Gezegen için ayağa kalkın!

Gezegen için ayağa kalkın!
Gezegen için ayağa kalkın!
Rio de Janerio çarşambadan itibaren hükümetlerin ve dev şirketlerin temsilcilerinin katılımıyla BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı'na ev sahipliği yapacak. Kısa adı 'Rio+20' olan zirve öncesinde Amazon yerlilerinden Hintli çevrecilere doğa aktivistleri de 'Halkların Zirvesi'nde buluştu. Katılımcılardan Doğa Derneği üyeleri Rio'daki atmosferi aktardı

DİCLE TUBA KILIÇ
Doğa Derneği Nehirler Koordinatörü

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı bu yıl 20-22 Haziran’da Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde gerçekleşecek. Bu ismin çekiciliğine (!) rağmen ona kısaca ‘Rio+20’ deniyor. Bugün artık pek çoğumuz için alışıldık hale gelen ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ kavramı ilk defa 20 yıl önce yine Rio’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda ortaya atılmıştı. 1992’de gerçekleşen bu konferansın ardından pek çok devlet ‘çevre’ye karşı sorumlu politikalar izleme sözü vermiş, özel sektör temsilcileri ‘yeşil’ yatırımlar yapacağını açıklamış, sivil toplum örgütleri de takipçi olacaklarını bildirmişlerdi. Büyük sözlerin verildiği konferansın 20. yıldönümünde hükümetler, şirketler ve sivil toplum örgütleri yine Rio’da bir araya geliyor.
Rio+20 her şeyden önce 20 yıllık sürecin değerlendirmesi olacak. İkinci olarak bugün hükümetlerin ve şirketlerin doğa ile ilgili duyarlılıklarının ne noktada olduğunu görmemize imkân tanıyacak. Fakat en önemlisi dünyanın farklı yerlerinden sivil hareketleri bir araya getirerek ortak bir vizyon oluşturmalarını sağlayacak.
23 Mayıs 2012 tarihli New York Times’ta yayımlanan makalesinde BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon “Yeni bir çağa adım attığımızı fark ediyoruz. Bazıları buna, insanların dünyanın kendi devinimini kökten değiştirdiği yeni bir jeolojik devir bile diyor” ifadesini kullandı. Oysa bilimsel veriler Ban kadar iyimser değil. Ne hükümetler tarafından 20 yıl önce verilmiş sözler tutuldu ne de ‘sürdürülebilir kalkınma’ gezegeni kurtaracak bir toplumsal dönüşüm yarattı. Öyle gösteriyor ki Rio+20 buluşmasından da bu anlamda bir şey beklememek gerekiyor. Giderek sürdürülebilir kalkınma toplantıları devletlerin imaj yarışına dönüşüyor. Rio+20 gündemine itibar kaybeden ‘sürdürülebilirlik’ kelimesi yerine yeni bir ‘yeşil ekonomi ’ trendi oluşturma çabası damgasını vuracak gibi gözüküyor.



Hasankeyf için Amazon yerlileriyle ortak eylem
Brezilya hükümeti Birleşmiş Milletler Rio+20 buluşmasına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyorken, zirvenin yapılacağı Rio kentine 3 bin km uzaklıkta Amazon yerlileri, çiftçiler ve dünyanın farklı yerlerinden baraj karşıtı aktivistler ‘Xingu Nehri Özgür Aksın’ demek için bir araya geldi. Yapılması halinde Amazon’un önemli bir kısmını yok edecek olan Belo Monte barajının şantiyesini işgal eden eylemciler arasında Doğa Derneği de vardı. Yerliler, baraj çalışmaları yüzünden akışı engellenen Xingu Nehri’nin, ellerindeki set üzerinde kazma ve küreklerle kanal açarak tekrar özgürce akmasını sağladı. Daha sonra eylemciler baraj gövdesi üzerinde bedenleriyle ‘Belo Monte’yi Durdur’ anlamına gelen ‘Pare Belo Monte’ yazdı.


‘Gelecek için her an önemli...’
Dünyaca ünlü Hintli aktivist Vandana Shiva, Rio+20’nin resmi gündeminin bir sonuç getirmeyeceğinden emin. Shiva, Rio+20 ile ilgili son yazısında Avrupa’nın iflas eden ekonomisiyle beraber hâkim ekonomik sistemin kendi içinde de bir çöküşe girdiğini ifade ediyor. Yaşamımızın her anını dünyanın geleceğini düşünen bir zirveymiş gibi yaşamamız gerektiğini savunuyor ve Rio’da tüm aktivistleri gezegen için ayağa kalkmaya çağırıyor.



Rio’da ‘Halkların Zirvesi’
Gidişata karşı küresel ölçekte oluşan başka bir farkındalık sesini yükseltmeye başladı. Merkezine ‘doğa haklarını’ alan ve insanı da doğanın bir parçası olarak gören bu ortak farkındalık, bağımsız grupların alternatifini oluşturmak için Rio’da başka bir buluşma örgütledi. Farklı coğrafyalardan, farklı düşünce ve hareketlerden aktivistler Rio’da ‘Peoples Summit’ için bir araya geldi. Bankaların egemenliğini sorgulayan ‘Occupy’ hareketinden kadın hakları aktivistlerine, yeni medya korsanlarından Doğa Derneği gibi doğa ve çeşitli alanlarda hak mücadelesi yürüten oluşumlara kadar çok sayıda bağımsız birey ve kurumun buluştuğu ‘Peoples Summit’ (Halkların Zirvesi) pek çoğu için Rio’daki asıl umut kaynağı. Peoples Summit, kendisini BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nın (Earth Summit) karşıtı ya da alternatifi olarak tanımlayan bir organizasyon değil. Pek çok oluşumun temsilcisi ‘doğa hakları’ ana fikriyle bir araya geliyor, şirketler ve politikacıların kısa vadeli veya ideolojik çıkarlarından bağımsız birer dünya vatandaşı olarak konuşuyor.

Nehirler aktığı sürece umut var
Doğa Derneği’nin başkanı Güven Eken Amazon’daki eylemde “Brezilya’da Amazon nefes vermezse, biz Anadolu’da nefes alamayız. Ilısu ve Belo Monte barajları, büyük barajların yarattığı yıkımın sembolü” dedi. Belo Monte barajına karşı çıkan Xipaia Kabilesi’nden Juma Xipaia ise “Nehirler aktığı sürece umudumuz bitmez. Baraj yapılırsa burada ve orada ne doğa, ne insan ne kültür kalacak. Şehirdekiler kullandığı enerjinin bedelini kimin ödediğini bilmeli. Bizim yaşamımız şehrin ışıklarından değersiz mi? Hasankeyf mücadelesi de çoğalarak sürmeli” dedi.

Türkiye’nin ‘yeşil’ projeleri
Türkiye hükümeti de Rio+20 öncesi yürüttüğü ‘Türkiye’nin 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’na (Rio+20) Hazırlıklarının Desteklenmesi’ projesi kapsamında ülke çapında hayata geçirilmiş en iyi ‘yeşil’ projeleri topladı. Bunları bulmak öyle zordu ki bunun için Kalkınma Bakanlığı 450 bin 250 ABD Doları kaynak ayırdı. Anlaşılan o ki HES projeleri ile darmadağın olan Anadolu nehirlerinden, sular altında bıraktıkları Allianoi’dan, kuracakları termik ve nükleer santrallardan, Hasankeyf’ten, doğayı katleden ‘tabiat’ kanunundan ve diğer ‘yeşil’ projelerden bahsetmeyecekler. Bu tavır Türkiye’ye has değil, bütün hükümetler Rio+20’ye bu şekilde hazırlanıyor.