Sigara yasağı en geniş haliyle ciğerlerimizi kapladı. Açıkçası fena halde duman altı olan mekânlarda bulunmaktan ben de hoşlanmıyorum.
Ama ne yapıyorum? Oralara gitmiyorum. Oranın işletmecisi benim gibilerin oraya gitmediğinin farkında mı? Farkında.
Oradaki, yeni adı bu oldu galiba, pasif içici dendiğine göre, içiciler farkında mı? Farkında... Pasif içici olmayı kabul eden de ediyor zaten.
Çevresel tütün dumanının etkileri üzerine süregiden tartışmayı Express dergisinin temmuz sayısında yakalamakta fayda var. Bu durumda yasak devreye girince ne oluyor? Devlet eliyle ‘içiciyi’ bezdirme kampanyası yürütülüyor. Kendinde bireyi sigaranın zararlarından zorla koruma, bir tür ebeveynlik etme hakkını ilk gören isim, New York’un eski Belediye Başkanı Rudolph Guilliani diye hatırlıyorum. ‘New York gibi bir kentte kafe ve barlarda sigara
yasağını başlatmak bir tür darbe değildir de nedir’ diye düşünmüştüm o zaman da.
Sanırım aradan geçen yıllar içinde şöyle bir şey oldu. Genç nesiller okulu kırıp buluştukları mekânlarda sigara içemedikleri için daha az içici oldular.
Kahve-sigara keyfi onlar için anlaşılmaz, bilinmez bir şey... Yani Jim Jarmush’un ‘Coffee and Cigarette’ filmi de yüzyıl öncesinden bir film gibi gelecek kulaklarına muhtemelen.
Eskiler bir mekânda buluşup kahve ve sigaraya eşlik eden uzun muhabbetleri özlerken, onlar bu zevkten haberdar bile olmayacak. Bazıları ise belki de yasaktan tahrik olup sigaranın üzerine düşecek, kim bilir?
Bizim memlekette kazık kadar olup da anne babasının yanında sigara içemeyen çok hâlâ. Arada bir gözüme takılır, iki kız arkadaş bir kahvehanede buluşurlar, kahve ya da çay söylenir. Çantalardan sigaralar çıkarılır ve ‘beğenilen çocuk’ konuşulur, dedikodu yapılır. Sonra eve gitme saati gelir. Çikletler atılır ağza, kalkılır. Bu çocuklar ne yapacak şimdi? Kapalı mekânda sigara yasağı var diye sigarayı bırakacaklarını düşünmek saflık olur. Artık evin balkonunda ya da pencere kenarında kaç nefes çekilebilirse çekilecek, dedikodu da telefona mı kalacak? Ya da paltoları giyip, kışın kara soğuğunda, bulurlarsa ısıtıcıların yanında titreyerek oturacaklar.
Ama iş bu kadarla sınırlı kalır mı o da bilinmez, çünkü duman avcıları açık havada sigara içene de gıcık kapmakta. Tamam, açık havada da dumanın nereye gittiğine bir bakmak lazım. O mavi duman yanındakinin burnuna giriyorsa, içici bile olsa rahatsızlık verebilir, biraz dikkat edersin, olur biter. Ama atağa geçen sigara karşıtı avcılar buna da dayanamıyor, faşizan yaklaşım açık havaya da çıkıyor. “Havamı kirletme!” diyor. Ben de ona soruyorum o halde: “Araba kullanıyor musun? Evini ne kadar ısıtıyorsun?”
Sanmayın ki ben fena tiryakiyim ve bu yüzden köpürüyorum. Daha önce de yazdım, değilim, hatta bazen gün içinde sigara içmeyi unutabilirim bile. Ama akşam bir yemeğin ardından, içki içip müzik dinlerken ya da arkadaşımla kahve içerken bu mereti tüttürmeyi severim. Bu arada etrafımda deli gibi tüten arkadaşlarıma, yakınlarıma da söylendiğim olur. Arada bir “Ya delirme, bu kadar içme, bak günde 20 sigaradan haftada 140 tane içmiş oluyorsun, azalt biraz, ciğerine başka bir şey de girsin” gibi laflar çıkıyor ağzımdan. Hatta bir keresinde annemin sigara paketini bir güzel fırlattım evin bir köşesine. Sonra utandım biraz. Tek
istediğim aslında geçirdiği hastalıktan sonra kendini biraz kollamasıydı. Ama bu onun elinde. Nasıl yapacağını o bilir. Duman avcısı kılıklı birileri değil.
Hayatımıza bu türden gönüllü müfettişler de girecek ya... Onlar daha çok mekânları denetleyip ihbar edecek. Ortaya çıkmalarını ve sonra çıkacak tantanayı da heyecanla bekliyorum. Hazır müfettişler atanacakken şöyle bir öneride de bulunayım. Madem bireylerin sağlığı üzerinden toplum sağlığı korunacak, mutfaklara da girilsin. Türkiye’deki gıda tüketimi alışkanlığı, sağlığı en az sigara kadar tehdit ediyor. Lokantalarda yemekler hangi yağla pişiyor, yiyici ne sıklıkta patates kızartması yiyor ve o tabaktan çıkan kokulara dayanamayıp, arkadaşımdan bir-iki patates araklayayım derken tabağın yarısını götüren pasif yiyicinin sağlığı ne kadar tehlikede? Buna da bakılsın.
Asıl amacına hizmet ediyor - 25/7/20099:24
Banu Hanım sizin söylemek istediğiniz net aslında sigarayı kişi bırakacaksa bırakır başkalarının zorlamasına gerek yok demek istiyorsunuz ama düşündüğünüz gibi değil işte.Ben çok sigarı tiryakisi ile bu durumu konuştum.Çoğu bu duruma karşı olsa da onlarda destekliyorlar.Sigara içmenin zor olacağını kendilerinin sigarayı azaltacağını hatta bırakabileceklerini bile söylüyorlar.Gördünüz mü bilmiyorum New York belediye başkanı Türkiye'ye bir teşekkür videosu gönderdi.Videoda New York'ta uygulanan yasaktan sonra kafe ve restoranlarda müşteri sıkıntısı olmadığı aksine bazı mekanlara gelenlerin arttığından bahsediyor.Yani yasak bazı sıkıntılar oluştursa da asıl amacına hizmet ediyor. Not:Size bir hediye göndermiştim.Ntv'e Eren Sezer almış. Eren Sezer'i tanıyor musunuz ? Bana bu konuda mail atarsanız sevinirim. serkan.ki@hotmail.com
içmek ya da içmemek.... - 25/7/20093:29
Günde 15 tane sigara içen biri olarak bu yasağa tarafsız duranlardan biriyim ancak kısa vadede yaratacağı sıkıntılardan ziyade uzun vadede getirilerinin hem bireyler hem de ülke açısından olumlu olacağına inanlardan biriyim... Belki kahvehaneler eskisi gibi dolmayacak hatta birçoğu kapanacak ancak kahvehanelere gidip zaman öldüren insanımız yeni arayışlara girecek daha farklı ve entelektüel sosyal arayışlara girebilecek umalım da öyle olur...işin sağlık açısına değinmiyorum değinmek isteseydim kendim içmezdim sigarayı. Banu'nun bu yazısından anlaşılıyor ki o da duman avcılarına gıcık olmuş biri.. bende sevmem bu avcıları...tvlerde bilboardlarda sigara içen insanların düştüğü kötü durumları yakalandıkları amansız hastalıkları fütürsuzca teşhir ediyorlar zaten ciğerlerimizi kendi ellerimizle mahvediyoruz üstüne bunlar da psikolojimizle oynuyorlar..kınıyorum sizi daha içiaçıcı sigara bıraktırma teknikleri kullanın korkutmayın biz garip tiryakileri hem içen de ölüyor içmeyende:P