9  Eylül 2010, Perşembe

Son Güncelleme  23:12

Avrupalı erkekler iki saat, Türk erkekler 43 dakika ev işi yapıyor

Yazı Boyutu
   

DİYARBAKIR - ‘AB Üyelik Süreci ve Kadın İstihdamı’ başlıklı konferansa konuşmacı olarak çağrıldığımda epey şaşırdım. Şaşkınlığım konferansın başlığına. ‘AB’ gündemimizden çıkalı çok oldu, ne olsa. Konferansın düzenleyicileri Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası,   Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Diyarbakır AB Bilgi Merkezi.
Söyleyecek yeni ne söz var ki?
TÜSİAD’ın yeni başkanı Ümit Boyner ilk konuşmasında şöyle seslenmişti: “AB mevzuatına teknik uyum bir iki yıllık çalışma ile sonuçlandırılabilecekken, AB yöneliminin ve 2014 hedefinin neredeyse hayali ve dalga geçilir bir söyleme indirgenmesini kabul etmiyoruz.” Başka ne denilebilir ki!
AB uyum süreci yavaşlatıldıkça Türkiye’nin demokratikleşme süreci de darbe alıyor. Diyarbakır’daki konferansta bol bol rakamlar verildi. Hepsi hepimizin bildiği rakamlar. Kadın istihdamında, AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye sonuncu sırada.
AB ise 2000’de, 2010 için Lizbon stratejisi adıyla kendisine hedef koymuştu: ‘Kadın istihdamı 2010’da yüzde 60’a çıkarılacak.’ 2000’den beri var güçleriyle çalıştılar da. Türkiye’de ise her dört kadından sadece biri çalışma hayatında.
Türkiye’de kadınların derdi çok. Çalışmaması için o kadar engel var ki.
Gelenekler, kültür yapısı, engellerinde en başında.  Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi kurucusu Şemsa Özar söyledi:
Avrupalı erkekler günde ortalama 2 saat ‘ev işi’ yapıyor. Türk erkekleri ise 43 dakika.
Sordum: Ne iş yapıyor Türk erkekleri? Oğluyla birlikte televizyon karşısında maç izlemek, çocuk bakımı, dolayısıyla ev işi sayılıyor mu?
Araştırmaya göre, Türk erkeklerinin yaptığı ‘ev işleri’nin başında ‘fatura ödemek, arabalarını yıkamak, alışverişe gitmek, çocukları hafta sonları sinemaya götürmek’ geliyor. Bir fıkra var. Bir İngiliz, bir Alman, bir Fransız ve bir de Türk kadın kocalarına bulaşık yıkatma mücadelesi vermiş. İngiliz, Alman, Fransız üçüncü bilemediniz beşinci günde kocalarının bulaşık makinesine bulaşıkları koyduğunu görmüş de, bizim Türk kadını ancak beşinci gün gözündeki şişlik inmeye başladığı için görmeye başlamış.
Türkiye’deki gelenek kadınların asli yerinin evleri olduğu üzerine kurulu. Devlet Bakanı Ali Babacan’ın beş yıl önceki ünlü sözünü bir kez daha hatırlatayım. Ne diyordu, Ali Babacan?
“Kadın istihdamının düşmesi hiç de kötü değil. Demek ki eşleri kazanıyor ki, kadınlar da çalışmaya gerek duymuyor.”
Kadına öncelikle yeri ‘evi’ olarak bakıldığı sürece, toplumun yarısını üreten haline dönüştüremeyeceğiz.

Kadınlar işe giriyor ama kalamıyor
Diyarbakır’daki konferansta şu rakam önemle vurgulandı: ‘Kadınlara hayatınızda bir kere dahi hiç işe girdiniz mi?’ sorusuna yüzde 45’i “Evet” diyor.
Kadınlar arasında en yüksek çalışan kesim 20-29 yaş grubunda. Kadınlar çalışıyor, yaşı gelip evlendiğinde, çocuk sahibi olduğunda işten ayrılıyor, ayrılmak zorunda kalıyor.
Kadınların çalışma hayatından çekilmesinin bir nedeni de ‘yaşlı, hasta bakımı.’
Çalışma oranı en yüksek, üniversite mezunu kadınlarda.
Niye? Çocuğu da olsa, hastası, bakılması gereken yaşlısı da olsa üniversite mezunları, vasıflı çalışan olduğu için ilköğretim, lise mezunu ya da vasıfsız kadınlara göre çok daha fazla para kazanıyor.
Dolayısıyla bakım hizmetini satın alabiliyor.
Çıkan tek sonuç var:
Çocuk ve yaşlı bakımını kamusal hizmet olarak veren ülkelerde kadın istihdamı çok daha yüksek.
Türkiye’de ise devlet çocuk ve yaşlı bakımından, kreş-yuva hizmetinden kaçmak için her yolu deniyor.

Yüksek politikadan gündelik hayata sıra gelmiyor
Konferansın düzenleyicilerinden AB Bilgi Merkezleri’nin işi de çok zor. 17 ilde bulunan merkezler, Türkiye-AB ilişkilerinde önyargıları silmek, doğru bilgilendirmek amacıyla kurulmuştu. Önyargılardan hangi birini yıksınlar? Türkiye-AB müzakerelerinin başlamasıyla birlikte yüksek politika sürekli konuşulur oldu. Bunda devletin, hükümetin de payı var, biz gazetecilerin de. AB üyelik mücadelesiyle birlikte  ‘Ermeni soykırımı, Kürt sorunu, Kıbrıs’ sürekli konuşulursa, kamuoyu da AB’den gittikçe uzaklaşır. Nitekim bir kesim için “AB’ye girmek, ülkenin parçalanmasıyla eşanlamlı” olarak yorumlanmaya başlandı.
Diyarbakır’daki konferanstaki konuşmamda rakamlara hiç yer vermedim. ‘AB’nin günlük hayatımıza etkileri’ başlığı vardı, konuşmamın bir bölümünde.
Açık Toplum Vakfı’nın desteğiyle Türkiye’deki gerçek AB uzmanlarından biri olan Şebnem Karauçak’ın kaleme aldığı, geçtiğimiz yıllarda yayınlanmış olan kitaptan alıntılar yaptım.
AB’ye uyum süreci sayesinde kat edilenleri başlık halinde sıraladım:

* Erkek artık kanunen evin reisi değil.

* Evlilik içi-dışı çocuk ayrımı kalktı.

* İşyerinde cinsel tacizin cezası yüzde 50 daha fazla.

* Kadın, çalışmak için kocasından izin almak zorunda değil.

* Cinsel suçların cezalandırılmasında artık kadın-kız mağdur ayrımı yok.

* Tecavüzcü artık mağdurla evlenerek, cezadan kurtulamıyor.

* Hamile, yeni doğum yapmış, emzikli kadın çalışanlara özel koruma.
AB üyelik havucunun da etkisiyle, Türkiye’de kazanılan yeni haklar hayatımızı güzelleştirdi, hepsi bu.

 


Ekonomi kategorisindeki tüm haberler »

Bu habere henüz yorum yazılmamış. Yorum yazmak için tıklayınız...
ADnet