AK Parti'nin Bilecik mitingi

AK Parti'nin Bilecik mitingi
AK Parti'nin Bilecik mitingi
- Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu: (1) - "Sınırın öte yakasında o dağları bekleyin diye Bayır Bucak'ta bıraktığımız Türkmenler gelmiş. Kılıçdaroğlu şimdi bu mazlumlara, o zalimden kaçan yetimlere, kadınlara, dullara, onlara diyor ki 'İktidara gelirsek sizi geri vereceğiz'. Bizim milletimizi de onlara karşı tahrik etmeye kalkıyor, ırkçı bir tavırla, açık söylüyorum" - "Onda vicdan olsaydı zaten gidip Esed'e heyet yollamazdı" - "Öfke onlara muhabbet bize, şiddet onlara barış bize, Türkiye'yi şikayet etmek onlara al bayrağı yüceltmek bize düşer"

BİLECİK (AA) - AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Sınırın öte yakasında o dağları bekleyin diye Bayır Bucak'ta bıraktığımız Türkmenler gelmiş. Kılıçdaroğlu şimdi bu mazlumlara, o zalimden kaçan yetimlere, kadınlara, dullara diyor ki 'İktidara gelirsek sizi geri vereceğiz.' Bizim milletimizi de onlara karşı tahrik etmeye kalkıyor, ırkçı bir tavırla, açık söylüyorum" dedi.

Davutoğlu, partisinin Bilecik Cumhuriyet Meydanı'ndaki mitingindeki konuşmasına, "bir tohumdan bir çınar yetiştiren topraklara, bir obadan bir beylik, bir beylikten bir devlet, bir devletten bir imparatorluk çıkaran insanlara" selam vererek ve Miraç Kandili'ni kutlayarak başladı.

Şeyh Edebali'nin öğüdünü hatırlatan Davutoğlu, alandaki gençlerden bu öğüdü tutmalarını, annelerinin ve babalarının ellerini öpmelerini, hayır dualarını almalarını istedi. Kendisi için de hayır duası isteyen Davutoğlu, "Bizim atamız, anamız bu diyardan göçtü ama biliyorum ki Anadolu topraklarındaki bütün anneler bizim anamızdır, bütün babalar bizim atamızdır. Hiçbirinin arasında fark gözetmeyiz" diye konuştu.

Miting programını yaparken özellikle Bilecik'e gelmeyi planladığını belirten Davutoğlu, Başbakan olduğunda ilk ziyaretlerinden birini Söğüt'e yaptığını hatırlattı. Bu ziyareti sırasında Şeyh Edebali'nin huzuruna giderek ona söz verdiğini dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi:

"Ey yüce ata, ey Korkut atanın yolcusu Şeyh Edebali, senin huzurunda sesleniyorum diyerek manen seslenmiştim. Üzerimize aldığımız emanetin hakkını vermemizi Rab'bimizden niyaz etmiştim ve söz vermiştim ona, ey Şeyh Edebali, Türkiye içinde siyaseti senin ahlakınla hikmetle yapacağım. Birileri bize nefret dili konuşursa diyeceğim ki 'nefret size muhabbet bize', birileri bize öfkeyle yaklaşırsa diyeceğim ki 'Öfke size ama sevda bize düşer.' Birileri Türkiye'yi şikayet etse, birileri davamıza ağır hakaretlerde bulunsa onlara dahi sabırla, 'Bu hakaretler size düşer ama hikmet bize.' Öfke onlara muhabbet bize, şiddet onlara barış bize, Türkiye'yi şikayet etmek onlara al bayrağı yüceltmek bize düşer. Allah bu yoldan bizi ayırmasın, Şeyh Edebali'nin hikmet yolundan sapanlardan eylemesin. Şeyh Edebali öğüdünün hakkını verenlerden eylesin." 

 

- "Azerbaycan'ı, Kırım'ı terk edebilir miyiz?"

 

Bilecik'in topraklarının çok verimli olduğunu, bir obadan yüce bir devletin çıktığını ifade eden Davutoğlu "Onun için ilk seçim kampanyamda mutlaka Bilecik'e gelmek istedim. Biliyorum ki Bilecik'te atılan bir tohum dünyayı aydınlatır, Osmanlı'nın çocukları dünyayı aydınlatır" ifadesini kullandı.

Alandakilere "dünyaya merhamet, şefkat, adalet tohumu atmaya var mıyız?" diye soran Başbakan Davutoğlu, "evet" karşılığını alması üzerine, "Emin olun, Şeyh Edebali yola çıkarken ne nasihat etmişse biz de AK Parti olarak 2001'de Afyon'da kurucu Genel Başkanımızın öncülüğünde yolumuza çıkarken aynı idealler içinde çıktık. 'Muhabbet, aşk, sevda, adalet, merhamet' dedik, 'zalimlere karşı dimdik durmak' dedik" ifadelerini kullandı. 

Alandakilere "ötelerden bir selam getirdim" diyerek Suriye Eşmesi'ndeki Süleyman Şah Türbesi'ne yaptığı ziyareti hatırlatan Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Düşünün Süleyman Şah, Kayı boyu ile yola çıkmış Orta Asya'dan, Horasan'dan gelmiş, bugün aramızda sınır olabilir. Türkiye- Suriye sınırı, Fırat'ın oradan geçmiş ama oraları bize vatan kılmış. Sonra burada bir devlet kurmuş, o devlet yedi iklime, yedi düvele egemen olmuş. Sonra esir düşmüşüz, işgale uğramışız ama boyun eğmemişiz Türkiye Cumhuriyeti devletini burada, Sakarya'nın kenarında kan dökerek kurmuşuz. Sakarya Nehri şehitlerimizle kırmızıya boyanmış ve oraya hilal ve yıldız düşmüş. Sakarya bile o manzarayla 'Bu topraklar Türklere, bu millete aittir. Bu topraklar hilal ile İslam'a aittir' demiş. Şimdi biz kaybettiğimiz topraklardaki insanlara kayıtsız kalabilir miyiz? Sınırın öte yakasında diye Süleyman Şah'ı terk edebilir miyiz? Evlad-ı Fatihan olarak Rumeli'ye gönderdiğimiz kardeşlerimizi sınırın öte yakasında diye terk edebilir miyiz? Azerbaycan'ı, Kırım'ı terk edebilir miyiz? Onların derdi bizim derdimiz değil mi?"  

 

- "Bir zalimden kaçıp gelmişler"

 

Davutoğlu, geçmişte Kafkaslar'dan, Balkanlar'dan, Bulgaristan'dan gelenlere kapıların açıldığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Suriye'den kardeşlerimiz geldi, sormadık 'Türkmen misin, Arap mısın, Kürt müsün, Müslüman mısın, Hristiyan mısın?' Çünkü biz Şeyh Edebali'den ders almışız, bizim için insan önemli. Bir zalimden kaçıp gelmişler. Türkmen boyları, sınırın öte yakasında o dağları bekleyin diye Bayır Bucak'ta bıraktığımız Türkmenler gelmiş. Kılıçdaroğlu şimdi bu mazlumlara, o zalimden kaçan yetimlere, kadınlara, dullara, onlara diyor ki 'İktidara gelirsek sizi geri vereceğiz'. Bizim milletimizi de onlara karşı tahrik etmeye kalkıyor, ırkçı bir tavırla, açık söylüyorum. Şeyh Edebali'nin torunları, biz mazlumu zalime verir miyiz? Mazlumu terk eder miyiz? Süleyman Şah'ın torunlarını, Bayır Bucak Türkmenlerini, Halep Türkmenlerini zalim Esed'e geri verir miyiz? İşte bu topraklardan ders alanlar aşını, kapısını, acısını paylaşır ama evine gelen Tanrı misafirini kapı önüne koymaz. Hadi onu anladık, onda vicdan olsaydı zaten gidip Esed'e heyet yollamazdı ama o bunları söylerken şu ana kadar Sayın Bahçeli'den de bir ses duydunuz mu? 'Ben Türkmenleri, Süleyman Şah'ın torunlarını kimseye vermem' dedi mi? İşte aramızdaki fark bu. Allah şahit, Süleyman Şah'ın torunları, Kayı boyunun çocukları nerede olurlarsa olsunlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin, al bayrağının himayesi altındadırlar."

 

-"81 vilayete de gideceğim"  

 

Davutoğlu, bugün bir karar aldığını belirterek, "İnşallah Allah güç verirse 72-73 vilayet diyordum ama 81 vilayete de gideceğim; küçük büyük demeden. Şunu göstermek için.... Bunların bir kısmı doğuda, 6-7 Ekim terörünü yapan, bu şiddet yanlılarını teslim eden parti, Türkiye'nin doğusunda ve güneydoğusunda konuşur.  'Kudüs, Yahudilerin kutsal mekanıdır' der. Kürtlere de Türklere de Selahaddin Eyyubi'ye ihanet edercesine. Bir başkası İç Anadolu'da dolaşır;   MHP burada milliyetçilik dersi vermeye kalkar. Bir diğeri de sahillerde dolaşır, İç Anadolu'ya geldiğinde muhatap bulacak kimseyi ortada göremez. MHP'nin, CHP 'nin doğuda, güneydoğudaki oy oranları yüzde 2'dir, 3'tür. Biz niye 81 vilayete gidiyoruz? Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Osmanlı'danTürkiye Cumhuriyeti'ne devreden  bütün vatandaşlarımızın bu aziz vatanın parçası olduğunu göstermek için. Biz her yerde varız, her yerde konuşuruz" dedi. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin her köşesinde, halkıyla milletiyle konuşan ve al bayrağı kendi bayrağının yanında dalgalandıran partiyi soran Davutoğlu, alandan "AK Parti" yanıtını aldı. Diğer partilerle aralarındaki farkın bu olduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye ve dünyada her yerde olduklarını söyledi. Her yerde onurla milleti temsil ettiklerini anlatan Davutoğlu, aralık ayında Makedonya'ya gittiğinde  kendisine ''bize biraz bayrak gönderin, al bayrağa ihtiyacımız var" denildiğini hatırlattı. Davutoğlu, orada talimat verdiğini ve "Bundan sonra bütün Balkanlara, Avrupa'ya kim isterse, her eve bir al bayrak, bir Kuran ve Türkçe sözlük verilecek" dediğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Diriliş'te seyrediyorsunuz değil mi... Hani orada bir demirci var ya kılıç yapan. Düşünün o dönemde bile obamızda kendi kılıcımızı yapıyormuşuz ama 2002'de biz iktidara gelmeden önce bu devlet, bu  onurlu millet IMF önünde borç para istiyordu, dileniyordu. Kendi insansız hava aracımız yoktu, başka ülkelerden istiyorduk. Kendi tankımız yoktu, hibe alıp eski model tankları tamir ettiriyorduk. Kendimizin yaptığı tek bir silahımız yoktu, dışarıya muhtaçtık. En acısı da hibe aldığımız tankları İsrail'e götürüp modernize ettiriyorduk. Bu bize yakışır mı? O zaman Sayın Bahçeli Başbakan Yardımcısı idi. Yuhalamayın ama bilmelerinde fayda var. Şu anda Türkiye'de 12 yıllık AK Parti iktidarında kendi tankını, Altay tankını yapıyor. Bitlis'ten Muş'a geçerken sağımızda ve solumuzda Başbakanlık heliktopterine, yüzde yüz Türk yapımı ATAK helikopterleri eşlik etti ilk defa. Kendi helikopterimizi, kendi insansız hava aracımızı yapıyoruz. İnşallah bu bereketli topraklarda 2023'te kendi savaş uçağımızı uçuracağız. Kim yapıyor?"

 

-"Bizi namerde muhtaç etmişti bunlar"

 

Davutoğlu, 2002 yılında esnafların yazar kasa kırdığını, çiftçilerin kan ağladığını, Türk lirasının her gün değer kaybetmesi nedeniyle maaşını alan devlet memurunun aynı gün dolara çevirdiğini belirterek, bir devlet ve milletin onurunun parasının değeriyle olduğunu söyledi. "Liraya da bayrağa da onuru kim kazandırdı?" diye soran Davutoğlu, alandan "AK Parti" yanıtını aldı. 

Dünün tarihi bir gün olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Adnan Menderes'in 1950'de millet tarafından seçildiği gün. 2013'te 14 Mayıs'ta IMF'e son borcumuzu ödedik. Horasan'dan beri gelen, Dede Korkut'un destanlarında geçen bir söz var 'Rab'bim sana öyle bir güç versin ki değil namerde, merde dahi muhtaç olmayasın.' Bizi namerde muhtaç etmişti bunlar. Şimdi muhtaç mıyız? Kimseden yardım istiyor muyuz? Tam aksine bütün mazlumlara yardım edebilecek güce sahip miyiz? İşte bizim büyük destanımız bu. Bu destanı biz yazdık. Bir tohum attık 2002'de, aynen bu topraklara, Söğüt'e atılan tohum gibi. O günden bugüne bu tohum büyüyor. Aynen Osmanlı Devleti'nin cihan devleti olması gibi büyüyor ve etrafa kol kanat geriyor. Bu topraklardan ilham aldık biz ve bu topraklara selam vermeden bu diyardan hiç gitmedik. Çocukluğumun en güzel hatıraları, İstanbul'dan Konya'ya, daha sonra da Sare Hanım'a talip olduktan sonra Eskişehir'e giderken hep Bilecik'te dururduk. Rahmetli babamla Şeyh Edebali hazretlerine dua eder, Bozüyük'te de köftemizi yer, öyle devam ederdik. Şimdi Bilecik'in huzuruna yine geliyoruz. Hem sizlerle kurmakta olduğumuz bu cihan devletinin geleceğini konuşmaya hem de Bilecik'in her bir köşesine selam etmeye..." 

(Sürecek)