Istrancalar'ın iki yakası: Karşıda kuş sesleri, bizde dinamit

Istrancalar'ın iki yakası: Karşıda kuş sesleri, bizde dinamit
Istrancalar'ın iki yakası: Karşıda kuş sesleri, bizde dinamit
Istrancalar'da, Avrupa'nın en büyük Longoz (su basar) ormanı yer alıyor. Bu orman, Amazon'dan sonra dünyanın ikinci büyük su basar ormanı olma özelliğini taşıyor. Doğal Yaşamı Koruma Vakfı'ndan (DAYKO) Göksal Çidem, "Bizim köylerimizden karşıya (Bulgaristan) baktığımızda gördüğümüz orman, duyduğumuz kuş ve müzik sesleri. Oradan bize bakıldığında ise Rüzgâr Enerji Santralleri, duyulan ise iş makinaları, dinamit sesleri" diyor.
Haber: FUNDANUR ÖZTÜRK / Arşivi

RADİKAL - Istrancalar adıyla bilinen Yıldız Dağları’nın bir kısmı Türkiye ’de, bir kısmı ise Bulgaristan’da yer alıyor. Her çeşit ekosistemin yer aldığı Istrancalar’ın Bulgaristan kanadı, UNESCO tarafından belirlenen Dünya Biyosfer Rezerv Alanı ve Avrupa Birliği sınırlarını kapsayan çevre koruma ağı Natura 2000 kapsamında koruma altında. Ancak Türkiye kanadında ise durum çok farklı. Kırklareli halkı ve STK’lar, Istrancalar’ı korumak için yıllar süren çevre mücadeleleri veriyor.

Istrancalar’da, Avrupa’nın en büyük Longoz (Su basar) ormanı yer alıyor. Bu orman, Amazon’dan sonra dünyanın ikinci büyük su basar ormanı olma özelliğini taşıyor. Doğal Yaşamı Koruma Vakfı’ndan (DAYKO) Göksal Çidem, “Bizim köylerimizden karşıya baktığımızda gördüğümüz orman, duyduğumuz kuş ve müzik sesleri. Oradan bize bakıldığında ise RES (Rüzgâr Enerji Santralleri) , duyulan ise iş makinaları, dinamit sesleri” diyor.

“BULGARİSTAN KADAR KORUYAMIYORUZ”

“Istrancalar’ın her bir noktası ayrı bir güzellik ve özellik dolu. Bir Bulgar dostum Istrancaları şöyle tarif etmişti: Tanrı dünyayı yaratırken düşünmüş. Afrika Güneyde, Everest şurada, Buzullar burada, okyanuslar orada olsun diye düşünmüş. Ancak Istrancaları yaratırken sadece gülümsemiş.”

(Doğal Yaşamı Koruma Vakfı'ndan Göksal Çidem)

Bulgar dostuyla arasında geçen diyaloğu bu sözlerle anlatıyor Çidem. Ancak Istracalar’ı Bulgaristan kadar iyi koruyamadığımızı da ekliyor: “Istrancalar’da taş, kil, kum ocakları ve RES’ler var. Bulgaristan tarafında her şey yasak ama bizim tarafta her türlü doğa katliamı yapılıyor. Bu alanda 2008-2009 yıllarında Avrupa Birliği projesi olarak biyosfer rezerv alan çalışması yürütüldü. Bulgaristan Istrancaları biyosfer rezerv alanı ve Natura 2000 kapsamına alındı ancak Türkiye’de ilgili kurumlar henüz bunu kabul etmedi. Istrancaların Türkiye kanadı için çok geç olmadan, hazırlıkları 2 yıldır süren Biyosfer Rezerv Alan çalışmasının bir an önce onaylanması ve kabul edilmesi gerekiyor.”

YILLARDIR SÜREN ÇEVRE MÜCADELESİ

Istrancalar’da yapılmaya çalışılan çeşitli enerji projelerine karşı halk yıllardır mücadele halinde. Bu bölgede hâlâ dava süreci devam eden ya da mücadeleler sonucu durumu şimdilik askıya alınmış birçok proje var. Göksal Çidem, “Longoz ormanlarının bulunduğu İğneada’da Entegre Termik Santral projesi planlanıyordu. Buna halkın tepki göstermesinden sonra, santral yapımı askıya alındı” diyor.

Turistik mağaraya mermer ocağı kurulmak istenmesi de bir başka örnek. Çidem şöyle anlatıyor: “Istrancalar’da turizme açık tek mağara olan 2720 metre uzunluğundaki Dupnisa Mağarası’nın 400 Metrelik bir alanı Doğal Sit kapsamında. Geri kalan alanın tam ortasına mermer ocağı yapılma ruhsatı verilmişti. Ancak yapılan itirazlar neticesinde turistik mağara da mermer ocağı olmaktan kurtuldu.”

Ayrıca ÇED dosyalarının kararlarına karşı itiraz sesleri Istrancalar’dan da yükseliyor: “Gerçeğe aykırı ÇED dosyaları hazırlanıyor. Dereköy Hudut bölgesinde 9000 dekar ormanlık alana altın madeni için ÇED gerekli değildir kararı çıkarılmıştı. Halk ve STK’lar tarafından açılan yürütmenin durdurulması ve iptali davası sonucunda ormanlık alan şimdilik kurtarıldı.”

YARGI SÜRECİ DEVAM EDİYOR

Hâlâ yargı aşamasında olan davaları da var Istrancalar’ın. Köylerin su kaynaklarının, tarihi kale kalıntılarının karşı karşıya kaldığı çevre felaketi henüz askıda olan davalar arasında. Çidem bu durumu şöyle anlatıyor: “Pınarhisar’ın Yenice köyünün su kaynakları üzerinde faaliyet gösteren taş ocağına, köy muhtarlığı dava açtı. Taş ocağının faaliyeti kısa süreli olarak durduruldu ve yargı süreci devam ediyor.Benzer bir durum Çukurpınar Köyü’nde de yaşandı. Roma döneminden kalan bir kale kalıntısı ve köyün su kaynakları üzerine patlamalı kalker ocağı ve kırma eleme tesisi için ÇED gerekli değildir kararı verilmişti. Muhtarlığın dava açmasıyla birlikte dava süreci devam ediyor.”

Ayrıca, 2012 yılında bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Türkiye’nin en temiz 3. köyü seçilen Armağan köyünde, su kaynakları üzerine patlamalı kalker için 2013 yılında proje dosyası duyurusu yapılmış. Köyün ve STK’ların itirazları sonucu ise süreç şu an beklemede.

“VİZE'DEN EGE DENİZİ GÖRÜNMEZ Kİ!”

Sadece ÇED raporlarının değil, Istrancalar’da yapılması planlanan proje dosyalarının da gerçeği yansıtmadığını söylüyor Çidem: “Bu faaliyetler için ÇED danışmanlık ve proje firmaları tarafından hazırlanan proje tanıtım dosyaları kopyala-yapıştır yöntemiyle hazırlanıyor. Örneğin Vize İlçesi Evrencik köyüne kurulması planlanan 70 tane RES peyzaj alanından ‘Ege Denizi’ görünmektedir diyerek, projeye bir de Ege denizi fotoğrafı konmuş. Kırklareli Vize ilçesinden ne Marmara Denizi, ne de Karadeniz görünmez. Ama proje dosyasını hazırlayanlar Ege’yi görmüşler. Ayrıca, Demirköy İlçemiz için 28,000 dekar alanda 91 Noktada bakır madeni sondaj çalışması için hazırlanan dosyada bölgeye ait olmayan Flora-Fauna verileri eklenmiş. Üstelik de sondaj, Demirköy içme suyu kaynakları üzerinde yapılacak.”

“ERGENE'Yİ YOK ETTİLER”

Çidem, Çerkezköy ve Çorlu bölgesindeki projelerin yanlış politikalarla yürütüldüğünü ve bu yüzden Ergene nehrinin kirletildiğini söylüyor. Sanayinin bu bölgelere ‘aş ve iş’ vaatleriyle geldiğini ancak ortaya çıkan kirliliğin yıllardır var olan geçim kaynaklarını da yok ettiğini söylüyor: “Ergene Nehri o kadar çok kirletildi ki, analizlere göre nehirde 'niteliği belirsiz sıvı' akıyor. Dolayısıyla tarımsal kayıplar yaşanıyor ve nehir kenarında tarım yapılamıyor. 40-50 yıl önce tarımsal sulama ve balıkçılık yaparak geçimini sağlayanlar vardı. Bugünkü hali ise felaket. Önce Ergene’deki yaşam bitti. Ardından topraklar kirlendi. Tarım ve balıkçılık bitti.”

Ergene’den ders çıkarılmadığını söyleyen Göksal Çidem, Istrancalar’daki projelerin Marmara Bölgesi ve özellikle İstanbul için önemi üzerinde duruyor: “Bu yarım ada ülke nüfusunun neredeyse %20 sini barındırıyor ve bunlara hayat veriyor. Istranca’daki su kaynakları aynı zamanda İstanbul’un da su kaynağı. Kuzeye akan derelerimiz İSKİ’ye ait. Bu kaynakların zarar görmesi İstanbul için de risk oluşturuyor. Aynı zamanda Balkanlar’dan gelen hava akımları da Istranca’dan etkilenir o yüzden İstanbul’un nefes borusudur.”

“DERDİMİZ RES'LERLE DEĞİL”

Istrancalar’da en az 10 tane Rüzgar Enerji Santrali (RES) bulunuyor ve Çidem’e göre daha fazlası da proje aşamasında: “Son 5-6 yıldır Istranca’ya RES’ler kuruluyor. Geçen yıl bunlara karşı mücadele başlattık. Evrencik köyündeki RES’ler çok büyük orman alanı içerisinde yer alıyor. Bu bölgeye 10 tane Rüzgâr Enerji Santrali kuruldu ve proje aşamasında daha yüzlerce kurulması planlanıyor.”

Ancak Doğal Yaşamı Koruma Vakfı’ndan Göksal Çidem, meselenin sadece ‘RES’ olmadığını söylüyor ve ekliyor: “RES konusunda bize, ‘Siz rüzgâr enerjisine de karşınız’ dediler. Asla karşı değiliz. Sadece planlanan yerler yanlış diyoruz. Çünkü Bulgaristan Istrancası’nda hiç yok. Bulgaristan’ın her yerinde RES var ama Istrancalar’da yok. Çünkü o alanlar biyosfer rezerv alanı ve Natura 2000 kapsamında. Bulgaristan’a gidip görme imkânı olmayanlar İzmir Karaburun’a baksınlar. Yüzlerce kuruldu. Ne doğal ne de sosyal yaşam kaldı.”