"PKK hendek kazarak halkı göç etmek zorunda bırakıyor"

"PKK hendek kazarak halkı göç etmek zorunda bırakıyor"
"PKK hendek kazarak halkı göç etmek zorunda bırakıyor"
- Muş Alparslan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kıran: "Eski devlet anlayışı 1990'larda köyleri yakıp boşaltmakla Kürtleri göçe zorladı, bugün de PKK hendek kazarak Kürtlerin yaşadığı şehir ve kasabaları yıkım için hedef yapıyor, halkı göç etmek zorunda bırakıyor" - "Kürtler HDP'ye oy vererek Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi politikalarına vize verdiler, bir daha şiddete dönülsün diye değil. Ancak PKK, mücadele alanını meşru ve sivil siyasete bırakıp arka planda kalmayı hazmedemedi" - "PKK yeniden silah kullanmakla Kürt halkının hem içeride hem de dışarıdaki çoğu kazanımını tehlikeye attı"

ANKARA (AA) - ADEM BALTA - Muş Alparslan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abdullah Kıran, "Eski devlet anlayışı 1990'larda köyleri yakıp boşaltmakla Kürtleri göçe zorladı, bugün de PKK hendek kazarak Kürtlerin yaşadığı şehir ve kasabaları yıkım için hedef yapıyor, halkı göç etmek zorunda bırakıyor" dedi.

Aynı üniversitede Kürt Dili ve Kültürü Ana Bilim Dalında Kürtçe ders de veren Kıran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK'nın ve Demokratik Bölgeler Partisi'nin (DBP) sözde "özerklik ilanı"na ilişkin açıklamalarının tasvip edilecek hiçbir tarafı olmadığını söyledi.

"Tek taraflı bağımsızlık ilan edilir ancak tek taraflı öz yönetim ilan etmek diye bir şey olamaz. Çünkü öz yönetim veya özerklik iç hukuk düzenlemeleriyle olabilecek şeyler. HDP'nin yüzde 90'ın üzerinde oy aldığı yerlerde öz yönetim ilan emek, akıl ve mantıkla izah edilebilecek bir durum değil. PKK bunu barış masasının kurulması için bir bilek güreşi şeklinde değerlendirebilir ancak yol ve yöntem çok yanlış ve zarar verici" diyen Kıran, Kürt halkının bu tarz eylemleri benimsemediğini belirtti.

- "PKK arka planda kalmayı hazmedemedi"

Kıran, "Kürtler HDP'ye oy vererek Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi politikalarına vize verdiler, bir daha şiddete dönülsün diye değil. Eski devlet anlayışı 1990'larda köyleri yakıp boşaltmakla Kürtleri göçe zorladı, bugün de PKK hendek kazarak Kürtlerin yaşadığı şehir ve kasabaları yıkım için hedef yapıyor, halkı göç etmek zorunda bırakıyor" diye konuştu.

Kürt sorununun çözülmesinde artık şiddet ve silahın miadını çoktan doldurduğuna işaret eden Kıran, Abdullah Öcalan'ın da bu durumu defalarca ifade ettiğini kaydetti.

"PKK ve HDP, 7 Haziran'da elde ettiği başarıyı göz önünde bulundurarak yeni bir yol haritası belirlemeliydi. Bu yol, meşru ve sivil siyaset üzerine inşa edilmeli, şiddete şans tanınmamalıydı. Ancak PKK, mücadele alanını meşru ve sivil siyasete bırakıp arka planda kalmayı hazmedemedi. HDP'nin bu başarısını doğru okuyup takdir edecek ve gereğini yapacak kadar hazır değildi" ifadelerini kullanan Kıran, PKK'nın, silahlara ilelebet elveda demesi gerektiğini vurguladı.

Kıran, HDP 80 milletvekili çıkardıktan sonra silah ve şiddete tenezzül edilmesinin yanlış olduğuna dikkati çekerek, "PKK yeniden silah kullanmakla Kürt halkının hem içeride hem de dışarıdaki çoğu kazanımını tehlikeye attı" değerlendirmesinde bulundu.

Silah ve şiddetin HDP dışındaki Kürt siyasi hareketlerin de seçimlerde başarılı olamamasına neden olduğunu savunan Kıran, PKK ve HDP'den önce de Kürt sorunuyla ilgilenen siyasi oluşumların olduğunu anımsattı.

Kıran, şöyle devam etti:

"PKK ortalıkta yokken bile Kürt hareketi 12 Eylül 1980'den önce Diyarbakır, Batman ve Ağrı gibi illerde belediye seçimlerini kazanıyordu. Mehdi Zana, 'Kürt hareketinin desteğiyle belediye seçimini kazandı' diye Diyarbakır zindanlarında yattı ve işkence gördü. Eğer bugün Hak-Par, PAK ve KDP gibi Kürt örgütleri cılız halde iseler, bunda şiddet ortamının çok büyük bir payı var."

- "PKK'nın yeniden silaha sarılması demokratik ortam açısından darbe oldu"

Şiddetin özgür düşünceyi bastırdığını, insanların aklıselim tercihlerde bulunmasını engellediğini dile getiren Kıran, "Bugün diğer Kürt siyasi örgütlerinin sandıkta başarı gösterememesinin en büyük nedeni, şiddetin egemen bir siyaset aracı olduğu ortamda, seslerini yeterince duyuramamalarıdır. Öte yandan özellikle AK Parti'den önceki hükümetler, barışçıl bir Kürt hareketinin oluşmasına müsaade etmediler. Barışçıl siyaset ve şiddete dayalı siyaset arasındaki farkı göremediler" şeklinde konuştu.

Kıran, PKK'nın yeniden silaha sarılmasının demokratik ortam ve sivil siyaset açısından darbe olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

"Oysa hiçbir mazeret Türkiye'de yeniden silaha sarılmanın gerekçesi olamazdı. PKK ve HDP marjinal Türk solunun da peşine takılarak, seçim stratejisini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı, 'Seni başkan yaptırmayacağız' politikası üzerinden yürüttü. Bu politika son derece yanlıştı. Bir kere Kürtlerin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkan olmasıyla asla bir derdi yok ve olamaz. Kaldı ki başkanlık sistemi gibi güçlü bir yürütme modelidir ve Kürt sorunu ile Alevi meselesi gibi konuların çözümünde, parlamenter sisteme nazaran daha avantajlıdır. Kürtler, 'Seni başkan yapalım, sen de Kürt halkının haklarını tanı ve ülkeye barış gelsin' deseydi, çok daha iyi olmaz mıydı?"

"Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'nin başkanlığına karşı çıkan anlayışla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlığına karşı çıkan anlayış benzer" görüşünü paylaşan Kıran, şunları kaydetti:

"Sayın Barzani'nin başkanlığına karşı çıkmak, İran'ın mimarlığını yaptığı bir siyasetin destekçiliğini yapıp, Kürtlerin devletleşmesini engelleme politikasıdır. Oysa Sayın Erdoğan ve Sayın Barzani'nin uzlaşması, sadece Kürt meselesinin çözümü için değil, tüm Ortadoğu'nun huzur ve barışa ulaşması için bir fırsat sunuyordu."