'Ahtamar' da tipik bir AKP klasiği

'Ahtamar' da tipik bir AKP klasiği
'Ahtamar' da tipik bir AKP klasiği

Ayine hazırlanan Ahtamar da kilisiye haç dikilmemesi tartışma oldu. Teknelerle adaya taşınanlar Jandarma komando yazılı tepenin önünden geçti.

Ermeni tabusu bugün, devlet açısından Ahtamar'daki ayinle yıkılıyor. Ahtamar olayı tipik bir AKP klasiği. Şöyle ki, AKP hiç kimselerin yapmaya cesaret edemediği bir işi yapmıştır, büyük olaydır, ama korkusundan yarım yaptığı için ne o tarafa yaranabilmiştir ne bu tarafa
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Olayın muhasebesi
Saat 16.00’daki uçağa yetişmek için dönmeliyiz artık. Tekne filoları hâlâ harıl harıl insan götürüyor adaya. O anda, arkalarda bir aletten bir anons geliyor kulağıma. Bir Alperen grubunun adaya çıkmak için tekneye bindiğini, iskelede engellenmesini emrediyor.
Dönüş yolunda, dağın yamacına yazılmış ay-yıldızlı yazının fotoğrafını çekiyorum: ‘Jandarma Komando’. Kürtler ne biçim memnun ve mutlu oluyorlardır gelip geçtikçe. Ama biz Kürt meselesine girmeyelim, çıkamayız, bugünkü olayın muhasebesini yapalım.
Ermeni tabusu bir miktar 2005’teki ilk Ermeni konferansıyla, sonra Hrant’ın arkasından yürüyen yüz bin insanla, sonra da otuz küsur bin kişinin imzaladığı özür kampanyası sonucu Türkiyeli insan açısından yıkılmıştı. Bugün, devlet açısından da Ahtamar’daki ayinle yıkılıyor.
Tabular bir kere yıkılırlar. Yıkıntıyı kaldırmak, tepkilerle uğraşmak zaman alır ama, yıkılmış tabunun davası olmaz artık.
Tabu yıkılması iki türlü etki yapar. Bir ‘domino etkisi’ yapar, yıkılan her tabu diğerlerini devirir. İkincisi ve daha önemlisi, sonunda bütün bir zihniyet yıkılır. Şöyle ki, tabuyu yıkarsın, ama hayret, ülke batmaz. Oysa batması lazımdır; sittin senedir battı-batıyor diye çığrışılmıştır. Batmaz ve zihniyet yara alarak batar. İşte bunun içindir ki bugün fevkalade önemli bir gün.
Diğer yandan, Ahtamar olayı tipik bir AKP klasiği. Şöyle ki, AKP hiç kimselerin yapmaya cesaret edemediği bir işi yapmıştır, büyük olaydır, ama korkusundan yarım yaptığı için ne o tarafa yaranabilmiştir ne bu tarafa. Aslında, bütün Ermeni meselesi bundan ibarettir: AKP hiçbir partinin cesaret edemediği, bırak cesaret etmeyi, düşünemediği protokolleri imzalamıştır ama bunlarda öngörülen sınırı açamamıştır. Bu olayda da Surp Haç Kilisesi’ni restore etme cesaretini göstermiş ama Surp Haç’ın haçını koyamamıştır, törene katılması düşünülen bakan ve valiyi yollayamamıştır. Vali Karaloğlu olayı helikopterden denetlemiştir.
Le Monde’undan Ermenistan Devlet TV’sine kadar oradaydı. Birçok kişiyle ve bu arada benimle de konuştular. Bu açılış bir dış politika manevrası mıdır, yoksa bir değişimin işareti mi diye sordular.

Şov mu, değişim mi?
Tabii ki işin içinde realpolitik kaçınılmaz olarak var. Tabii ki bu türden olaylarla baskı azaltılır diye umuluyor. Ama şu da var ki, bu tür olaylarla tabu yıkılıyor, değişim hızlanıyor, bazı kişilerin ezber gereği marifet sandıkları musibet, ulus-devlet musibeti çöküyor, demokratik devlet geliyor.
Bu musibet 87 yıldır milleti etnik-dinsel bakımdan tekdüzeleştireceğim diye insanları insanlıklarından çıkardı. Yapabildiği zaman asimilasyon yaptı, yapamadığı zaman etnik-dinsel temizlik yaptı. ‘Milli iktisat’ adı altında sermayeyi gayrimüslimden gasp edip Müslüman tüccara transfer ettiği için de, ülkenin sınaileşmesini tam elli yıl geciktirdi. Çünkü ticaret ancak asırlar içinde kurulabilen ilişkiler demekti, ticaret raconu diye bir şey vardı, bunlar maalesef sermayenin gaspıyla birlikte tevarüs edilemiyordu.
Sonunda da. biraz zor aldı ‘Milli İktisat’ı ulus-devlet. Çünkü, biz solcuların da 1960’larda zannettiğinin (ve şimdiki kimi safların hâlâ da zannetmeye devam ettiklerinin) aksine, burjuvanın ‘milli’si ‘komprador’u olmazdı. Burjuvazinin tek kitabı, ‘kârın maksimizasyonu’ idi. Bu maksimizasyon devletçi politikayla gerçekleştiği zaman ‘milli’ oldu, uluslararası düzene entegre olmakla gerçekleştiği zaman memnuniyetle ‘gayri milli’ oldu.
Cumhuriyet’in üzerine temel yükselttiği burjuvazi, mitolojideki Janus idi; hâlâ kimi safların şarj edemediği Janus. Bir yüzü geçen yıla, bir yüzü gelecek yıla bakan ocak ayına (January, Janvier) adını veren Janus. Ulus-devlet bunu doğurmak ve yüceltmek üzerine kurulmuştu ama, kimi saflar devletçiliği sosyalizm sandı. Ben de bunlardan biriydim, tabii. 

Protestan AKP, Katolik Kemalistler
Bu arada, dinle hiç ilgisi olmayan Kemalistler, Kemalizm’i dinden beter ettiler. Çünkü din zaman içinde değişiyordu, Kemalistler değişmiyordu. Sonunda, şu ‘acayip’ ama tarihsel tablo ortaya çıktı (bkz. Tablo-1):
1920 ve 30’larda Kemalizm ‘yukarıdan devrim’le bir Batıcı çağdaşlaştırma yapmıştı. Buna aşağıdan, esas olarak dinsel bir reaksiyon gelmişti. Bunları herkes biliyor.
Çoğu Türkiyelinin henüz bilmediği, 2000’lerde ikinci bir çağdaşlaştırma dalgası daha geldi. Bu da Batı’dandı. Birincinin başladığını tamamlamaktan başka bir şey yapmıyordu ama (bkz. Tablo-2), birinciyi yapanların torunları bunun farkında değildi. Tam tersine bu torunlar ona ulusalcı bir reaksiyon verdiler, çünkü hem ayrıcalıkları elden gidiyordu hem de “Tehlikenin farkında mısınız” deyip mazoşistçe bir korkuyla sarmalamışlardı kendilerini. Korku, ayakta kalabilmek için idealdir.


Bu arada, bu ikinci dalgayı yürütmek de, 1920’lerdeki dinci reaksiyonu verenlerin torunlarına nasip oldu, çünkü burjuvalaşmak nedeniyle ‘Protestanlaşmış’ idiler. Katoliklik de, tabii, Kemalistlere kalmıştı...
Küçük Surp Haç Kilisesi’ndeki ayin hem Türkiyeliler hem Ermeniler için büyük ve mutlu sonuçlara yol açacak. Çünkü ne kadar titrek sesle de olsa, geçmişe doğru ileriyi temsil ediyor. Osmanlı’nın farklılıklardan korkmayan, farklılıklara saygı gösteren yanına geri giderek AB’ye ilerliyor.
Rıza Tevfik’in İstanbul’daki Mihrimah Sultan Camii  için yazdığı şiirle bitirelim:

Harap Mabet

Vardım eşiğine yüzümü sürdüm
Etrafını bütün dikenler sarmış
Ulu mihrabında yazılar gördüm
Kim bilir ne mutlu zamandan kalmış

Batan güneşlerin ölgün nigâhı
Karartmış bırakmış o kıblegâhı
Mazlum bir ümmetin baht-ı siyâhı
Viran kubbesine gölgeler salmış

İslamın bahtiyar bir zamanında
Âb-ı hayat varmış şadırvanında
Şimdi harap olan sayebanında
Dem çeken kuşların ömrü azalmış

Ayât-ı hikmet var kitabesinde
Bir ders-i ibret var hitabesinde
Bağ-ı cennet olan harabesinde
Tekbir sedaları artık bunalmış

Hey Rıza secdeye baş koy da dinle
Taşlar dile gelsin senin derdinle
Efsane söyleyim, ağla, hem dinle
O şerefli mazi meğer ‘masal’ mış

BİTTİ