Başbakan Yardımcısı Arınç: (1)

Başbakan Yardımcısı Arınç: (1)
Başbakan Yardımcısı Arınç: (1)
- "Hem siyasi aktörlerle karşımızda bir ittifak var, hem de bir 'koçbaşı' gibi HDP'yi piyasaya sürmek, ona barajı geçirtmek ve barajı geçmesi suretiyle de 'AK Parti'nin milletvekili sayısından biraz daha düşme olabilir mi?' Bunun peşine gittiler." - "Bu siyasi aktörleri dışarıdan destekleyen, bunun medya ayağı da yurtdışı ayağı da Pensilvanya ayağı da var. Bunlar da bir araya geldiler, lojistik destek sağlıyorlar siyasi aktörlere. Üçü içeriden, üçü dışarıdan artık sayısı biraz daha fazla olabilir belki, tam bir iş birliği içerisinde bir büyük projenin peşindeler" - "Yeni bir siyasi aktörle AK Parti'nin oylarını biraz daha aşağıya çekebileceklerini düşündüler; bu HDP projesidir. 'Paralel devlet yapılanması' dediğimiz örgüt, bugün bu üç siyasi aktörle iş birliği yapıyor" - "(MİT tırlarıyla ilgili haber) Elbette 'Basın hürdür, sansür edilemez' diye bir anayasanın 28'inci maddesi kuralı var ama özel kanunlar içerisinde gizli kalması gereken belgelerin veya gizli kalması gereken operasyonların bir şekilde ifşa edilmesinin de TCK'ya, yani Ceza Kanununa göre bir suç olması muhtemeldir. İlanihaye bir özgürlük yoktur"

BURSA (AA) - Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, karşılarında hem siyasi aktörlerle bir ittifak olduğunu hem de bir "koçbaşı" gibi HDP'ye barajı geçirtmek suretiyle AK Parti'nin milletvekili sayısının azaltılmaya çalışıldığını belirterek, "Bunun peşine gittiler. Bu siyasi aktörleri dışarıdan destekleyen, bunun medya ayağı da yurt dışı ayağı da Pensilvanya ayağı da var. Bunlar da bir araya geldiler, lojistik destek sağlıyorlar siyasi aktörlere. Üçü içeriden, üçü dışarıdan artık sayısı biraz daha fazla olabilir belki, tam bir işbirliği içerisinde bir büyük projenin peşindeler" dedi.

Arınç, Olay TV'de canlı yayınlanan seçime yönelik özel programda, AK Parti'nin dördüncü kez genel seçime gireceğini ve artık "ikinci yarı" dedikleri yeni bir perdenin açıldığını, "Davutoğlu dönemi"ne ve "yeni Türkiye"ye başlangıç yaptıklarını söyledi.

AK Parti'nin karşısında her seçimde gizli, açık ittifaklar oluştuğuna dikkati çeken Arınç, şöyle konuştu:

"Hem siyasi aktörlerle karşımızda bir ittifak var, hem de bir 'koçbaşı' gibi HDP'yi piyasaya sürmek, ona barajı geçirtmek ve barajı geçmesi suretiyle de 'AK Parti'nin milletvekili sayısından biraz daha düşme olabilir mi?' Bunun peşine gittiler. Bu siyasi aktörleri dışarıdan destekleyen, bunun medya ayağı da yurtdışı ayağı da Pensilvanya ayağı da var. Bunlar da bir araya geldiler, lojistik destek sağlıyorlar siyasi aktörlere. Üçü içeriden, üçü dışarıdan artık sayısı biraz daha fazla olabilir belki, tam bir iş birliği içerisinde bir büyük projenin peşindeler."

Arınç, 2002'de AK Parti dışında sadece CHP 'nin barajı aşarak parlamentoya girdiğini, Meclis'te iki partinin temsil edildiğini hatırlattı.

O dönem partisinin oy oranı az olmasına rağmen milletvekili sayısının 365 olduğunu dile getiren Arınç, sonrasında üç aktörün parlamentoya girdiğini ve bu kez yüzde 47 almalarına karşılık milletvekili sayılarının 340'lara, son olarak da yüzde 50 oya rağmen 330'un altında indiğini anlattı.

- "Bu HDP projesidir"

AK Parti karşısında, parlamentoya giren siyasi aktörler çoğaldıkça, oy oranları artsa dahi milletvekili sayısında kısmi bir azalma söz konusu olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:

"Bu sefer baktılar ki CHP uzamıyor, kısalmıyor, bundan bir fayda yok. MHP de uzamıyor, kısalmıyor. CHP bir puan daha artırsa 3-4 milletvekili bir şey ifade etmiyor. MHP birkaç puan daha yükselse onlar da çok fazla kıymeti harbiyesi yok. O zaman yeni bir siyasi aktörle AK Parti'nin oylarını biraz daha aşağıya çekebileceklerini düşündüler; bu, HDP projesidir. 'Paralel devlet yapılanması' dediğimiz örgüt, bugün bu üç siyasi aktörle iş birliği yapıyor. Yani onları güçlendiriyor, onların haberlerine daha çok yer veriyor, onlara daha çok propaganda imkanı sağlıyor. Hemen hemen Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da herhalde 16 il dolaştım, 16 ilde de onlarla sıkı bir iş birliği içerisinde. Bu projenin bütün aktörlerine bir görev verildiğini ve AK Parti'yi 'Evet yine iktidar olacak, buna inanıyoruz ama mümkün olduğu kadar sayısı az olsun, bir ayağı biraz çukurda kalsın, bir daha yüklendiğimiz zaman da bu hükümetten kurtulalım' şeklinde herhalde bir düşünceleri var. Siyaset böyle bir şeyse, bunu doğrusu gerçek siyaset olarak kabul etmiyorum."

- "Birbirlerini yıpratmak istemiyorlar"

Arınç, insanların bir partiye, programı, projesi, siyasi beyannamesi, Türkiye'nin geleceğinde oynayacağı rolü ve 78 milyon için ifade ettiği anlamı düşünerek oy vermesi gerektiğini ifade ederek, "AK Parti karşıtlığında veya Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığında birleşme"nin gerçek siyaset olmadığına dikkati çekti.

Bugün HDP'ye destek olan unsurların tamamının ortak bir paydasının "AK Parti karşıtlığı" olduğuna değinen Arınç, şu değerlendirmelerde bulundu:

"(AK Parti gerilesin, küçülsün, güçsüzleşsin, AK Parti gitsin de kim gelirse gelsin veya Türkiye ne olursa olsun.) İnanın her birine sorun, HDP'ye eğer oy vereceğini söyleyenler varsa onların hemen hemen ortak paydasının, AK Parti'ye veya Sayın Cumhurbaşkanımıza olan karşıtlık olacağını hep birlikte göreceğiz. 'Pensilvanya' dediğiniz grup da CHP de MHP de aynı düşüncenin içerisinde. Bu beraberliği kanıtlayan çok somut örnekler de var. Şimdi mesela hayret ediyorum, Şırnak'ta da konuştum, yani CHP'nin de MHP'nin de HDP'nin de karşısında tek rakip, ben diyorum ama onlar düşman gözüyle de bakabilirler, AK Parti'dir. Peki, CHP'nin HDP hakkında, HDP'nin CHP hakkında ve daha doğrusu aleyhinde veya MHP ile HDP, HDP ile MHP kavgasını duyan var mı? Birbirlerine söylediği herhangi bir eleştiriyi işiten var mı? Bursa'da bile yoktur, onlar beraberlik içerisinde, karşılarındaki hedefte AK Parti var. Oysa MHP'nin HDP için söyleyeceği hiçbir şey yok mu? HDP'nin MHP için söyleyeceği çok fazla bir şey kalmadı mı veya CHP'nin HDP'den farkları nedir? Niye bunları tartışmıyorlar? Çünkü birbirlerini yıpratmak istemiyorlar, birbirlerinin sinerjisiyle AK Parti'ye düşmanlık yapmak istiyorlar. Parlamento dışında veya siyaset dışı aktörlerin de birbirleriyle ilişkilerinde hiçbir sorun yok ama her biri, AK Parti'ye karşı düşmanlık etmek için ellerindeki bütün imkanları kullanıyorlar."

- "O böyle söyleyince bize susmak düşer"

"Sayın Cumhurbaşkanı'nın meydan mitingleri yapmasını nasıl yorumluyorsunuz?" sorusu üzerine Arınç, "Bu, kendisi tarafından izah ediliyor, Türkiye alışılmadık bir tabloyla karşı karşıya" ifadesini kullandı.

Arınç, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı iken 2011'deki genel seçimler öncesi "halkla buluşma" ya da "açılışlar yapma" adı altında programlar yapmadığını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 'ın ise baştan bu yana farklı bir cumhurbaşkanı olacağını, her zaman halka bir arada bulunacağını, her zaman bildiği doğruları söyleyeceğini, bir yanlışlık varsa da onların üzerine gideceğini söylediğini kaydeden Arınç, "Bu, bugünün yaptığı bir şey değil. Yani cumhurbaşkanlığı seçiminden önce de seçiminden sonra da bunları söyledi. Bunları eleştiren olabilir ama kendisi açık yüreklilikle 'Ben böyle yapacağım, ben halkımla buluşuyorum, ben yaptığım icraatları anlatıyorum, ülkem için 12 sene başbakanlık yaptım, beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. Yani eleştiren istediği kadar eleştirsin, eleştirmeyen de istediği kadar kabullensin, eleştirmeyen de istediği kadar kabullensin, ben bu işi yapacağım' diyor. O böyle söyleyince bize susmak düşer" görüşünü dile getirdi.

- "İlanihaye bir özgürlük yoktur"

Başbakan Yardımcısı Arınç, "MİT tırlarında silah olduğu iddia edilen görüntüleri Cumhuriyet gazetesi yayınladı. Bu noktada iki görüş var; biri bu görüntülerin yayımlanmasını basın özgürlüğü ile izah eden görüş, diğeri de bunun Türk dış politikasının deşifre edilmesi noktasında izah eden görüş. Sizin değerlendirmeniz nedir?" sorusuna karşılık, buna yargının karar vereceğini belirtti.  

Bu konuda, açılan bir dava ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın suç duyurusu olduğunu anımsatan Arınç, MİT tırları meselesinin neredeyse bir sene olduğunu, hem subaylardan hem emniyetten hem de yargıdan tutuklananlar olduğunu ifade etti.

Arınç, şunları kaydetti:

"Galiba Adana Savcısı veya Başsavcısı, ismini hatırlamıyorum, bu olayla bağlantılı olarak, 'Bunun bir MİT operasyonu olduğu, MİT'in de kendi kanunu içerisinde gizli operasyonlar yapmak mecburiyetinde olduğu, MİT sorumluları hakkında dava açılması için de Başbakan'ın özel iznine tabi olduğunu' söylemişlerdi. Buna rağmen savcı talimat vermek suretiyle emniyet işin içinden çekildi, bu sefer askeri koymak suretiyle hatta diz üstü çökerek hedef almış fotoğrafları da hep beraber izlemiştik. Dolayısıyla bu kapsamda kabul edilirse, bu bir suçtur. Hem MİT Kanununa göre suçtur hem de Türk Ceza Kanununda devletin gizli kalması gereken sırlarını bir şekilde ifşa etme.

MGK kararlarında, ben MGK üyesi bir bakanım, yani kararlar bir şekilde istenirse, MGK kendi içinde karar vermek suretiyle bunu isteyen kuruma verebilir. Benim bu 6-7 senelik dönemde böyle iki tane kararı ya mahkeme veya herhangi bir kurum istemişti, biz bunu verdik ama MGK'da konuşulanlar, yani zabıtları akseden konuşma, tartışma veya herhangi bir şey, bunlar ilanihaye, kesinlikle açıklanamıyor. Dolayısıyla MGK'da alınan kararlar, MGK'nın izni olmadan da yayınlanmak suretiyle bunu da herhalde Mehmet Baransu ile ilgili bir dava için söylüyorum, yani 'Karar budur' diyerek bir şekilde elde ettiği yazıyı açıklamıştı. Yani burada elbette 'Basın hürdür, sansür edilemez' diye bir anayasanın 28'inci maddesi kuralı var ama özel kanunlar içerisinde gizli kalması gereken belgelerin veya gizli kalması gereken operasyonların bir şekilde ifşa edilmesinin de TCK'ya, yani Ceza Kanununa göre bir suç olması muhtemeldir. İlanihaye bir özgürlük yoktur. Her şeyi yazabilirsiniz, çizebilirsiniz ama bir kişilik hakları vardır, suçun işlenmesini tahrik etmeyeceksiniz, bir de konusu suç teşkil eden bir eylemi yapmayacaksınız. Bence yargının kararını bekleyelim çünkü o bu konuda bir basın özgürlüğü kapsamında değerlendirirse bu tartışmalar bitmiş olacak, yok 'Basın özgürlüğü ayrı bir konu, devletin gizli kalması gereken belgelerini, bilgilerini alenen ifşa etmek de Ceza Kanununa göre suçtur' derse sanıyorum, bu önümüzdeki aylar içinde bu karar verilebilir, bunu görmüş olacağız."

(Sürecek)