında’ başlıklı taşbasma ders notları yer alıyor. Bu tamamlanmamış ders notlarının, Dârülfünun felsefe dersleri ile Rıza Tevfik’in felsefi birikimi hakkında okuyucuya fikir verebileceklerini söyleyebiliriz.

HAVALANDIRMAYA İNEN TÜRKÜ
Ruşen Hakkı,
Gerçek Sanat Yayınları,
şiir,
63 sayfa

‘Havalandırmaya İnen Türkü’, şiir, öykü, roman, günlük ve çocuk kitabı gibi türlerde birçok esere imza atan Ruşen Hakkı’nın 2003-2008 yılları arasındaki şiirlerini bir araya getiriyor. İki bölümden oluşan kitaba adını veren şiirde Ruşen Hakkı, şöyle diyor: “Kar eriyor/ dokununca sen/ sazının tellerine,/ kış bahara bürünüyor/ türkülerinle// ve büyüyor tepelerde/ kar suyunu emen fidan// derken bir güvercin/ demir parmaklıklarında/ F Tipi’nin/ kendini görüyor/ uzayıp giden mektubun/ havalanan satırlarında.// Kar eriyor fidan büyüyor,/ kendi değil kocaman bir dünya/ güvercinin mektupta gördüğü// ve bir umudu filizleniyor/ havalandırmayı havalandıran türkü.”

BERDEL
Şebnem Eraş,
NTV Yayınları,
sosyoloji,
163 sayfa

Şebnem Eraş, aynı zamanda bir fotoğraf albümü niteliğindeki ‘Berdel’de, kişisel hikâyeler ekseninde, kızların iki aile arasında değiştirilmesine dayanan evlilik töresi berdeli anlatıyor. 2000-2007 arasında beş berdel evliliğini fotoğraflayan Eraş, konuyu fotoğraflayıp kısa belgesel anılar yaratmaktan çok, töre kurallarını anlama çabasıyla berdelin mağduru kadınlarla samimi bir iletişim kurmaya çalışmış. Eldeki çalışmayı sahici kılan başlıca hususun, Eraş’ın bu kadınları belli aralıklarla ziyaret ederek, hayatlarının aldığı yönü izlemesidir diyebiliriz. Eraş, gün geçtikçe daha çok çözülen berdeli, sosyolojik bir olgu olmasının ötesinde gerçek mağdurlarının birebir tanıklığı üzerinden anlatıyor.

BATI’NIN KAYNAKLARI
Mark A. Kishlansky,
Çeviren: Mehmed Kürşad Atalar,
Açılım Kitap, tarih,
2 Cilt, 1216 sayfa

Mark A. Kishlansky, iki cilt halinde hazırladığı ‘Batı’nın Kaynakları’nda, Batı medeniyetinin kültürel, edebi, felsefi ve siyasal köklerini inceliyor. Çok sayıda belgeden yararlanan yazar, başvuru niteliğindeki çalışmasında klasik dönemden başlayarak, yaratılış destanları; antik ve klasik dönemde Yunanistan; Roma dönemi; Ortaçağ Avrupası ve İslam dünyası; Rönesans ve reform çalışmaları; din savaşları; bilim ve ticaret; Aydınlanma; Fransız Devrimi; 19. yüzyılda toplum ve kültür; sanayileşme dönemi; aklın ve bedenin özgürleşmesi; emperyalizm; 20. yüzyılda yaşanan savaşlar ve Doğu Avrupa’nın dönüşümü gibi birçok konuyu, kapsamlı bir bakışla ele alıyor.

FİLİSTİN
Joe Sacco,
çeviren: Hilal Zeybek,
İthaki Yayınları,
çizgi roman, 287 sayfa

‘Filistin’, Joe Sacco’nun dokuz sayılık, aynı adlı çizgi roman serisini bir araya getiriyor. ‘Filistin’i, 1991-92 kışında işgal altındaki topraklarda geçirdiği iki ayın sonrasında yazıp çizen Sacco, burada Birinci İntifada sürecini, anlamlı ve zengin çizgilerle resmediyor. Sacco, çizgilerin olağanüstü gücüyle, işgal altındaki topraklarda her şeye rağmen inatla sürdürülen gündelik hayatı, Filistinlilerin mücadelelerini ve maruz kaldıkları büyük aşağılanmaları anlatıyor. Kitabın sunuşunu kaleme alan Edward Said ise, Sacco’nun Filistinlileri vicdanlı ve merhametli bir şekilde çizdiğini söylüyor. Joe Sacco’nun ‘Filistin’le, 1996’da Amerikan Kitap Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

KAHRAMANMARAŞ KATLİAMI
Orhan Tüleylioğlu,
um:ag Yayınları,
siyaset,
219 sayfa

Orhan Tüleylioğlu ‘Kahramanmaraş Katliamı’nda, 1978 yılının Aralık ayında yüzlerce kişinin ölümü ve binlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan Kahramanmaraş katliamına dava dosyası, gazete arşivleri, konuyla ilgili kitaplar, köşe yazıları, dergiler, belgeler ve tanıklıklarla ışık tutuyor. Katliamın öncesi ve sonrasındaki gelişmelere geniş yer veren kitap, Uğur Mumcu’nun katliamla ilgili “Bu, planlı ve örgütlü bir saldırıdır.” dediği 25 Aralık 1978 tarihli makalesiyle başlıyor. Tüleylioğlu’nun çalışması, 70’lerin ortalarından, 1980 yılının eylül ayına kadar faşizmin yoğun saldırılarıyla karşı karşıya kalan Türkiye’yi, bunun en korkunç duraklarından biri üzerinden anlatıyor.

BİR USTA BİR DÜNYA: SAİT MADEN
Sergi organizasyonu: Veysel Uğurlu, Yapı Kredi Yayınları,
sergi katalogu, 143 sayfa

‘Bir Usta Bir Dünya’ sergi dizisinin son konuğu, Türk grafik tasarım kültürünün mimarı, sanatçı, şair ve çevirmen Sait Maden. Elli yıldan fazladır grafik tasarım ve resim gibi alanlarda üreten Maden, sekiz binden fazla kitap ve dergi kapağını tasarladı. 18 Aralık’ta açılan ve 24 Aralık 2010 tarihine kadar sürecek sergi için hazırlanan kitap, Sadık Karamustafa’nın Sait Maden’in tasarımcı duruşuna baktığı sunuş yazısıyla açılıyor. Selahattin Özpalabıyıklar ise, Maden’in şair ve çevirmen yanına değiniyor. Kitapta, Sait Maden’in ‘Simgeler’ ve ‘Grafik Sanatının Dünü, Bugünü’ başlıklı yazılarıyla, Ömer Durmaz’ın onunla yaptığı bir söyleşi de yer alıyor.

DÖRT MEVSİM BAHAR
Erol Dündar,
Belge Yayınları,
şiir,
160 sayfa

Halen Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevinde bulunan Erol Dündar, şiirlerini bir araya getirdiği ‘Dört Mevsim Bahar’da, özlemlerini, duygularını ve hayallerini, parmaklıkların ötesindeki okurlarına sunuyor. Dündar, ‘Biz Dünyayı Böyle Sevdik’ şiirinde şöyle diyor: “Obalı’ydık. Köylü, kasabalı ve şehirliydik/ Çocukluk arkadaşı, kapı komşu, sıra arkadaşıydık/ Sivilceli genç kız, bıyığı yeni terlemiş erkektik/ Ağarmış saçlıydık/ Çocuk, genç ve yaşlıydık// Denize maya çalar, tanrıyla zar atardık/ Gözümüzü kırpmadan güneşin içine bakardık./ Denizin yüreğinden gelen, buluta kurşun atar/ Yağmuru gözünden vururduk/ Güreşçiler soyundan gelen/ Kurşuna el ense çeker, ölümü tuş ederdik. (...)”

DÜNYAYA KATKIMIZ
BİR EBRU VURGUSU
Metin Cengiz,
Şiirden Yayınları,
şiir, 250 sayfa

Metin Cengiz’in bütün şiirlerinin elimizdeki ikinci cildi, ‘Aşk İlahileri’, ‘Günümüze Hüzzamlar’, ‘Hayat ve Şiir’ ve ‘Hayat ve Rastlantılar’ kitaplarını bir araya getiriyor. Kitapta yer alan ‘Aşk İlahileri’nin ilki şöyle: “bir şey var yüzünde, gök birden açıyor/ yeni bir yağmur yağıyor sokaklarda ağaçlar/ diyorum bir şey var, yaz kokan bir gül/ git gide çoğalıyor yüzündeki güneşte// başka bir şey daha var, bilinmeyen/ insanlar bir serapta yürüyor sanki/ geceden kopup gelen bir ırmak/ akıyor düşlerin en güzel rengiyle// eski çağlardan kalma bir şey/ arada bir anımsanan, unuttuğumuz/ -adına aşk denen şey belki bu/ bir ürperiş, sıcak kan akışı gülüşünde”

FELSEFE, YELKEN VE CAZ
Asiye Koray Bendon,
Elma Yayınevi,
kişisel gelişim,
195 sayfa

Asiye Koray Bendon’un duygu yoğun bir anlatımla ördüğü ‘Felsefe, Yelken ve Caz’, sıradan bir kişisel gelişim kitabının ötesine geçmeyi amaçlıyor. Bendon, filozofları, yazarları, roman ya da film kahramanlarını, hatta blues-caz müzisyenlerini yazılarına konuk ederken, onlar aracılığıyla okuru düşünmeye davet ediyor. Metnini, yazar olmaya çalışan bir kadının serüvenleri üzerine inşa eden Bendon, arayıştaki bireyi simgeleyen bu kadının, aynı zamanda aşk ve hayatı anlamlandırma konularındaki düşüncelerini tasvir ediyor. Böylece kadın karakterini düşünce dehlizlerinde bir yolculuğa çıkarmaya başlayan yazar, okurları da bu geziye ortak etmeye çalışıyor.

KARDAN KANATLAR
Arif Akpınar,
Sütun Yayınları,
roman,
232 sayfa

Daha önce ‘Sarıkamış Hikâyeleri’ isimli bir kitabı da yayımlanan Arif Akpınar, ‘Kardan Kanatlar’ başlıklı elimizdeki romanında, birçok askerin ölümüne neden olan Sarıkamış’ı anlatıyor. Romanını, Sarıkamış’ta şehit olan büyük dedesine ithaf eden Akpınar, bu trajik olayı, hayatı savaşlarla geçen Maraşlı Şeyhoğlu Hafız’ın yaşadıkları ekseninde anlatıyor. Seferberliğin başlamasıyla birlikte Yemen’de, Hicaz’da, Balkan cephelerinde ve Çanakkale’de savaşan Şeyhoğlu Hafız, son olarak Sarıkamış’ta savaşmak için birliğiyle yola koyulur. Kurgu, Allahüekber Dağları’ndaki korkunç kar ve soğukların, içinde Şeyhoğlu Hafız’ın da bulunduğu çok sayıda askerin ölümüne sebep oluşunu hikâye ediyor.

UMUDU YEŞERTENLER: EKOLOJİ SÖYLEŞİLERİ
Barış Doğru,
Optimist Yayınları,
ekoloji, 314 sayfa

‘Umudu Yeşertenler’de, gazeteci, aktivist, iş ve bilim insanları, STK yöneticileri gibi farklı alanlardan gelen on beş isimle yapılmış ekoloji konulu söyleşiler yer alıyor. “Çocuklarımızın ve torunlarımızın ekmeklerini yiyor, sularını içiyor, oksijenlerini mi soluyoruz?”, “İklim krizinde suçlu kim?” ve “İnsan sınırsız iştahına ‘dur!’ diyebilir mi?” gibi soruların yanıtlandığı söyleşiler, bir çevre bilinci oluşturmayı amaçlıyor. Söyleşi yapılan isimler şöyle: Çelik Erengezgin, Duygu Erten, Ediz Hun, İbrahim Özdemir, Melda Keskin, Mikdat Kadıoğlu, Oya Ayman, Ömer Madra, Önder Demirer, Özgür İncekara, Emre Altuncuoğlu, Sargun Ali Tont,
Tanay Sıdkı Uyar, Uygar Özesmi ve Ümit Şahin.

TÜM YÖNLERİYLE
TOPLULUK RADYOLARI
Serhat Güney,
Punto Yayınları,
medya, 144 sayfa

Serhat Güney’in kaleme aldığı ‘Tüm Yönleriyle Topluluk Radyoları’, alternatif yayıncılık çizgisinin kendine özgü bir geleneğini inceliyor. Topluluk radyolarının temel prensipleri ve işlevleri; Güney Amerika’da topluluk radyosu hareketi; Avrupa deneyiminin simgesi olan Radio One; Afrika ve kırsal radyo geleneği ve Avusturalya’da topluluk radyoları, Güney’in ele aldığı konulardan birkaçı. Yazar kitabının ilk bölümünde topluluk radyoları ile ilgili teorik çerçeveyi çiziyor; ikinci bölümünde de, dünyadan örnekler eşliğinde, başka bir radyonun nasıl mümkün olduğunu gösteriyor.

İŞ’TE OYUN
Nursel Telman ve Anıl Adanalı,
Sistem Yayıncılık,
iş dünyası,
278 sayfa

‘İş’te Oyun’, çalışma hayatında zihinsel ve bedensel becerileri geliştirecek oyunları sunuyor. Okuyuculara yönetim oyunları, iş yeri eğitimlerinde kullanılan oyunlar hakkında bilgi sunmak ve bu oyunlara örnek vermeyi amaçlayan çalışma, oyunun tanımı, tarihçesi ve insanın gelişimindeki yerini anlatmasının yanı sıra, oyunların iş dünyasındaki kullanımında gelinen aşamayı da anlatıyor. Yüz adet oyun barındıran kitabın, oyunların endüstrideki kullanımına yeni yeni başvurulan Türkiye’deki şirketler için, rehber nitelikte bir eser olduğunu söyleyebiliriz.

AĞIT
Müjgan Tekin,
Galata Yayınları,
roman,
216 sayfa

‘Ağıt’, Müjgan Tekin’in üçüncü romanı. ‘Ararat’tan ve Ağrı’dan Yükselen Çığlık’ alt başlığını taşıyan romanında Tekin, üç zamanlı bir öyküyle okurun karşısına çıkıyor. 1991’de Erivan’da, 1915’te Harput’ta ve 2005 Türkiye’sinde geçen roman, Ermeni Tehciri’ni ve Hocalı’da yaşanan olayları hikâye ediyor. 1915’te yaşanan olaylardan sonra bir Ermeni kızı Türkleşmiş, 1990’lı yılların başında Karabağ’da yaşanan olaylardan sonra da bir Azeri kızı Ermenileşmiştir. Tekin, kaderleri yeni baştan çizilen karakterleri aracılığıyla, toplumlar arasındaki düşmanlığın anlamsızlığını hikâye ediyor.

PORTAKAL İÇİN MUTLULUK KAYISI OLMAK DEĞİLDİR
Catherine Preljocaj,
Çeviren: Ayşe Feyza Tulga,
Pan Yayıncılık, kişisel gelişim, 286 sayfa

Catherine Preljocaj’ın hayatı, kanser olduğunu öğrendiği gün alt üst olur. Uzun yıllar sürecek olan bu hastalıkla mücadele eden Preljocaj, çileli bir tedavi sürecini kabul eder. Azmi sayesinde kanseri yenebilen yazar için zorlu tedavi süreci, aynı zamanda alışkanlıklarıyla, insana dair algılarıyla da hesaplaştığı bir deneyime dönüşür. Böylece, kanseri atlatmakla kalmayan yazar, ruhsal anlamda da iyileşecektir. Preljocaj, hatıra defteri tarzında kaleme aldığı kitabında, yaşadığı deneyimi okurlarıyla paylaşıyor.

VAROLMAK, GELİŞMEK, UZLAŞMAK
Üstün Dökmen,
Remzi Kitabevi,
kişisel gelişim,
312 sayfa

Üstün Dökmen’in ‘Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak’ başlıklı elimizdeki kitabı, ilk olarak 2000 yılında yayımlanmıştı. Aradan geçen yıllar içinde on iki baskı yapan kitap, okurun varoluşundan nasıl haz duyabileceği ve içinde yaşadığı dünyayla nasıl daha uyumlu olabileceği konusunda önerilerde bulunuyor. Dökmen, kitabında, psikoloji kapsamındaki bilgiler ve görüşler kadar, varoluşçu psikolojinin alanına giren konuları da okurlarıyla paylaşıyor. Çalışma buradan hareketle, insanın kendi içindeki ve dünya içindeki mücadelesinin nedenlerini ve sonuçlarını formüle etmeye çalışıyor.

Bir ülke, üç köşe, üç ceset
Türkiye, 1984’te Güneydoğusu’nda başlayan PKK yangınını söndürmek için her yolu denerken 1993 yılında bir itirafla sarsıldı. Bu itiraflar önemli bir ismin, Güneydoğu’da uzun yıllar görev yapmış, JİTEM’in kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever’in itiraflarıydı. Binbaşı Ersever, ‘zorunlu emekliliğe’ ayrılmış ve PKK ile artık sivil olarak mücadele etme kararı almıştı. ‘İtirafları’ bunun ilk raunduydu. Ardından arka arkaya yayımladığı iki kitabı geldi. Üzerinde titizlendiği, üçüncü kitabını hazırlarken bir yandan da itirafları nedeniyle mahkemelerde ifade veriyordu.
26 Ekim 1993’te Ankara’da, Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde yürüyen davasının duruşması vardı. Bir gün önce işadamı Alparslan Ertuğ’un tahsis ettiği Peugeot marka minibüsle İstanbul’dan, Ankara’ya geldi. Sabah saatlerinde Ankara’ya varan Ersever, arkadaşı Kemal Uzuner’in Keçiören’deki evine gitti. Aracın şoförüne de 12.00’de Kızılay’da buluşma randevusu verdi. Saat 12.00 olmuştu ancak Ersever ortalarda yoktu. Şoför, patronu Alparslan Ertuğ’u arayarak, Ersever’le buluşmanın gerçekleşmediğini bildirdi. Ertuğ telaşla Kemal Uzuner’i aradı. Uzuner, “Eve iki kişi ile birlikte geldi, valizini aldı gitti” diyordu.
Ertuğ, kötü bir durum olduğunu hemen anladı. Emniyetteki dostlarıyla irtibat kurdu. Telefonlar telefonları takip etti. Ancak yer yarılmış, Ersever de sanki içine girmişti. Birkaç gün sonra Ersever’in cesedi, elleri arkadan bağlanmış, ağzı bantlanmış ve kafasına iki kurşun sıkılmış vaziyette Elmadağ çıkışında kireç ocaklarında bulundu.
İtirafların ve suikastın üzerinden tam on altı yıl geçti. Cinayetin üzerindeki sis perdesi hâlâ kalkmadı. Sisi dağıtmaya çabalayanların çabası da o günden bugüne yine hâlâ sürüyor. Gazeteci Tutkun Akbaş da onlardan biri. Ersever’in Son 90 Günü ve Kayıp Kitabı Şam’daki Kemancı”, yıllar süren çalışmaları sonrasında kaleme aldığı bir kitap. Kitabın birinci bölümde, JİTEM’in kurucusu Binbaşı Cem Ersever’in, suikasta kurban gitmeden önceki son doksan günü ayrıntılı olarak ele alınıyor. İkinci bölümde ise Ersever’in yazdığı ve bugüne kadar kayıp olarak bilinen üçüncü kitabı “Şam’daki Kemancı” yer alıyor. Kitabın arka kapak yazısında bu durum şöyle özetleniyor: “Bu kitap aslında yarım kalan bir kitabın hikâyesi. On altı yıl önce faili meçhul bir cinayete kurban giden Binbaşı Ahmet Cem Ersever’in, tarihe “kayıt düşeceği” kayıp kitabının ta kendisi!” Akbaş’ın kitabında Ersever’in elde edip bir türlü yayımlama fırsata bulamadığı iki PKK’lının dağa çıkışlarından ölümlerine kadar geçen süreci anlattıkları bir günlük de tam metin olarak yer alıyor.
Sinan Onuş

BİNBAŞI ERSEVER’İN
SON 90 GÜNÜ VE KAYIP KİTABI “ŞAM’DAKİ KEMANCI”
Tutkun Akbaş,
Dama Yayınları,
2009,
222 sayfa.


Guantanamo’dan yükselen çığlık
Amerikan’nın Guantanamo’da sergilediği vahşet örnekleri dünya kamuoyuna da yansımıştı. Yaşayanlar anlattı Guantanamo cehennemini. Kampa karşı protesto gösterileri yapıldı. Buraya tercüman olarak giden ve birçok mahkûmla konuşan Mahvish Rukshana Khan da gördüklerini Guantanamo Günlüğüm adıyla yayımladı.
Afgan asıllı göçmen bir aileye mensup Khan, 2005 yılında, Miami Üniversitesi’nde öğrenciyken Guantanamo Körfezi’ndeki Afgan tutsaklara tercümanlık yapmak için gönüllü olmuş. Khan kampta gördüklerinin yanı sıra, tutsakların ailelerinin hikâyesini de anlatıyor kitabında. Khan, Küba’daki Guantanamo cezaevine yaptığı ziyaretlerden sonra, tutsakların çoğunun buraya getirilmiş masum insanlar olduğunu öğrenir. Tutsakların büyük bir kısmı, Amerikan askerlerinin, Taliban veya El Kaide üyelerini ihbar edenlere 25 bin dolar ödül vereceklerine dair el ilanı dağıtmalarından sonra buraya getirilmiştir.
Mahvish Rukshana Khan tutsaklarla konuştuktan sonra da onların büyük çoğunluğunun Amerika’ya karşı suçlu olmadığına ikna olur. Kuşkusuz yazarın kitabındaki en yakıcı bölüm mahkûmların günlükleri. Bu günlüklerden yansıyanlardan sonra söyleyecek bir söz de kalmıyor zaten. Tıpkı Etiyopyalı Benyam Muhammed el-Habeşi gibi. O Gitmo’ya getirilmeden once tutulduğu CIA’in hayalet hapishanesinde geçirdiği dönemde tuttuğu gizliliği kaldırılmış günlüklerde yazılanlar tüyler ürperticidir. İşte onun günlüğünden bur bölüm: “Üzerimdekileri doktorların kullandıkları neşter gibi bir şeyle kesip çıkardılar. Tamamen çıplaktım.
Cesaretimi toplamaya çalıştım. Acaba ırzıma mı geçeceklerdi. Belki elektrik vereceklerdi. Belki de iğdiş edeceklerdi. Sağ göğsümün üzerine neşterle vurdular. Küçük bir kesikti. İki-iki buçuk santim kadar. Bir çığlık attım... Şok geçirdim, hiç beklemiyordum. Sonra sol göğsüme geldi sıra. Bir kesik daha. Bu kez çığlık atmamaya çalıştım, çünkü biliyordum kendimi tutmasam bağırırdım. Bir tanesi penisimi eline aldı ve kesikler atmaya başladı. Her kesikten sonra bir dakika kadar durup benim tepkimi izliyordu. Acı içindeydim. Bu iki saat kadar bir süre içinde belki 20-30 kez tekrarlamış olmalılar. Her taraf kan içindeydi. İçlerinden biri ‘kimin erkek olduğunu öğreteceğimi söylemiştim sana’ dedi.”
Mahvish Rukhsana Khan, bu iç burkucu öyküyü okurla paylaşarak, Amerikan emperyalizminin düşmanlığını, insan haklarına karşı umursamazlığını, yapmak isteği her şeye nasıl kılıf bulduğunu gözler önüne seriyor.
Rozerin Doğan

GUNATANAMO GÜNLÜĞÜM
Tutsaklar ve Bana Anlattıkları
Mahvish Rukshana Khan,
Çeviren: Başak Akın,
Literatür Yayıncılık,
2009, 220 sayfa.


Beyaz dizi tadında Pasifik’ten Ege’ye
Pasifik’ten Ege’ye, Avustralya kıtasında başlayıp Ege’ye uzanan bir yaşamın, bir aşkın romanı. Yazarı Aysun Perinay Adams, Avustralya’ya göçmen olarak gitmiş bir ailenin kızı. On bir yaşındayken, farklı bir ülkede, farklı bir kültürde başlayan yaşamı, Türkiye’de terk ettiği çocukluğunun iz bırakan anılarının gelgitleriyle süregelmiş. Kendine ait birşeyler yapma fırsatına,ülkesine uzun bir gezi yapmakla başlayan Adams, Türkiye’ye ve çocukluğuna ait yeni keşiflerle,farklı bir sayfa açmış hayatında. İstanbul’un labirent dolu girdapları onu daha da kendine çekmiş ve ilk yazma deneyimine bu kentte başlamış. Sonraki durağı Ege, onun kalbinde ve dimağında yeni yansımalar yaratmış ve bu roman doğmuş.

Bir delikanlı ve bir genç kız
Pasifik’ten Ege’ye, Avustralya’da yaşayan bir erkek çocuğunun ailesinin ölümü sonucu altüst olan yaşamıyla başlar. Hayata bu dramatik başlangıçta, kendi yaşlarındaki bir kız çocuğu Tomi’ye anne şefkatiyle yaklaşarak, yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla ona acısını ve yalnızlığını unutturmak için olağanüstü çabalayacaktır. Roman, Pasifik kıyılarında bir kıtadan başlayıp,Türkiye’de devam eder. İki ayrı kıta arasındaki geçişleri ustalıkla çizen yazar, bizi Ege sahillerinde bir konağa davet edip, iştah açıcı güzellikte tablolar serer önümüze. Arka planda aile içi ilişkiler yer alırken,Tomi ve Suna’nın çocukluktan başlayan romantik yolculuğu, geçen yıllarla birlikte, kalplerindeki sıcaklığı hiç kaybetmeden, bazen Avustralya’da, bazen Türkiye’de devam eder. Bir delikanlı ve bir genç kız olduklarında hayat nasıl olacaktır onlar için?..Çocukluklarındaki gibi mi?.. Yoksa bu kez hayatın yeni süprizleriyle mi yetişkinlerin dünyasına geçeceklerdir!

Göçün izleri
Kitapta yoğun bir beyaz dizi ruhu var. Yazar bu ilk kitabında eski Türk filmlerinin şablonlarından da etkilenmiş görünüyor.
Benim görüşüm,çocuk yaşlarda başka ülkelere göç etmiş Türkler, hâlâ geldikleri yılların izlerini taşıyorlar. Ve okudukları kitaplarda bu izdüşümleri gördüklerinde,geçmişlerini paylaşabilmek göçmenlerin ruhuna derinden hitap ediyor.
Derya Çiftkaplan Şen

PAFİKTEN EGE’YE
Aysun Perinay Adams,
Cinius Yayınları,
2009,
240 sayfa.



Kitap kategorisindeki tüm haberler »

Bu habere henüz yorum yazılmamış. Yorum yazmak için tıklayınız...
ADnet