Ne yediğimizi biliyor muyuz?

Ne yediğimizi biliyor muyuz?
Ne yediğimizi biliyor muyuz?
Yediklerimizin önce tadını ve kokusunu bozdular, sonra besin değerini yok ettiler, şimdi de genetiğini bozuyorlar...
Haber: DENİZ SÖZÜDOĞRU / Arşivi

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2011 başından beri genetiği değiştirilmiş önce üç soya ardından da 13 mısır yeminin ithalatına onay verdi. Şu anda da karar için bekleyen dokuz adet daha yem amaçlı GDO’lu mısır Biyogüvenlik Kurulu’nun masasında duruyor. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta, peynir gibi temel gıdalar, kontrolümüz dışında sofralarımıza geliyor. Üstelik GDO’lu yemle beslenmiş hayvanlardan elde edilen ürünlerde bir etiket bulunmuyor. Yani tüketicinin tercih hakkı yok. Sırada GDO’lu mısır, soya ve patates gibi genetiği değiştirilmiş gıda başvuruları var ve hepsi tabağımıza gelmek için onay bekliyor.
GDO yani Genetiği Değiştirilmiş Organizma aslında doğada var olmayan bir canlı. GDO, bir canlının genetik özelliklerinin insan eliyle laboratuvar ortamında değiştirilmesiyle elde ediliyor. Genellikle bir canlı türünün doğal hayatta sahip olmadığı bir özelliği, bir başka canlıdan gen aracılığıyla aktarılıyor. Örneğin mısıra zehir salgılayan bir bakteriden gen transfer edilerek mısırın böcek öldüren zehir üretmesi sağlanıyor. Oysa bir canlının bütünlüğü ve gen yapısı, çok hassas bir doğal dengeyle oluşmuştur. Bu dengeyi bozmanın sonuçlarının nelere mal olacağını bilmiyoruz! 

Hangi amaçla üretiliyor?
Dünyada yoğun biçimde kullanılan GDO’ların yüzde 99’u sadece iki özellik taşıyor, böcek öldüren zehir içermek ve yabancı otları yok eden kimyasal ilaçlara dayanıklı olmak. Böylece tarlalarda fütursuzca zirai ilaç kullanılabiliyor. Mısır, soya, kanola ve pamuk ticareti yapılan GDO’ların yüzde 99’unu oluşturuyor. 

GDO’lar açlığa çare mi?
Hayır! Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası’nın öncülüğünde 300 bilim insanı tarafından hazırlanan ve Türkiye ’nin de imzaladığı Dünya Tarım Raporu, GDO’ların verim artışı sağlamadığı ve açlığa asla çözüm oluşturmadığını açık olarak ifade eder. Zaten mevcut GDO’ların hiçbirisi verim artışını amaçlamamaktadır. Hedef sadece ot ilaçlarına direnç sağlamak veya yabancı böcekleri zehirlemektir. Zaten açlık konusu bir gıdaya erişim problemidir, sosyal bir problemdir ve çözümü de teknolojiden geçemez. 

Peki GDO’lar niye var?
Tohum üreten dev küresel şirketler aynı zamanda zirai ilaç da üretirler. Bu şirketler üretip patentini aldıkları genetiği değiştirilmiş tohumları yaygınlaştırarak kimyasal ilaç satışlarını da arttırmayı hedeflerler. Böylece üreticiler gitgide daha fazla kendilerine bağımlı hale gelirler. GDO’ların dayattığı endüstriyel tarım yöntemlerinden sadece devasa tarım şirketleri kazanç sağlarken, üreticiler, tüketiciler ve doğa büyük zarar görür.

YERSEK ne olur?

İnsanlarda… 
* Böcek zehirlerinin sindirim sisteminde birikimine 
* Ölümcül alerjilere 
* Önceden kestirilemeyen sayısız sağlık risklerine

Doğada… 
* Kelebek gibi zararsız canlıların ölümüne 
* Kimyasallara dayanıklı süper böcek ve yabani bitki türlerinin oluşmasına 
* Hayvanlarda antibiyotik direncine neden olabilir…

GDO’ya karşı mücadele
Greenpeace Akdeniz, biyolojik çeşitliliğin devamı ve sağlıklı nesiller için birlikte mücadeleye çağırıyor www.yemezler.org’a imza vererek GDO’ları engelleyebiliriz. 

DENİZ SÖZÜDOĞRU: Greenpeace Akdeniz İletişim Sorumlusu