Ayşe Toprak’ın Halis Toprak’tan kazandığı dev meblağ, Hande Ataizi’nin saatlerle ölçülen Fethi Pekin izdivacı... Evliliğin, saf aşkın diğer adı olmadığını bilecek yaşta ve sosyal-magazinel donanımdayız. Ama gene de sarsıcı bir takvim bu.
Dün Milliyet’in Nedim Şener imzalı haberinden öğrendik ki Cem Uzan’la Alara Koçibey, 5 Kasım 1997’deki nikâhlarından beş gün önce New York’taki bir avukatlık bürosunda evlilik kontratı imzalamışlar. Normaldir. Boşanma durumunda Alara Koçibey’in, Cem Uzan’ın mal varlığı üstünde talepte bulunmamasını garantilemek için yapılan bu anlaşma Koçibey’i de mağdur etmiyor haliyle, bu da normaldir. İrkiltici olan, bunu sanki biraz fazla mı parmak hesabına döküyor?
Ödenecek tazminat, evli kalınan süreye bağlı olarak netleştiriliyor, evliliğin belli yıldönümlerine belli ‘ödül’ler konuyor, diyelim! Boşanma halinde Koçibey’e ödenmesi vadedilen rakamlar şöyle:
Beş yıla kadar evli kalırsa 1 milyon dolar. Sekiz yıla kadar evli kalırsa 1 milyon dolar daha. Sekiz-on yıl arası 1 milyon dolar daha. On yıl evli kalırsa ekstra 1 milyon dolar. On yıl sonrası her iki yıla ekstra 1 milyon dolar...
Bu yıllar neye göre belirlendi acaba?
(Evlilikte üç, yedi gibi netameli olduğu söylenen yıllara göre değil belli ki.)
Bir de akla şu düşüyor: Sekiz yılı atlattıktan sonraki iki yıl, madem bu bir ticaret, insan ne yapar eder, bağrına taş basar! Uzan evliliğinin en bereketli, en kazançlı yılları sekizle on arası çünkü.
Bir de tek yılların küsuratı boşa mı gidiyor acaba? O zaman 97’den hesaplarsak, on yıl sonrası her iki yıla ekstra 1 milyon dolar sistemiyle, 2010’a sarkıtmasın Alara Uzan bu işi!
Gilbert & George ilk defa İstanbul’da!
Bütün bu ‘en’lerin yolu artık tek tek İstanbul’a düşüyor. Evet biraz olgunlaştıklarında, ama en nihayetinde düşüyor. Bu hafta sonu da çağdaş sanatın en müstesna ikilisi teşrif ediyor ilk defa şehrimizi: Gilbert & George.
Hastaları iyi bilir; 1942 ve 43 doğumlu ikili 1967’de St Martins School of Art’ta ilk karşılaştıkları andan beri beraber çalışıyor, beraber takılıyorlar. Tip itibarıyla mütevazı birer memur görünümünde, hatta fazlaca ediyle büdü şeklindeler. Bej-kahve-gri tonları, bir tek evrak çantaları eksik. Bu da oyunun, performansın bir parçası tabii; kendileri fiziksel olarak da işlerinin içindeler.
O capcanlı renkli, çiçekli, yaldızlı, olağanüstü kitsch, cüretkâr, provokatif eserlerinde, karikatürize edilmiş İsa’nın yanında en cıbıldak halleriyle görünmekten imtina etmiyor, tabularla, dinle, politikayla, sosyal meselelerle dalga geçmekte beis görmüyor, Tate Modern’dan Guggenheim’a en prestijli yerlerde sergileniyorlar.
Tatlı olduklarından çok daha fazla mühimler de yani.
Galerist’in davetlisi olarak gelen dünyaca şöhretli ikili, Londra’da neredeyse bir ömür boyuna yaydıkları her akşam mahalledeki aynı lokantaya gitme rutinini kırarak, bir grup sanat insanıyla Emirgan SSM’deki Müzedechanga’da yemek yiyecekler yarın akşam! Hadi bakalım.