9  Eylül 2010, Perşembe

Son Güncelleme  10:24

Tek boyutlu ülkeye doğru

Yazı Boyutu
   

Perşembe günü, çok güzel bir gün geçirdim. Antalya Kemer’de, iki kocaman salona doluşmuş tam 1300 çocukla ve onların kapı önünde bekleşen aileleriyle birlikteydim.
O gün de yazdım, Türkiye Yaş Grupları Satranç Şampiyonası yapılıyordu ve o salonları herkesin görmesini gerçekten çok isterdim.
İçlerinde Avrupa ve Dünya şampiyonalarında dereceye girmiş çok sayıda çocuğun bulunduğu o salonlarda Türkiye’nin geleceği, geleceğin iyi kalpli, akıllı insanları vardı.
İçim umutla dolmuştu; o parlak beyinleri, o tertemiz kalpli, iyi ahlaklı, güleryüzlü çocukları görünce, ülkenin hepimizi depresyona sokan, hepimizin aklını fakirleştiren gündemini unutuvermiştim.
Ama bu hafif ruh hali çok da uzun sürmedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasında çıkan sert tartışma, ardından Erdoğan’ın Davos’taki oturumu terk etmesi, bu hareketin yeni bir milliyetçilik dalgası yaratması, bütün ülkeyi eski bildik ve fakir gündemine geri götürdü.
Hiçbir zaman siyaseti küçümseyenlerden olmadım. Nasıl olayım ki, uzunca bir zamandan beri geçimimi siyaseti yakından izleyerek, siyasetçilerle empati kurmaya çalışarak kazanıyorum.
Siyaset elbette önemli. Ülkenin bugününü ve geleceğini belirleyen en önemli şey.
Ama siyaset, insan için, ülkenin geleceği için, ülkenin geçmiş veya güncel sorunlarına çare bulmak için yapıldığında önemli.
Siyaset sırf siyaset için yapıldığında, siyasi pozisyonlar ilkelerden ve daha uzun erimli fikirlerden hareketle değil de, rakibin o anki duruşuna göre belirlendiğinde, bence önemini yitiriyor ve sadece siyasetçiler arasında oynanan bir oyuna dönüşüyor.
Ülke gündemindeki siyasi tartışmaları şöyle bir hatırlayın; hangisinin bizlerin daha iyi bir gelecekte yaşamamız için yapılan tartışmalar, hangisinin siyasetçilerin birbirlerini alt etmek için yaptığı tartışmalar olduğunu görmeye çalışın; ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Maalesef bizde siyaseti siyaset için yapma, sırf rakibini kötü duruma düşürmek için yapma alışkanlığı çok yaygın.
Vatandaşlara daha iyi bir geleceği belirlemek için yapılan tartışmalara artık o kadar az rastlıyoruz ki, insan şaşırıyor.
Dünyanın her yerinde siyasetin salt siyasi üstünlük kurmak için de yapıldığına tanık oluyoruz, o bakımdan Türkiye kendine özgü bir ülke değil.
Ancak mesele şu ki, Türkiye, dünyanın kendi sorunlarını kendi başına çözmeyi başaran ülkelerinden tam da bu sebeple ayrılıyor: Büyük kriz zamanlarında da siyasetçiler o kriz dönemlerini kendi üstünlüklerini rakiplerine kabul ettirmek için kullanıyorlar. Yani bizde siyasetçilerin sınırı yok.
Siyaset için yapılan siyaset, medyanın buna fazlasıyla ilgi göstermesi tek bir sonuca yol açıyor: Ülkemiz ve bizler giderek daha fazla tek boyutlu olmaya başlıyoruz.
Tek boyutluluk da tek tek insanları ve sonunda toplumu fakirleştiriyor. Maalesef böyle.

 


Türkiye kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (7 Yorum)

yapamayız - 2/2/20091:5

Adam gibi siyaset yapamayız...Çamur atma yarışı sandığımız siyasetiÜlke yararına çeviremiyoruz,yapamıyoruz...

BALİĞN HAFIZASI:ABDULLAH ÇINAR - 1/2/200919:56

% 99.5 Müslüman olan ortadoğunun ve balkanların en güçlü en büyük ülkesi olan TÜRKİYENİN filistin sorununda, HAMASI desdeklemesinin TC ye kazandırdığı, veya ne kaybettirdiğini, ben de dahil çok insanımızın bildiğini zannetmiyorum, bu konudada net bir açıklama yok, gel valekin bu minnacık ülke olan din kardeşlerimizin vatanı, bilebildiğim kadarıylada ikiye bölünmüş durumda. EL FETİHLE ŞERİATI savunduğu geçinemiyen HAMAS PILISINI PIRTISINI TOPLAYIP GAZZEYE GÖÇTÜ veya zorladılar. ne yapalım ŞERİATI savunan HAMASMI, biraz daha ılımlı EL FETİHMİ. Veya mazlumun kim olduğumu ? Al başına deret, koskoca TC, miniminnacık FİLİSTİNLEN politikası şekillensin. TC başbakanıda böyle yaptı ezelden beri yahudi ve tüm başka dinlere ve ırklara olan TÜRK hoşgörüsüzlüğünü iyi kullandı. DOĞRUMU YAPTI ......

Militan Başbakan - 1/2/200912:54

Burdan Erdoğan'ı ve Davos'u konuşmaya devam edebiliriz. Erdoğan'ın Davos'taki çıkışı O'na içerde ve Arap dünyasında büyük prestij sağladığı kesin. Samimi bir tavırdı Erdoğan'ınki. Zaten insanları etkileyende en çok bu samimiyetiydi. Konuşurken yüreğinden konuşuyordu. Filistin'de olup bitenlerle ilgili olarak herşey kafasında net ve kesindi. Orda dünyanın hiçbir yerinde olmayan, hiçbir ulusun gerçekleştirmediği bir zulüm vardı. Bunu bir militan gibi dünyaya haykırmak istiyordu. Perez konuştukça ona bu fırsatın geliyor olmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Kendisine takılan tavır da tahrik edici olunca Erdoğan samimiyet ve içtenlikle konuşmaya başladı. Ve o malum olaylar sırasıyla gerçekleşti. Türkiye'de ve Arap dünyasında bu samimiyet, bu içtenlik hemen kalplere işledi ve büyük bir kahraman olarak yurduna döndü Erdoğan. Evet, Erdoğan o tavırlarının hiçbirini iç siyaset için yapmamıştı, çok hesapladığı birşey de değildi. Her şeyiyle, tüm kalbiyle samimiydi, spontaneydi herşey. İşte tam bu noktada ben kendi fikirlerimi anlatayım. İnsanları etkileyen bu samimiyet malesef bence endişe vericidir. Başbakan kabul etmiyor ama bir kabile başkanın özelliklerini, özellikle kendisinin tersi olduğunu vurgusunu yaparken gösteriyordu. Bir yanlış olduğunu sezinler gibi O da aslında. Özellikle söylenecek olanı baştan savmak için 'ben kabile reisi değilim' diyor.. Perez'in psikolojisinin tespitini yaparken: 'bunlar suçluluk psikolojisi' derken kendisinden çıkarımlar yaptığını görmek zor değil. Perez ve Erdoğan iki denk ülkenin duygusal başkanları olarak birbirlerinin aynası olmaktan öte değiller aslında, biraz sağduyulu düşündüğünüzde. İnsanlık duygularıyla konuştuğunu söyleyen başbakan en başta burda inandırıcılığını kaybediyor. Filistinliler'in uğradığı zulümü Perez Kürtler'i anlatarak cevap verebilirdi. Sonra da kalkıp Nobel ödülü almış Türk yazarı örnek olarak gösterebilirdi. Ya da Ermeni olayı ile ilgili olarak özür yazısını hatırlatabilirdi, Irak'a Türkiye üzerinden Amerikan askerlerini sokmak için büyük çaba göstermiş Başbakanımıza. O Irak ki, yıllardır çoluk çoçuğun öldüğü Irak. Erdoğan'ın Hamas ve Filistin konusunda böyle insancıllaşıp Sudan'ı, Afganistan'ı, Irak'ı ve hatta kendi güneydoğusunu görmezden gelmesini görünce, insan kendi davasından başka birşey görmeyen bir militanla (bir kabile reisi bile değil) karşı karşıya olduğunu düşünüveriyor. ...İsrail. Yani, 'Allah'ın gazabını ahirete kadar kazanmış bu Yahudi milletinin ülkesi'. Sokaklarda bu ülke hakkında hangi duygularla bahsedildiğini hepimiz biliriz. İşte o sokaklardan gelmiş, dini duyguları güçlü Başbakan birden böyle kendisine cennetti sunacak bir eylemden geri durmayacağı belliydi. Yoksa dünyevi olmaktan öte olmayan yerel seçimler umrunda değildi Erdoğan'ın. Ben o sırada Erdoğan'ın bunun hesabını yapmadığından eminim. O samimiyeti gördüm Başbakanımızda. Erdoğan, orda bir militan olmuştu cennetin kapılarına patlayacak gibi kıpkırmızı yüzüyle bedenini dahi sunmaya hazır. Evet samimiydi Başbakan, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Kesinlikle kabile reisi değildi O. O, orda bir militan olmuştu, kefeni hep üzerinde bir militan. O sırada 72 miliyon insan değildi düşündüğü, cennete böyle yakınlaşmış olmak heyecanı düşünmesini engelliyordu. ...Türkiye militanca tek boyuta doğru itiliyor. Bölgede Arapların sevmediği iki ülkeden biri İsrail'ken diğeri Türkiye olduğu halde Batı'ya habire küfür ederken, Doğumuz bir haltmışçasına tavırlar takınıyoruz. Davos işte bu zihniyetin tezahürüdür diyor hevesle katıldığı bu yer için. Birden heyecanlanıp takiyeyi bırakıveriyor sanki.. Kendisi diyordu ya: suçluluk duygusu: suçluluk duygusuyla kendi devletinin memurlarını suçluyordu, Monşerler gibi değilim diyerek. Halen delikanlıyız.. Kısa kesip konuyu kapatalalım artık. Evet, ülkemiz, zekasının sınırlarına gelmiş olan bir hükümet tarafından artık duygularla yönetiliyor. Tek boyuta akılla da değil duygularla akıyoruz. Evet, Davos'ta samimiyet ve içtenlik vardı ama gerçekler ve zeka yoktu.. Olup bitenler birilerini orgazm etsede gerçekte masturbasyondu. (Bu son yazdığım umarım editöre takılmaz. Çıkaramadım çünkü tüm olup biteni özetliyor)

ADnet