Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu

Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu
Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu
- Türk Tarih Kurumu Başkanı Turan: - "(Ermeni meselesi) Gerek Türkiye Cumhuriyeti gerek siyasi gerekse bilim çevreleri hep reaksiyon refleksler verdi ve kendi hareket tarzını aksiyona dönüştürmedi. (Partilerin Ermeni milletvekili adayları) Bunu ben aksiyon faaliyeti olarak görüyorum" - "Eş zamanlı olarak bunun başka boyutlara da taşınması lazım, tek boyut yetmez. Uzun soluklu bir plan yapılıp uygulamaya konulması lazım"

ANTALYA (AA) - Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, Ermeni meselesiyle ilgili gerek Türkiye Cumhuriyeti devleti gerek siyasi gerekse bilim çevrelerinin hep reaksiyon refleksler verdiğini, partilerin Ermeni milletvekili adayları göstermesinin ilk kez bir "aksiyon" hareketi olduğunu bildirdi.

Akdeniz Üniversitesi tarafından düzenlenen, "Kadim Dostluğun Yüz Yıllık Açmazında Türk-Ermeni İlişkileri Uluslararası Sempozyumu" başladı.

Atatürk Konferans Salonunda düzenlenen sempozyumun açılışında konuşan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, Ermeni meselesinin "siyasi, tarihi ve propaganda" tarafı olan çok boyutlu bir mesele olduğunu söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin en güçlü olduğu boyutunun tarih olduğunu ifade eden Turan, 100 yıl önce olan hadiselerin 1915-1923 tarihleri arasında görüşüldüğünü, bu görüşmelerin çeşitli anlaşmalara yansıdığını, 1923'ten sonra ise 1973 yılına kadar stabil bir durumda kaldığını kaydetti.

Turan, 1973 yılında California'da Gurgen Yanikyan isimli bir Ermeni vatandaşının iki Türk diplomatını öldürmesiyle konunun tekrar canlandığını, arkasından da bir takım terör ve cinayet hadiseleriyle bir çok olumsuzlukla dünya gündemine taşındığını anlattı.

1915'te yapılan tehcir sonucunda işin dram ve üzücü boyutunun çeşitli parlamentolara taşındığını, daha sonra Ermeni jenositi (soykırım) ve "jenosit olmadığını kabul etmemek bir suçtur" kararlarının çıkartıldığını belirten Turan, bütün bu gelişmelerin sonucunda Türkiye açısından işin kilitlendiğini dile getirdi.

Konunun Türkiye'yi özellikle dış politikada rahatsız ettiğini ifade eden Turan, "Bence Ermenileri de rahatsız eden bir tarafı var, özellikle de Ermenistan açısından. Çünkü Türkiye, Ermenistan, Ermeni diasporası ve küresel güçler olmak üzere işin dört boyutu var. Dört taraf arasında zaman zaman gündeme gelen bu konu kilitlendi" diye konuştu.

- Ermeni milletvekili adayları

Partilerin, 7 Haziran genel seçimleri için Ermeni adayları bulunduğunu, bunun da çok doğru olduğunu kaydeden Turan, uygulamanın özellikle kilidi açmak açısından çok önem taşıdığını bildirdi.

Turan, şöyle konuştu:

"Çünkü gerek Türkiye Cumhuriyeti gerek siyasi gerekse bilimsel çevre hep reaksiyon refleksler verdi ve kendi hareket tarzını aksiyona dönüştürmedi. (Partilerin Ermeni adayları) Bunu ben aksiyon faaliyeti olarak görüyorum. Eş zamanlı olarak bunun başka boyutlara da taşınması lazım, tek boyut yetmez. Uzun soluklu bir plan yapılıp uygulamaya konulması lazım. Çünkü uzunca bir süre daha bu konu bizi meşgul edecek gibi..."

- "Bir mirasın devri"

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletinin veremeyeceği hiçbir hesabın bulunmadığını vurgulayan Turan, Türkiye'nin, Osmanlı İmparatorluğu'ndan aldığı miraslardan biri olan Ermeni meselesini de diğer meseleleri çözdüğü gibi çözeceğini dile getirdi.

Türk devletlerinin tarihte kendisine düşmanlık yapanlara bile kucak açtığını anlatan Turan, 1020'li yıllarda Bizans ile savaş yaşamış iki Ermeni krallığına ilk tehcirin Bizans devleti tarafından yapıldığını söyledi.

Turan, söz konusu savaşların ardından Ermenilerin Türklerin yanında yer aldığını, Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı 2. Kılıçarslan'ın büyük veziri  İhtiyarüddin Hasan'ın da Ermeni olduğunu ifade etti.

Ermenilerin Osmanlı'da en itibarlı grup olduğunu, bu nedenle kendilerine "millet-i sadıka (sadık millet)" denildiğini aktaran Turan, Türk ve Ermenilerin 850 yıl yan yana yaşadığını, 1915'in ise bir sonuç olduğunu belirtti.

Konunun bugün geniş boyut kazanarak, bir propaganda malzemesi haline geldiğine değinen Turan, şöyle devam etti:

"Meselenin Türkiye açısından siyasi ve hukuki boyutları vardır. Yine Türkiye'nin bazı siyasi atılımlarını, özellikle Kafkas coğrafyasında projelerini engelleme, sekteye uğratma alanında bazı hususlar ortaya çıkmıştır. Özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Erivan-Ceyhan şeklinde olabilirdi. Bu hatların da devamı gelecek, aynı sekte devam ediyor. Konu Ermenistan'ı da olumsuz etkiliyor. Meselenin en önemli yönü de şu anda kilitlenmiş hale gelmesidir. Küresel sistem konuyu, Türkiye'deki kaynakları görmezliğe gelerek, duymayarak ele almaktadır."

Turan, meselenin soğukkanlı şekilde yeniden ele alınması gerektiğine işaret ederek, Türkiye'nin konuyla ilgili yeterince belgesi bulunduğunu, dünyadaki vicdan sahibi araştırmacılara bunların ulaştırılması gerektiğini bildirdi.