Ya biz hâlâ dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz di mi? Geçenlerde bi arkadaşımla konuşuyorduk, “Hani bi ürünün en pahalısını kullanırsan, o verdiğin paraya paralel bir hizmet alırsın, Türkiye’de de aynı kaliteyi her yerde görüyorum. Yollar süper, trafik polisleri metrobüs durdurup GBT yapıyor, köprü çıkışında çok doğru noktalarda çevirmeler yapılıyor, asfalt kalitesi çok yüksek, bi kaza olduğunda anında ambulans geliyor...” gibisinden saçmaladı.
Evet, Türk halkı olarak en pahalı benzini kullanıyoruz ama kimse Türk halkının gücüyle alay geçemez. Biz öyle mukaddes bir milletiz ki hem en pahalı benzini kullanırız hem de en kalitesiz hizmeti alırız. Biz güçlüyüz, kimse bölücülük, provokasyon yapmasın, kafaları karıştırmasın. Aldığımız hizmetten de memnunuz.
* Türkiye’de yamyamlık olsa nasıl olurdu acaba? Sokakta, trafikte kavga eden insanlar bir noktada sinirden birbirlerini yer miydi acaba? Bir de memlekette açlık sınırının altında yüz binlerce insan varken, sokakta adam kaçırmalı, kuzu gibi çevirmeli, insan yemeli olaylar olur muydu acaba? Bildiğim tek bir şey var. İşlenen tüm cinayetlerde katillerin yüzde 60’ı, 70’i kesin kurbanların cesetlerini yerdi. Ya düşünsenize, hazır adamı parçalamışsınız, artık tek yapmanız gereken bir tavada önce soğanları kavurup ardından etlerimizi kısık ateşte pişirmek... Hatta Meclis’te bile vekiller kavga sırasında birbirini ısırabilir. Vekiller birbirini yerse ne acayip olur? Bir kere etleri biraz yağlı olduğundan çok sağlıklı bir diyet olmayabilir. Ya neyse, neden bahsediyorum... Yok vekil eti yağlı olurmuş da, yok birbirlerini yerlerse şu olurmuş, bu olurmuş... Ben kafayı yemişim.
* Baykal’la Cüppeli Ahmet Hoca telefon görüşmesinin kayıtları elime geçti.
Baykal: Geçmiş olsun.
Cüp.Ah.Hoc.: Mersidabık.
Baykal: Kankito böyle telefondan olmuyo, bi ara görüşelim.
Cüp.Ah.Hoc.: Ben sakalıma bakarım Baykalım.
Baykal: Canısı, bi göreyim nur yüzünü. Açılım maçılım ayağına buluşalım. ASL?
Cüp.Ah.Hoc.: Cici, ben ara sıra Fatih İlber Altaylı’ya çıkıyorum. Oraya gel, orada buluşalım.
Baykal: Orrayt... Alo Ahmet!
Cüp.Ah.Hoc.: Ahmet, biliyorsun argoda basen anlamındadır.
Baykal: Çok bilgilisin. Senin için bir ok hazırladım. Açılım oku.
Cüp.Ah.Hoc.: Allah akıl fikir versin.
* Aslında insan etinin yendiği toplumlarda bu olay açlıktan değil, biraz gelenekten gelen bir durum. Bu toplumlarda genelde düşmanlara saygıdan öldürdükten sonra yeme durumuna sarmış durumda. Mesela 1 Mayıs gösterileri sonrasında polis oturup herkesi yese. O zaman dert kalmaz tasa kalmaz. Devlet vücudun nasıl çalıştığını gösteren animasyonlarda olduğu gibi zararlı bakterileri yiyip yutsa... YuTup açılsın! Yeter artık.
* Zamanında Karaköy İskelesi dobooooy diye kaplubağa gibi ters dönüp battığında, yeni iskelede ilk sefer bedavaydı. Ne acayip kafaymış ya... Ekşisözlük’ten gördüm. Orada ‘Sadece Türkiye’de yaşanabilen olaylar’ başlığına bi bakın. Çok eğleneceksiniz. Ya da çok üzüleceksiniz. Artık tercih sizin.
Teşekkürler Esra Erol
* Sanattan korkmayı anlıyorum tamam, sığ kafalılıkta olur ama insandan korkmak daha kötü değil mi sevgili cicikolar? Belki de kocaman adamsınız, ‘ciciko’ yazdım ama üzerinize alınmayın ne olursunuz. Şu sıralar ev kadınlarının ve işsizlerin favori salaklıklarından olan ‘TV üzerinden insan çiftleştirme’ programlarının şahı-kralı ‘Esra Erol’la İzdivaç’ta geçen hafta Esra Erol’un ve Türk toplumunun köküne kibrit suyu sıkacak bir olay yaşandı. Türkiye bu kadarına hazır mıydı? Programa evlenme umuduyla gelmiş kadınlardan birine kadın bir talip çıktı. Neeee, kadın kadına düğünlerde dans edilen bir ülkede hem de! Tabii ki ülkemizin yetiştirdiği en büyük değerlerden olan sunucu Esra Erol, ilk şoku atlatır atlatmaz, “Haydi git başka programlara...” diyerek bu izdivaç gönüllüsünü yayından aldırdı ve kameraya dönüp izleyicilerle dertleşmeye başladı. Çünkü Esra Hanım’ın izleyicilerden başka kimi vardı ki!?
Esra Hanım’ın kazandığı para umurumda değil ama ayda güzel sakalını götürüyordur. Allah daha çok versin. Hem o kadar insanı mutlu et, hem de bu işten kamyon yüküyle para kazanma, olmaz. Tabii ki kazanacak... Kazanacak da insanların tercihlerini yargılayarak mı kazanacak? İşte hayat böyle ikiyüzlü. Ekranlarda popüler eşcinselleri baş tacı ederken, vatandaş eşcinselliğe meylederse Esra Hanım ilacı-şapı basıyor hemen... “Bu hanım şov yapmak istedi. Biz de buna istemeden alet olduk. Çeşit çeşit insan var. Kimsenin cinsel tercihi bizi ilgilendirmiyor ama bu sadece şov amaçlı” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. (Evet gerçekten de kimsenin cinsel tercihi sizi ilgilendirmiyor Esra Erol, siz bildiğinizi yapmaya devam edin.)
Erol konuşmasını şöyle sürdürdü, bir de arada dayanamayıp gaza geldi, sinire kesti: “İyi oldu be, renk geldi programa... Hep birlikte güldük, eğlendik. Aslında söyleyecek çok söz var ama terbiyem müsaade etmiyor... Ama ben o telefon numarasını bulurum. Arayan kişinin de canını yakarım...”
Bu aralar canlı yayınları telefonla sabote etmek pek bir moda... Sanırım bu da ‘kafa bulmak isteyen’ birinin girişimiydi... Sayın Esra Hanım, siz yıllardır hepimizle olmasa da halkın birtakımıyla sabahtan akşama kafa buluyorsunuz zaten. Diyelim ki o insan kafa bulmak değil de gerçekten eş bulmak için aradıysa sizin o mükemmel programınızı, o insan sizin hakaretleriniz karşısında bunalıma girdiğinde kim sorumlu olacak? Siz nasıl olsa iki gün sonra başka insanlarla kafa bulmaya devam edeceksiniz. Sunduğunuz zavallı program neden sadece heteroseksüellere hizmet etmeye yemin etmiş durumda? Yani ekrandan insanları evlensinler, birlikte olsunlar diye birbirlerine pazarlarken (Şöyle evi var, böyle arabası var, şu işi yapıyor, şurada oturuyor diye tanıtmak da pazarlamak değil mi?) hiçbir sorun yok da, bir kadınla birlikte yaşama talebini bir kadından duymak mı sizi bozuyor? Siz bozulmadınız mı zaten? Arayan kişinin canını neden yakmak istiyorsunuz? Zaten belki de onu aşağılayarak canını yakmadınız mı? Programdan sonra büyük ihtimalle şoförünüzün kullandığı aracınıza binip evinize gideceksiniz, evinizde de insanlardan nefret ederek mi yatağınıza yatacaksınız?
Siz hiç bozulmadınız mı, onu merak ediyorum. İnsanlar programınıza katıldığında onların suratına “Oha!” derken hiç bozulmadığınızı hissediyorum. Ara sıra ekrandan ağlamakla, kapı gıcırtısında dans etmekle, gerdan kırmakla, ne de programa konuk gelen çaresiz teyzelerden alınan alkışlarla o bozukluklar geçmeyecek, merak ediyorsanız ben söylerdim size. Programınız neden sadece heteroseksüellere hizmet etmeye yeminli? İstediğiniz reytingin kralı o reddettiğiniz yerlerde var. Zaten yerlerdeyiz, bari sürünmeyi doğru bilelim değil mi? Bu arada teşekkürler, müdahalede bulunmasaydınız Türkiye’deki herkes birden eşcinsel olacaktı. Bizi böyle bir illetten kurtardınız ya, mekânınız teyzelerin plastik koltuklarda sizi alkışladığı bir cennet sahnesi olsun.
Ya bu hafta çok eğlenceli şeyler vardı ama gündem birden değişti. Sizleri sığırcık ve kargaları ekmekle beslediğimiz balkonun içeri açılan kapısının yanındaki kaloriferin de ait olduğu evimizin en güzel odası olan salonda çok seviyorum.
* Bir günde çekilen ilk Türk filmi, ‘Moral Bozukluğu ve 31’ bu pazar !f İstanbul’da oynuyor. Denk gelirse gelin. Olmazsa da internetten indirirsiniz.
* Daha fazla saçmalık için: sezyum.com, twitter.com/kaansezyum
DANDİK BİR YAZI!! - 15/2/20101:0
Sezyum en keyifle okuduğum yazarlardan biri ama bu defa ki yazı uzun ve sıkıcı olmuş.Yüzümde bir tebesüm bile oluşturamadı.Yakışmadı yani!!