11  Mayıs 2009, Pazartesi

Son Güncelleme  10:24

Hepimiz Ali Atıf Bir'iz!

Yazı Boyutu
   

Anormal olan!
Geçen hafta bir şey oldu. Mardin’de 44 kişinin hayatını kaybettiği bir katliam... Rivayetler muhtelif ama ölümler sabit. Ölüm bu kadar çok ya, Tanrım, böyle bir vahşet nasıl oluyor da oluyor? Herkes acayip şaşkın.
Normallerimiz...
Ama bu arada aynı hafta başka şeyler de oldu.
Sululukta Mehmet Ali Erbil ile yarışan ama konjonktürü gıdıklamakta eşsiz olan türkücü İsmail Türüt’e Mardin’den gelen kan kokuları Hrant Dink’in kanının üstünde tepinmesini anımsatmış olacak ki ‘planını’ değiştirdi ve tehdidini “...leşi serilir leşi” diye güncelledi. Yetmedi... Aydınların 7’sinden başlayıp 70’ine kadar düz gitti. Oysa onu en son seçimlerden önce Melih Gökçek’e methiyeler dizerken bırakmıştık. “Yürü başkanım yürü” diyerek hep arkasında olduğunu söylüyordu. Aynı daha önce Şevki Yılmaz’a, Sedat Peker’e yaptığı gibi.
Mardin ile ısınan insanlık haftasının anlam ve önemine uygun olarak bir diğer ateş topu olan Mersin’de ‘Türkiye’de barış’ toplantısı yapılmıştı. Heyhat... Toplantıya katılan beş konuşmacıvı dinlemeye toplam altı kişi gelmişti.
Onlarca kişinin kurşun yediği, birinin kafasının baltayla kesildiği, başka birinin bileklerinden canının boşaldığı, kavgaların havada uçuştuğu Kurtlar Vadisi Pusu, hem AB’de hem totalde yine zirveye oturmuştu.
Vaktiyle ‘vatan kurtaran Şaban’ modunda Ahmet Kaya’ya çatal-bıçak fırlatan eyyamcıların gazcısı Serdar Ortaç hâla zirvedeydi ve benzer bir gecede yine ödüllendiriliyordu. Gerçi bu sefer tam tersine dayak yemişti ama olsun. Kaka bir adam, tuvalet tartışmasında tartaklamış yalnızca. Ektiği tohumu biçmesiyle ilgisi yoktu.
Bakan Günay yakınıyordu: “Bu ülkede insanlar ne kadar akılsız olmalı ki bunca darbe yaşandıktan sonra bir darbeci generale dünyanın başka ülkesinde katil muamelesi yapılırken, ülkemizde ressam-sanatçı muamelesi yapılıyor...” Yok, alkışlanmadı Bakan. Partisi, o darbecinin ismini sonsuz yaşatmak için kalkan olmuştu hemen.
Ve bir şey daha oldu... Öğretim üyesi, danışman, yazar, program yapımcısı ve işadamı Ali Atıf Bir’in “Memlekette başka mesele yokmuş gibi kesik baş olayı konuşuluyor” diye yazması, katil zanlısı Garipoğlu ailesinin danışmanlığını yapmasına bağlandı. Bu ne ayıptı, şiddetin de danışmanlığı yapılır mıydı? Gerçi Prof. Bir yalan-lamış, ‘öyle bir şey olabilemez’ kıvamında ‘Yok öyle bir şey’ demişti ama öyle bir şeyin olabileceğini biliyorduk. Onun için; Altaylı-Bir hesaplaşmasının ötesinde şiddetin danışmanlığının yapılma olasılığı pek heyecan uyandırmadı. (Tabii masumiyete inanan insanlar olarak Gazete Habertürk’ün Münevver cinayetinin amansız takipçisi olmasını geçmişte Ciner Grubu’nun liman ihalelerinden POAŞ’a kadar pek çok kez yollarının Garipoğlu ile kesişmesinin bir intikam izdüşümü olduğunu düşünecek değiliz. Tövbe!)
Normale bakın, anormali görün!
Ne baş kesene danışmanlık yapma olasılığı heyecanlandıracak bizi, ne barış konferanslarının takılmaması üzecek. Ne AB’nin ve totalin izleme tercihi düşündürecek bizi ne darbecilere kalkan olunması. Ve Serdar Ortaç hala ödül alacak, İsmail Türüt avuçlar kızarıncaya dek alkışlanacak.
Tüm bu normallerimizle şiddetin zemini, vahşetin hazırlayıcısı, yalan vah vahların ussallaştırıcısı, katillerin zımni danışmanı olmaya devam edeceğiz. Ve henüz asli fail olmamızla olmamamız arasındaki tek fark, danışmanlık görevinin verilip verilmemesi olacak. Çünkü aslında hepimiz Ali Atıf Bir’iz.

 


Yaşam kategorisindeki tüm haberler »

Okur Yorumları (6 Yorum)

Gerçekten hepimiz Ali Atıf Bir' iz - 11/5/200923:14

Tüm bu olup bitenlere karşı en güzel cevabı vermiş sayın Tokgöz. Bu ülkede yaşanmış olan ve yaşanan insanlık dışı her şeyde bizim de bir suçumuz olduğu gerçeğini ortaya koyuvermiş öylece. Yapabileceğimiz en iyi şey rahatsız bir vicdanla yaşamak sonsuza kadar. Ancak böyle tüm bu olup bitenlere karşı sesimizi çıkarabiliriz. Bu ülkede işkenceler, yargısız infazlar sürerken biz bir şekilde bunlara 'bulaşmamışsak' eğer, aslında tam da içindeyizdir bu pisliğin. Ses çıkarmamaktan geçtim, böyle bir ülkede yaşamayı dahi sürdürebildiysek, vicdanımız rahat etmemeli. En kolay ve en ahlaksızsa şey çoluk çocuk demeden 44 kişiyi öldürenleri, PKK' yı, katilleri 'vicdanı rahat' bir şekilde lanetlemek.

HEP AYNI!... - 11/5/200919:47

'ektiği tohumu biçmesiyle ilgisi yoktu...'bence bu imayla en büyük açığı burda verdiniz.dün sayın alkan da benzer şeyler üzerinde durdu.aşırı milliyetçiliğin karşısında aşırı düşmanlıklar..sıkıcı omak istemem ama yine aynı soruyu tekrar soruyorum..1984 de pkk,ilk terör eylemini yaptığında o yıllardaki siyasal konjektürümüz bu durumu besler bir yapıdamıydı?...biliyorum,yine cevap alamayacağım.herkes bildiğini okuyacak!...

TAN ÖZTÜRK ARKADAŞIM! - 11/5/200916:34

Çok kötüsünbenim gibi bir cahile,yazarın ne demek istediğini anlatsaydın,hiç olmazsa cahilliğim giderdi! Yoksa Bakanı ayıplıyor,Serdar Ortaç'a alkış tutuyor da ben mi anlamadım? Dedim ki:haklı,haksız olduğunu tartışmıyorumama onlar ermiş olmadığına göre hiç mi suçları yokbu tarafsızlık mı? Halkın yüzde 90 oyuyla Cumhurbaşkanı seçilen bir kişiye,katil demek,hem suçtur,hem de ahlaksızlıktır!.Hâlâ anlamadın mı?

ADnet