Gerçeği bulmak için milli duygulardan arınmış, dürüst bir diyalog şart

Gerçeği bulmak için milli duygulardan arınmış, dürüst bir diyalog şart
Gerçeği bulmak için milli duygulardan arınmış, dürüst bir diyalog şart

Hairenik Derneği?nin Boston?daki binası (solda), Armenian Weekly, Hairenik ve The Armenian Review gazetelerinin yanı sıra Taşnak Partisi?nin ABD?nin doğusundaki bölge merkezine de ev sahipliği yapıyor. Baskın Oran?la söz konusu söyleşiyi yapan Haçik Muradyan (üstte) Armenian Weekly?nin genel yayın müdürü.

Türkler ve Ermeniler, gerçeği bulmak ve horoz döğüşünü sona erdirmek için bilimsel kaygıyla dolu ve milli duygulardan arınmış dürüst bir diyalog kurmalı
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Söyleşi çıkınca, Diasporalı bir Ermeni arkadaştan şu notu aldım:

 Sevgili Baskın,
Armenian Weekly’deki röportajında “1839’dan sonra karşılıklı öldürme” konusunda söylediklerini arkadaşlarla tartıştık. Grubumuzdan biri aşağıdaki paragrafı yazmış. Orada ne demek istemiş olduğunu kısaca izah eder misin? Yararlı olur, zira söylediklerin bazılarımızı rahatsız etti.
Teşekkürler,
Xxx
“1839 sonrasında Ermenilerin Türkleri öldürdüğüne dair hiçbir örnek hatırlayamıyorum. Sanırım Baskın Oran 1839’u, Sultan Abdülmecid Tanzimat Fermanı’nı
o yıl ilan ettiğinden, yani Tanzimat döneminin başlangıcı olduğundan dolayı seçmiş. Bu vaatler ve sözlerle dolu bir dönemdi, bu yüzden niye Ermenilerin Türk komşularını öldürmeye başlamış olabileceklerini anlamıyorum. En başta, birilerini öldürebilmeleri için silahlanmaları lazımdı ve silah falan taşımıyorlardı. Ayrıca Abdülmecid Ermeniler, hatta Osmanlı İmparatorluğu dışında yaşayanlar arasında bile son derece popülerdi. Rusya’da yayınlanan bir Ermeni dergisinde çıkan bir makalede Abdülmecid ‘pare-hişadag’
(kutlu hatıra) olarak anılır.”

Bu paragrafa şu yanıtı yolladım:
Sevgili Xxx,
Lütfen arkadaşlarına selamlarımı ilet ve söylediklerimi açıklamam için soru sormalarından dolayı teşekkür et. Çünkü normal olarak insanlar böyle durumlarda sessiz kalır ve başkalarının yanlışlarıyla sınırlı olan kendi bilgileriyle başbaşa kalırlar; insan doğasıdır bu. Türkiye’de sokaktaki tek bir insanı bile 1915’te bir milyona yakın Ermeninin yaşadığı felaketten Osmanlı yönetiminin sorumlu olduğuna ikna edemezsin. “Ermeni komitacılar dedelerimizi ve ninelerimizi öldürdü” diyeceklerdir.

Şu üç unsura hiç değinmeyeceğim: 1) Ermeni köylü isyanları (ilki 1862’te Zeytun’da; ikinci Zeytun 1895’te Hınçak tarafından çıkartıldı); 2) Ermeni aydınları tarafından örgütlenen ses getirici eylemler (1896’ta Galata’da Osmanlı Bankası baskını, Temmuz 1905’te II. Abdülhamid’e düzenlenen suikast vs.); 3) 1915-16 katliamlarına tepki olarak gelişen intikam faaliyeti (1918 sonrası misillemeler, 1973 sonrası ASALA ve JCGA cinayetleri vs.). Sadece Kilikya ve Doğu Anadolu’da, 1880’ler sonrası Ermeni aydınları önderliğinde yürütülen silahlı Ermeni faaliyetiyle sınırlı olarak yazacağım; zaten Haçik Muradyan’la yaptığımız söyleşide bahsettiğim bunlardı.

Ermeni çetelerinin ve siyasi partilerinin örgütlü silahlı faaliyetleri 1839’da değil, daha sonra, en azından 1878 Berlin Anlaşması’nın sonrasında başladı. Bildiğiniz gibi bu antlaşmada Çerkeslerin ve Kürtlerin Ermenilere zarar verdiği, İmparatorluğun gerekli önlemleri alıp periyodik raporlar hazırlaması gerektiği belirtilmişti (md. 61). Bu önlemler, söyleşide kısaca ifade etmeye çalıştığım sebepler yüzünden alınamadı (“Sultan [Abdülhamid] şikayetlere kulak verebilirdi, fakat...”). Bunun ardından  daha da huzursuzlaşan Doğu Anadolu Ermenileri, Ermeni küçük burjuva Marksist/narodnik/anarşist aydınların önderliğinde çeteler oluşturmaya başladılar. Osmanlı yönetimine karşı savaşmaya, Müslüman köylerine baskın yapmaya başladılar. Malum, bunlara  Ermenicede “fedayi”; Türkçede “komitacı” denir; internette çok sayıda fotoğrafları var. Silahlar genellikle Rusya’dan geliyordu. Bu bağlamda Hınçak (1887, Cenevre) ve Taşnak’ın (1890, Tiflis) kuruluşlarını hatırlamakta yarar var.

(Bir ayrıntı: Elbette Millet Sistemi’nde [1454-1839]  gayrimüslimlerin silah taşıması yasaklanmıştı. Fakat bu kağıt üzerindeki durumdu ve kentler içindi. Doğu Anadolu’nun ücra yerlerinde ateşli silahı olmayan birinin hayatta kalması nasıl beklenir? Bugün bile böyle! Diğer yandan, yeryüzündeki en barışçı insanlar olan Asuriler/Süryaniler bile bu karmaşa içinde Müslüman köylerine baskınlar yapabiliyordu; lütfen benim şu yayınıma bakınız: M.K. Adlı Çocuğun Tehcir Anıları - 1915 ve Sonrası, Istanbul, İletişim Yayınları, 2005 [İngilizce mektupta bu Türkçe baskıyı değil, Fransa’da 2008’de yapılan baskıyı zikrettim -B.O]. Bu, 1905’te doğan ve 1977’de Sydney’de ölen Adanalı Manuel Kırkyaşaryan’ın bizzat teype okuduğu ve oğlu Stepan’ın da yayınlanması için bana ilettiği Türkçe anılar). 
Bu silahlı mücadelenin iki amacı vardı: Birincisi ve en önemlisi nefsi müdafaa. İkincisi ise sözünü ettiğim “Bulgaristan Modeli”ni başlatmak. Yani, Kışkırtılan bir Devlet Ÿ Onun cezalandırma girişimi Ÿ Büyük Devlet müdahalesi Ÿ Özerklik (Bulgaristan için: 1878) Ÿ Bağımsızlık.

Şu anda iki yeni kitap yazmak için Bodrum’dayım; Ermenilerle ilgili kitaplarım yanımda değil. Bütün bunlar hakkında Türk kaynaklarından alıntı yapmak kolay, fakat doğru bulmadım. İki saygın Ermeni akademisyenin, internetten de bakılabilecek kitaplarını hatırlayabiliyorum: Ter Minassian (d. 1929) ve özellikle Nalbandian (1926-1974):
Anahide Ter Minassian, Ermeni Devrimci Hareketinde Milliyetçilik ve Sosyalizm (1887-1912) [İngilizce mektupta bunun Fransızcasını verdim -B.O.]

Louise Nalbandian, Ermeni Devrimci Hareketi. On Dokuzuncu Yüzyılda Ermeni Siyasal Partilerinin Gelişimi, Berkeley ve Los Angeles, University of California Press, 1963 [Bunun da İngilizcesini verdim -B.O.] Bu kitap internette şöyle tanıtılıyor: “Ermenilerin Türkler tarafından 1896’da katledilmesiyle son bulan 1862’deki ilk önemli Ermeni isyanından başlayarak, Ermeni devrimcilerinin Osmanlı Türk yönetimine karşı silahlı mücadelelerinin ayrıntılı tarihi.”
Sana ve arkaşlarına en iyi dileklerimi sunarım sevgili Xxx,
b.
(Not: 1) Arkadaşının “karşılıklı, fakat asimetrik” öldürmelerin başlangıcı olarak nasıl “1839”u aldığını merak ediyorum; 2) Kendisi “Türkler” derken Müslümanları kastediyor olmalı.)

Bunun arkasından, başka bir Ermeni araştırmacıdan daha mektup aldım. Kendisi mektubunun basılmasına izin vermediği için kısa özetini vermekle yetiniyorum:

Nalbandian Ermenilerin Türkleri “katlettiğinden” bahsetmez. Ermenilerin “ayaklandığını” ve “kendilerini müdafaa eylemleri” yaptığını söyler. Belki bunlar “katletmek” için kullanılmış kodlardır ama yazar tam böyle söylemiyor. Armenagan partisi tarafından kimi kişilere yöneltilmiş bazı “terrörist hareketler”den bahsediyor. Ter-Minassian’da da katliamların “karşılıklı” olduğuna ilişkin fazla bir şey göremiyorum. “Fedayi adı verilen 10-15 kişilik seyyar çeteler halinde örgütlenmişlerdi. Misillemeye yol açacak saldırı hareketlerinden kaçınırlardı. Aynı zamanda, köylülere kendilerini savunmaları için yardımcı olurlardı” diyor.
Yani, en azından saydığınız kaynaklarda, ben Ermenilerin Türkleri öldürdüğünü gösterecek kanıtlar bulamıyorum. Hatta “asimetrik” olarak bile.
Yeni bilgiler almaktan her zaman memnun olacağım.
Xxx

Buna verdiğim cevap şöyle:
Sevgili Xxx,
Şu an Bodrum’dayım, alıntıladığım bilgileri içeren sayfaları işaret edecek kaynaklardan yoksunum vs. ve daha önemlisi buna vaktim yok. Sizin de okuduğunuz iki Ermeni kaynağını yıllar önce okudum ve sizin de dürüstçe işaret ettiğiniz gibi birçok şey kodlanmış (“terörist eylemler” veya “yasadışı metotlar” vs.). Başka nasıl olabilir ki zaten? Kendi cemaatinin tarihinden söz ediyor, çok “hassas” şeylerden bahsediyor ve aynı zamanda akademik ilkelere de bağlı kalmak istiyor. Silahsız “isyan” diye bir şey duyan var mı?

Tarihlere gelince, Ermeni silahlı faaliyetinin Hamidiye Alayları sonrası durduğunu hiçbir yerde söylemedim. Tam tersine. Başlıca devrimci parti Hınçak 1890’dan [Hamidiye Alayları’nın kurulmasından -B.O.] sadece üç yıl önce kuruldu ve bu faaliyet en son ‘âna’, örneğin 1915’teki Van isyanına kadar sürdü. Tabii, Van Ermenilerinin zevk için isyan ettiğini kim söyleyebilir, fakat bana sorulan soruda yapılan itiraz şuydu: “Ermenilerin Türkleri öldürdüğü bir örnek hatırlayamıyorum.” Ermeniler kanatsız melek mi allahaşkına? Diaspora içinde 1839-1915 döneminin fazla incelenmediğini biliyordum, fakat Murad veya Cangülyan gibi devrimcilerden/ komitacılardan/ kahramanlardan/ fedayilerden/ teröristlerden/ yurtseverlerden (dürüst bir biliminsanı için onların nasıl adlandırıldığı önemli değildir) kimsenin haberdar olmamasını beklemezdim. Libaridian’ın ‘Ermeni Yakın Tarihindeki Siyasi Şiddetin Kökenleri’ adlı çalışması hatırlayabildiğim kadarıyla sadece ASALA’dan söz etmekle kalmaz. Ayrıca bir gerilla komutanının hatıralarını da hatırlıyorum, Ankara’daki kitaplığımda mevcut, fakat ismini hatırlamıyorum.

Tarihleri boş verin; kim kesin tarih verebilir ki? Bütün söylemek istediğim sadece iki şey: 1) Gerçeği bulmak ve horoz döğüşünü sona erdirmek için bilimsel kaygıyla dolu ve milli duygulardan arınmış dürüst bir diyalog kurmalıyız; 2) İki milliyetçilik arasındaki gerçek etkileşimi anlamak için 1839-1915 dönemini ciddiyetle araştırmalıyız. Elbette, her şeyin asimetrik olduğunu unutmuyorum: Bir çoğunlukla bir azınlık çatıştığında ortada simetri yoktur.

Bütün söylemek istediğim bu. Ve dikkat ettiyseniz, hiçbir Türk kaynağından, hatta Kamuran Gürün’ün İngilizce de basılmış olan Ermeni Dosyası adlı çalışmasından (ki iyi ve nispeten dürüst bir çalışmadır) bile alıntı yapmadım.
Hiç tanışmamış olsak da, Anadolu’da adet olduğu üzere, iki yanağınızdan öpüyorum.
b.

YARIN: Baskın Oran’ın 26 Ocak 2008’de Paris’te düzenlenen Hrant Dink’i anma gününde yaptığı konuşma