CHP’nin onuru, Baykal’ın göz bebeği, sonunda baklayı ağzından çıkarıverdi.
Şimdiye dek tartışır gibi yaptığımız, herkesin kendi meşrebince bir çalı dibine sinip oradan doğru salvolar savurduğu Açılım üstüne Onur Öymen, bodoslama girdi.
Evet, biz de yıllardır bu vahşi statükocu kadroların hayatımızı yaralayan meseleler üstüne tam da böyle düşündüklerini bilirdik. Ama yıllar önce takiye adındaki söz ve tavır sanatını hasmına yakıştırmış olanların bu alanda ne kadar usta olduğunu bir türlü anlatamamıştık. İyi oldu.
Bir süredir korku dükkânının esnafı Bahçeli’yi aratacak yoğunlukta bir mücadelenin içinde CHP kadrosu. Terörün kökünün kazınması için haykırırken hayatımızı hunharca
terörize ediyorlar.
İstediklerinin kanlı bir katliam olduğunu biliyor, olası bir iç savaşta edinecekleri rütbelerin hesabıyla sarhoş olduklarına tanık oluyoruz.
Durmadan el artırıyorlar. Şehit ailelerinin yası üstüne siyaset kuruyor, pervasızca düşmanlık körüklüyorlar.
Şimdi de özbeöz Türk, kafasına keçe külah yaraşır Öymen, o sanki ardından başkası konuşuyormuşçasına puslu ve derinden sesiyle anaların acılarını bu kadar da abartmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Onun dünyasında, anaların görevi yas tutmak, gençlerinkiyse şehit olmak. Yani işlerin doğal akışı budur. Anaların gözyaşları ayaklarımıza pranga olsaydı şimdiye kadar hiçbir sorunu çözemezdik deyip Dersim Katliamı’nı örnek alınası bir durum olarak gösteriyor.
Dolayısıyla hayatımızın kördüğümüne önerdiği çözüm, Kürtlerin gözünün yaşına bakmadan soyunu sopunu kurutmak.
Öymen’in diplomasi dilinin ardına saklanacak zamanı yok. Demokrasi adına atılacak adımlara da karnı tok. Çünkü onun çözümü belli: Topunu yok edeceksin.
Dersim katliamı, benim için Cemal Süreya’nın şiirindeki tarih öncesi köpeklerdir. Kendisi de çocuk yaşında kılıçartıklarıyla birlikte sürgüne yollanmış olan şairden kalan dizeler, Öymen’in gururla arka çıktığı vahşetin uğultusunu hissettirir:
“Bizi kamyona doldurdular./ Tüfekli iki erin nezaretinde./ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”
Dersim, o son büyük katliamla birlikte adını bile kaybetmiş, Tunç Eli olmuştur.
Vahşiler ve tarih öncesi köpeklerinin mutluluk ve huzurdan anladıkları da bütün Kürt ellerini tarihinden, kültüründen, canından soyup tek isim altında, diyelim Demir Eli olarak Cumhuriyet haritasına kilitlemektir.
Seyit Rıza
Onur Öymen’in böylesine cüretkâr olabilmesinin altında ne yatıyor dersiniz? Büyük ihtimalle Atatürk’ün bu katliamda üstlenmiş olduğu rol.
“Sorumluluğu üzerime alıyorum. Vuracağız Dersim’i” demişliği, manevi kızı Sabiha Gökçen’in bombardıman uçağının pilotu olarak kahramanlığa adım atmışlığı, operasyonu yürüten askerlere taktığı madalyalar besbelli Onur Öymen’i Atasının izinde, doğru yolda olduğu hissi veren.
Tarihi kısaca hatırlayalım. Üstelik yandaş tarihçiler diyerek bir münafık ilan edileceklerin dilinden değil. Anlı şanlı devlet adamı, Türk sağının kurucu unsurlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından.
Darbeci general Muhsin Batur, bu konuda tanıklıklarını anlatamayacağını belirterek halkı ve okurundan özür dilemişti. Onu böylesine sarsan vahşet, Çağlayangil’le yapılmış bir söyleşide bir kez daha hayat buluyor:
“...Tercümana Kürtçe anlattı. Tercüman bize tercüme etti. Kürt adam şöyle dedi. ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimler üzerinde inceleme yaptık. Üç tanesi hariç bunları size teslim etmeye karar verdik.’ Abdullah Paşa bu üç tanenin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu kadın. Bir tane de başka adam var. Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, bu üç kişinin de teslimi gerektiğini kabul ettiklerini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt büyük bir samimiyetle dedi ki: ‘Bir adamın bir kocası olur dedi. Siz bir hareket yapıyorsunuz. Bu hareket gelir geçer. Buraları yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmederler. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için ve bunlar da şeyh olduğu için, din büyükleri olduğu için, size değil onlara itaate, sizin değil onların söylediğini yapmaya mecburuz.’ Abdullah Paşa, şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’i de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı yer yapmakta kararlı olduğunu, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yani meclise. Neticeyi söylüyorum. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.”
O zaman da Kürtler ve Aleviler birer tevatür muamelesi görüyordu. Resmi görüşe kalırsa Dersimliler, “Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen” bir halktı.
1937’de hazırlanan “Islahat Programı”nı İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak açıklamıştı.
Birçok kişi teslim olmuştu fakat Seyit Rıza ve yandaşları direniyordu.
Kendisine, ‘hepimizin başını yiyeceksin’ diye sataşan bir Dersimliye şöyle cevap verdiği yazılır: “Varsın sizin muradınız olsun kardeşim! Dersim’de taşa değen taş, varsın benden bilinsin. Bilsem ki, onlar benim kellemi alarak sizin yakanızdan düşerler, hemen şimdi gidip vereyim kellemi onu isteyenlere. Ama korkum odur ki, bugün bizim yarın sizin sıranızdır. Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, zürriyetimizi kesip biçmeye doymayacaklar!”
Sonra Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeyi bombalar. Seyit Rıza tutuklanır.
Sonrası yine Çağlayangil’den. Çağlayangil, Atatürk’den Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını ister. Oysa usule itiraz eden savcı izinli sayılıp işe gelememiş, ümmi hem de Türkçe bilmeyen sanıklara iddianame ve avukat verilmemiş, asılabilsin diye Seyit Rıza’nın yaşı 57’ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17’den 21’e çıkartılmıştır: “Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evlâdı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu.
Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı.”
İdamlardan bir buçuk ay sonra da ‘dağlı’ denilen binlerce insan, çoluk çocuk yaşlı kadın demeden ‘temizlendi’. Yüzlerce aile de topraklarından koparılıp sürgüne yollandı.
İşte Onur Öymen’in çözüm önerisi.
İşte CHP’nin Alevi ve Kürt sorununa yönelik demokratik açılım çabalarını küçümser, vatan hainliği ilan ederken aklının gerisinde yatan toptancı çözüm.
Onur Öymen, sonunda baklayı ağzından çıkardı.
CHP - 28/11/200913:31
Buradada ki sorun Onur Öymen ya da CHP zihniyeti değil. Aleviler bu coğrafyada kaç kere katledildi ve her katledilşinde CHP vardı. 80 yıldır aynı faşist politikayla devam eden CHP'yi konuşuyoruz. Alternatif olarak görülen bir partiye hala oy veriliyorsa, hala el üstünde tutuluyorsa sorunu CHP'de görmüyorum, ben. Bakla ağızdan çıkmadı, bakla salya salya her zaman akıtılıyordu. Bunun mimarı ise CHP'dir.
niyet... - 17/11/200915:4
onur öymen'in sözleri elbette kabul edilebilir değil, fakat ben de ortada bariz bir art niyet sezmedim açıkçası. problemin ana kaynağı, aklı hala 1923 koşullarına göre işleyen bir "dinazor takımı"nın tbmm'de varlığını sürdürmesidir. onur öymen'in de "kansız savaş olmaz" mantığı güderek kendi çapında "realist" bir tutum takınma hevesi , dersim ile şeyh sait isyanlarını günümüzdeki sorun ile aynı kefeye koyması, kötü niyetinden çok, söz konusu dinazor zihniyetinin bir yansımasıdır. Kendini sosyal-demokrat olarak tanımlayan CHP bu zihniyeti sürdürdükçe, AKP ve neoliberal kesim için büyük bir "şans" olmaktan öteye gidemeyecek... yazık...
ULKELERIN NASIL KURULDUGUNU ANLAMAMAK GERCEKTEN COK ILGINC - 17/11/20094:16
arkadaslar bir ulkenin nasil kuruldugunu saniyorsunuz,ulkeler sizin kosede yazi yazmaniza ,yada bir market dukani acmaniza benzemez,ozelikle ataturk doneminde,ataturk bir ulke ve bir toplum yaratmaya calisti,arap milliyetciliginden siyrilmis,emperyalist baskilardan kurtulmus ve cagdas medeniyet seviyesine getirmeye calisti,o donemde elbeteki katliamlar oldu oldurulenler oldu,bunlar inkar edilemez,bunlarin hepsi degismek istemiyen ve degisime direnen kesimlerdi,bahsediginiz tarihe iyi bakin, ve simdiki tarihe iyi bakin,hala ayni olaylar ve ayni konusmalar yapiliyor ,yani hala modernlesememisiz,hala cagdas medeniyetler seviyesine ulasamamisiz,gecmisi birakmayi birturlu ogrenemedik ,gecmisiyle yasiyan butun ulkelere bakin hepsi 3sinif ulke,bizlerde ne zaman gecmisi birakip ileriye bakmayi basarirsak o zman ulke olarak ilerlicegiz,yoksa ,acilimdi macilimdi ,dersimdi,sehydi diyerek gidecegimiz yer beli,yine dislanan ve hor gorulen bir ulkenin vatandaslari oluruz,barisi ile bir hukumet yada bir devlet getirmez,barisi kisiler getirirse o zaman baris olur,yoksa birileri cikip anlasacakta baris olacak,bunlar hepsi aldatmaca ve yalan,once kendimizle barismasini ogrenmeliyiz ondan sonrada komsumuzla,olacak en mantikli acilim budur,kendimizle barismasini ogrenemedik