Başbakan Yardımcısı Babacan:

Başbakan Yardımcısı Babacan:
Başbakan Yardımcısı Babacan:
- "Türkiye'ye döviz girişinin devam etmesi için mutlaka güven ve istikrar gerekiyor. Bunun devamı, Türkiye ekonomisi için olmazsa olmaz şart" - "İstikrar ve güven varsa, güçleniyorsa ekonomi de güçleniyor, refah da artıyor. Farklı bir tabloda defalarca yaşadık. Yakın tarihteki krizleri hatırlayan çoktur. Kötü yönetimle bir ülke nasıl berbat hale düşebiliyor, en canlı örneğini tarihimizde yaşadık" - " 7 milyar dünya nüfusunun 1 milyarı günde bir doların altında gelirle yaşamaya çalışıyor. Türkiye'de böyle bir nüfus kalmadı, yok. En yüksek mutlak yoksulluk ölçütü 4,3 dolar. Buna göre hesap edilirse 2002'de nüfusun yüzde 30'u 4,3 doların altındaymış. Geçen yılı yüzde 2 ile kapattık"

BALIKESİR (AA) - Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye 'ye döviz girişinin devam etmesi için mutlaka güven ve istikrar gerektiğini belirterek, "Bunun devamı Türkiye ekonomisi için olmazsa olmaz şart" dedi.

Babacan, sanayici ve iş adamlarının katılımıyla Balıkesir Sanayi Odasında düzenlenen değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmada, 2008-2009 krizinin etkisinin Avrupa'da devam ettiğine dikkati çekerek, birçok ülkenin borçlarının halen fazla olduğunu söyledi.

Bazı ülkelerin yüksek işsizlik ve eksi büyüme oranlarıyla karşı karşıya bulunduğunu ifade eden Babacan, büyüme oranlarının sıfır ile bir arasında kaldığını anlattı.

Türkiye'de son dönemde Gezi Parkı odaklı gelişmeler, 17 ve 25 Aralık'ta ise "darbe teşebbüsü" denilen olaylar yaşandığını, mahalli idareler ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yapıldığını anımsatan Babacan, her şeye rağmen ülke ekonomisinin büyümeye devam ettiğini vurguladı.

Birçok ülkede büyüme oranlarının çok düştüğünü vurgulayan Babacan, şöyle konuştu:

"Önümüzdeki 10 yılın ortalama büyümesi, geçmiş 10 yılın büyümesinden düşük olacak. Gelişmekte olan ülkeler için söylüyorum. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütünün (OECD) tahminlerine göre, Çin'in 10 yıllık ortalaması yüzde 5,5 olacak. Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerden daha hızlı büyüyecek.  Dünya ekonomisindeki pay, gelişmekte olan ülkeler açısından devam edecek. İstihdam, gelişme denildiğinde adres, Türkiye'nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkeler olacak. Önümüzdeki 10 yıl, umutların ve beklentilerin yüksek olduğu dönem. Bu 10 yıllık dönemde istikrar ve güven ortamına dikkat edilmesi gerekiyor. Kendi iç istikrarı zarar gördüğü zaman, ülkenin sosyal yaşantısına, ekonomisine nasıl darbe vurduğunun yakın coğrafyada görülüyor."

Babacan, Türkiye'nin yakın tarihinde iyi dönemler de yaşadığını ancak olumsuzluklarla anılan dönemlerin daha fazla olduğunu belirtti. Türkiye'nin atılım yaptığı, Adnan Menderes ve Turgut Özal ile son 12 yıllık dönemlerin bulunduğuna işaret eden Babacan, "Ekonomik parametrelere bakarak bile bunu anlamak mümkün" ifadesini kullandı.

Son koalisyon hükümetinin iş başında olduğu dönemin ilk yılında, 1999'da ekonomik büyüklük 260 milyar dolar iken 2002'de devraldıklarında 230 milyar dolara daraldığını ifade eden Babacan, kendisi göreve başladığında Türkiye Cumhuriyeti Hazinesinin yüksek faizlerle borçlandığını hatırlattı.

O dönemlerde Hazineye güvenip borç veren olmadığını dile getiren Babacan, "Piyasada fiyatlandırma yapılamıyordu. Bugün tek hanelere düşmüş faizlerden ve enflasyondan bahsediyoruz. Kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 33'e düştüğü dönemleri yaşıyoruz. Biz devraldığımızda yüzde 74 civarındaydı. Avrupa ortalamaları yüzde 90, yüzde 100. Japonya'da yüzde 200 artmış. Almanya'nın yüzde 90'lık kamu borcu var" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yardımcısı Babacan, uyguladıkları bütçe disiplini ve dirayetli kamu maliye yönetimiyle bütçe açığını yüzde 12'den 1,3'e düşürdüklerini bildirerek, bu durumun Türkiye'nin kamu olarak borçlanma ihtiyacını azalttığını aktardı.

- "Bizim petrol, doğalgaz gelirimiz olsa..." 

Türkiye'nin tasarruf oranlarının düşüklüğünün, cari oranlarının yüksekliğini beraberinde getirdiğini vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:

"Makroekonomik denklemde tasarruflar yüzde 1 arttığında, cari açığın da yüzde 1 düştüğünü görürsünüz. Kendi tasarruflarımız kendi büyümemize yetmediği için yurtdışından tasarruf ithal ederek büyümemizi finanse etmiş oluyoruz. Türkiye'ye döviz girişinin devam etmesi için mutlaka güven ve istikrar gerekiyor. Bunun devamı, Türkiye ekonomisi için olmazsa olmaz şart. Bizim petrol, doğalgaz gelirimiz olsa, bir kenarda 500 milyar dolar rezervimiz olsa daha keyifli ekonomi yönetimi yapabiliriz. Türkiye, büyümesinin güçlenmesinin temeli olarak mutlaka istikrarı öncelemek zorunda olan ülke. İstikrar ve güven varsa, güçleniyorsa ekonomi de güçleniyor, refah da artıyor. Farklı bir tabloda defalarca yaşadık. Yakın tarihteki krizleri hatırlayan çoktur. Kötü yönetimle bir ülke nasıl berbat hale düşebiliyor, en canlı örneğini tarihimizde yaşadık."

Babacan, iyi yönetimin büyüme ve gelişme bakımından büyük önemi bulunduğuna dikkati çekerek, siyasi iradenin güçlü olması, doğru politikalar izlemesinin önemine işaret etti.

Bazı Avrupa ülkelerinin miras yeme döneminde olduğunu anlatan Babacan, üretmeden hazırdan yenildiğinde ne kötü olduğunun birçok kez görüldüğünü söyledi.

"Önce üretim" diyen Babacan, "Alın teriyle bileğinin gücüyle hak edeceksiniz, sonra hak ettiğiniz refahı yaşayacaksın" görüşünü dile getirdi.

Babacan, Türkiye'nin en değerli varlığının genç dinamik nüfus olduğunu belirterek, "Türkiye'nin önümüzdeki dönemde kalkınma ilerlemesi, güven ve istikrar ortamında daha iyi eğitim almış insan eliyle olacak" dedi.

- "Her yaşta mesleki eğitim"

En son açıklanan tedbir paketindeki "iş başı eğitim programı"ndan bahseden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu ne demek? Bir sanayicimiz bir gencimizi işe aldığında ilk 6 ay asgari ücret üzerinden maaşını devlet ödüyor. İlk 6 ay maliyeti sıfır. O elemanı beğendiniz yüzde 80-90 devam ediyor çalışmaya. Devam etme durumunda da şartlara göre 2,5 ila 4 yılda işveren priminin tamamını devlet ödüyor. Zaten o süre geçtikten sonra iş ilişkisi kalıcı hale geliyor. Dünya ekonomisi çok hızlı değişiyor. Çok başarılı gördüğünüz bir sektör 3-5 yıl sonra geçerliliğini yitiriyor. Hayat boyu öğrenim dediğimiz kavram, iş dünyası açısından da önemli. 'Diplomamı aldım mesleğim budur ölene kadar başka iş bilmem'; böyle bir şey yok. İnsanlar hayatları döneminde meslek değiştirmek ve yeni meslek öğrenmek zorunda kalacak. Her yaşta mesleki eğitim."

Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye'nin ihracatıyla ilgili de değerlendirmelerde bulundu.

Avrupa'ya ihracatın artmasının bir numaralı yolunun, iç pazarda tüketimlerinin çoğalmasından geçtiğini bildiren Babacan, "Başka ne yaparsanız yapın boş. Mal sattığınız yerin iç pazarıyla ilgili durum ihracat. İyi ise mal alıyorlar. Örnek Irak, Rusya. İyi örnekler ise Amerika, İspanya ve İngiltere. Bu ülkeler büyüme dönemine girdi. Rusya ve Ukrayna küçülüyor, ihracatımız da küçülüyor" görüşlerini iletti.

Gelecek dönemin Türkiye için çok belirleyici olacağını belirten Babacan, 7 Haziran'daki seçimin, sonuçlarının ve sonrası politikaların, Türkiye'nin en az 2018'e kadar gidişatını, yönünü belirleyeceğini anlattı.

Son derece kritik, önemli, baraj meselesi nedeniyle çok farklı senaryoların konuşulduğu dönemden geçildiğini ifade eden Babacan, "Dediğim gibi biz aynı zamanda istikrar ve güvenin ne kadar önemli olduğunun bilincinde olan nüfusa sahibiz. İstikrar ve güven ortamının güçlendirileceği bir dönemi görmeyi arzu ediyoruz" diye konuştu.

- Mutlak yoksulluk göstergeleri

Babacan, OECD'nin bir araştırmasına göre, Türkiye'nin bütün OECD ülkeleri arasında gelir dağılımını en iyi düzelten ülke olduğunu anlattı.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Bankasının mutlak yoksulluk göstergeleri olduğuna değinen Babacan, şunları kaydetti:

"Bir de göreli yoksulluk var. Bir ülkede ortalama milli gelir 50 bin dolarsa yıllık 25 bin dolar geliri olan kişi göreli yoksul sayılabilir. Burada önemli olan mutlak yoksulluk değerlerine bakıyoruz. 7 milyar dünya nüfusunun 1 milyarı günde bir doların altında gelirle yaşamaya çalışıyor. Türkiye'de böyle bir nüfus kalmadı, yok. En yüksek mutlak yoksulluk ölçütü 4,3 dolar. Buna göre hesap edilirse 2002'de nüfusun yüzde 30'u 4,3 doların altındaymış. Geçen yılı yüzde 2 ile kapattık. Biz hep 'Büyümenin niceliğine bakmayalım' diyoruz. Biraz da niteliğine bakmak lazım. Yüzde 2'lik büyümesi olan A ülkesi ile aynı büyümedeki B ülkesini yan yana koyun. Bir ülkede çok güzel sonuçlar getirebilir, diğer ülkede kimsenin hissetmediği sadece bir köşede rakam olarak kalabilir."

Babacan, istihdamın önemli bir parametre olduğunu dile getirerek, Türkiye'de 2009'dan bu yana toplam çalışan sayısının 6 milyon 300 bin arttığını aktardı. Sadece 2013'ten 2014'e 1 milyon istihdam artışı olduğunu belirten Babacan, iş gücüne katılım oranının, yakın tarihte görülmeyen hızla arttığını bildirdi.

Son 3 yılda yeni işe başlayanlardan yüzde 46'sının kadın olduğunu ifade eden Babacan, istihdam üretildiğini, çalışan sayısının arttığını anlattı.

"Ben işi arıyorum" diyenlerin de sayısının yükseldiğini vurgulayan Babacan, "İşsizlik kadar mesleksizlik var. Birçok sanayi şehrinde eleman bulmakta sıkıntı çekiyorlar. Geçen ay Bursa'daydım. 59 bin Bursalı göçmen yerleşmiş durumda. Bunların tamamı çalışıyor. 'İyi ki geldiler yoksa adam bulamıyorduk tıkanmıştık' diyenler var. Her birinin işi var çalışıyor. İhtiyaç duyulan kalitede insan gücünü oluşturabilirsek işsizlik oranımız o kadar aşağı inecek" ifadesini kullandı.

Babacan, daha sonra basın kapalı devam eden toplantıda, sanayici ve iş adamlarının sorularını yanıtladı.