Eyvah, üniversite çok hızlı büyüyor

Eyvah, üniversite çok hızlı büyüyor
Eyvah, üniversite çok hızlı büyüyor
Dersimli, diliyle, diniyle çok çok özel. Türkler de Kürtler de onu kendine benzetmeye çalışıyor. Dersim de direniyor. Bütün 'ulusal' kurumlar gibi üniversite de çok korkutuyor Dersimliyi: 'Gelecek öğrenciler bizim dokuyu bozacak.'
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Artık bitirelim. Çok, ama çok başarılı bir sempozyumdu. Yapılması bile büyük olaydı; başında söyledim. Burada kimi örgütler ve dergi çevreleri karşı çıktılar. Bu çevrelerle görüşmeyi özel olarak istedim. Haber yolladım. Geri dönüş olmayınca, Eğitim-Sen’e gidip kart bıraktım. Yine gelmediler. Gelmeyişleri için “Boşver, olmuş bitmiş şeyler” diyorlarmış. Argümanlarını mecburen dolaylı vereceğim:


Sempozyuma iki amaç atfediyorlarmış: 1) Devletin Dersim meselesini saptırma ve Fethullah hareketine teslim etme çabasıdır; 2) Kürt ulusal hareketini [ PKK ] tasfiye etmek için Zazacılığı geliştirme çabasıdır.


Öğreniyorum ki, belediye başkanının davet edilmediği yayılmış. Oysa belediye başkanı bana bizzat söyledi başka yerde bildirisi olduğu için gelemediğini, yoksa gelmeyi istediğini. Yine öğreniyorum, halk arasında “Biz davetli değiliz, halk giremez”in yayıldığını. Katılmak isteyenler olmuş ama kapıdan döndürülürüz diye çekinmişler. Bunda biraz da ‘sempozyuma kayıt’ kavramının iyi anlatılmamasının rolü var. Ama bu coğrafyada ilk defa böyle bir şey yapılıyor; normaldir.
Anlatıyorlar ki, Dersim hareketi Güneydoğu’dakiyle pek aynı değil. Dersim sol ile ilişkiden 1960’lardan itibaren etkilenmiş. Güneydoğu ise PKK’yla birlikte 1980’lerin ortasından itibaren politize olmuş. Üslup ve yaklaşımları farklı. Mesela PKK ateşkes ilan ediyor, Dersim itiraz ediyor. Kandil ABD’yle görüşüyor, Dersim reddediyor. Katiyen daha ‘sert’ olmak anlamında söylemiyorum; bir yandan özel olmanın, bir yandan da kendini tecrit etmenin sonucu olsa gerek.


‘Rayvere Qop’ benzetmesi
Bu olayın bir benzeri ‘Amed Sempozyumu’ olarak Diyarbakır’da yapılsaydı, BDP desteklerdi. Burada kesinlikle karşı çıktı, katılmadı, engellemeye çalıştı. Katılanlar da şu anda internet forumlarında hain ilan ediliyor. Tabii, ‘Dersim terminolojisi’ kullanılarak. Mesela Hüseyin Aygün’e bir yandan “Fethullah’ın kucağına oturdu” denirken, bir yandan da ‘Rehber’ veya ‘Rayvere Qop’ denerek. Rehber, 1930’larda Seyit Rıza’nın hain yeğeni. Görevini yaptıktan sonra askerler tarafından öldürülecek ve kendisine verilen para alınacak.
Konuştuklarımdan biri de, Emek Partisi İl Başkanı Hüseyin Tunç (bu yazıda tam 6 kişi oldu; burada herkesin adı Hüseyin!). Sempozyumu protesto bildirisine katılmak istememiş parti. Milletvekili Şerafettin Halis’i aramışlar, “Ben onları aradım, bir kısmı dinlemiyor, basın açıklaması yapacak” demiş.


Tek taraflı aşk
Herkese sordum, yerel gazeteler niye yazmadı diye. “Biz ciddiye alınmadık, enforme edilmedik” demişler. Düzenleyenler profesyonel olmadığı için halkla ilişkiler olayı zayıf, kabul. Ama “yerim dar, yenim dar, oynamayı bilmiyorum” da var. Nitekim anlatıyorlar, ben açılış konuşmamda Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkmenlik ve seyitlik üzerine söylediklerini aktardım ya, Doğan Medya’nın CHP’li temsilcisi şöyle demiş ve bir daha gelmemiş: “Anlaşıldı. Bu CHP’ye vurma sempozyumu.” Hazret gazeteci ama “önce CHP’li.” Sinirlenip gidiyor, artık İstanbul’a haber iletmiyor. Sonuç olarak ulusal medyanın bu sempozyumdan haberi yok, kavga ve hadise de çıkmayınca.
Bu tek taraflı aşk fevkalade enteresan. Daha önce de söyledim, hilafetin kaldırılması CHP’ye bağlanmayı sağlamış. O 37-38’de fena vurmuş ama diğer partilerden tutunacak dal çıkmamış ki. Prof. Ahmet Özer ilginç bir şey anlatıyor: “Müzisyen Metin Kemal Kahraman’a sordum, kardeşin İsmet var di mi dedim, sen nereden tanıyorsun, dedi. Böyle çoktur.”
Yine ilginç bir husus: “Yerel basından kimse bildiri vermeye çağrılmadı.” Bunların samimi beyanlar olduğuna hiç şüphe yok. Ama’sempozyum’ kavramını ilk defa duyduklarından da şüphe yok. Sempozyuma bildiri vermeye kim çağrılır yahu? Verecek olan kendisi başvurur. Hep, ‘ilk’olmanın sorunları bunlar.


‘Öğrenciler dokuyu bozacak’ Diğer yandan, bütün ‘ulusal’ kurumlar gibi üniversite de çok korkutuyor Dersimliyi. Şimdiye kadar bu kurumlardan eziyetten başka bir şey görmemişler. “Üniversite büyüyor, gelecek öğrenciler bizim dokuyu bozacak. Bir yıl içinde 2000 kişi oldular.” İlin nüfusu, köyler dahil 86.000. Bütün Türkiye’yi ürküten Fethullah olayı çok özel bir Alevi olan Dersim’i fazlasıyla ürkütüyor, o da ayrı.


İşin içinde işler var Bütün bunları anlıyorum. Ama kafamda hep sorduğum şu: Evet, Fethullahçı Sünnilikten çekinme var. Evet, PKK’nın gücünün bir biçimde azalmasından çekinme var. Ama bu korkulara rağmen, bu işin daha somut kökleri olmalı. ‘Dersim’ adını taşıyan ve başta Mehmet Bayrak ve Martin olmak üzere Dersim ve Alevilik hakkında bu kadar mürekkep akıtmış, eza-cefa çekmiş dost kişilerin katıldığı böylesine önemli bir toplantıyı inatla boykot ettirmenin başka sebepleri de olmalı. Konuştuğum insanlardan topladıklarımı birbirine eklersem, evet, var. Belediye seçimlerindeki oyları sorduğumda şunu öğreniyorum: Şu andaki BDP’li kadın başkan: 4.300, bağımsız aday: 3.800. Yakın. Bağımsız adayı Demokratik Haklar Federasyonu desteklemiş. Kimilerine bakarsan ‘Dersimleşmiş Maoculuk.’ Herkesi birleştiren fevkalade hassas bir konu olan barajlar nedeniyle yükseliyor. Dersim Dernekleri Federasyonu DEDEF’i kontrol ediyor. Bu da, PKK’da alarm zillerinin çalmasına yol açıyor: “Siz demokratik Kürt hareketini [PKK] tasfiye etmek için Zazalığı ön plana çıkarıyorsunuz.” Mesela, Seyit Rıza heykelini DEDEF yapmaya girişirken BDP elini çabuk tutup o dikiyor.

PKK’dan uyuşturucu ve fuhuş uyarısı
Gözelerden dönerken, Feyhan’a şehirdeki uyuşturucu sorunundan bahsetmişler. Hiç duymamıştım, Belediye Başkanı Edibe Şahin’e sordum: “Bally var deniyor. Söylenti çok, veri yok. Rehabilitasyon için mekân da. Yapabildiğimiz, ailelerle görüşmek. Lise mezunları arasında artış varmış, son 4-5 yılda azalmış.” Hadise? Bir düğünde kavga çıkarmışlar.
İlin yeni Emniyet Müdürü Ertan Yavaş, eski polis tipinin aksine memnuniyetle konuşan biri. Bana söyledikleri özetle şu: “2007’den beri kayıtlara geçmiş tek Bally olayı var. Ama Tunceli’de uyuşturucu kültürü yok. İstanbul’da Ballyciler SAT komandosu bile öldürdü; Bally yaygın olsa cinayet görmemiz lazım, yok. Uyuşturucu olsa, hırsızlık ve kapkaç görmemiz lazım, yok. Kovacılık diye bir şey var, o olabilir; kaynatıp buharını kokluyorlar. İçki var, ırmak kıyısında içiyorlar, etrafa zararları yok. Yalnız, gazete kâğıdı içinde içiyorlar, insanlar Bally sanıyor olabilir.”
Belediye başkanına başka bir söylentiyi sordum: Birahanelerde (9 tane) kaçak çalışan konsomatrisler: “Denetime gidince diyor ki, yanımdaki kişinin arkadaşıyım, zabıta bir şey yapamıyor. Aileler çok tepkili. Buna ve uyuşturucuya karşı, gerilla [PKK] bildiri dağıttı. İsim isim saydı, ondan sonra gözükmez oldu.”
Çok ilginç. Bildiriyi bulmaya çalıştım. İnternette var dediler. Mesela Rojaciwan sitesinde yazıyor: “HPG Dersim Saha Komutanlığı yayımladığı bir bildiri ile Dersim’de kadınların bar, gazino gibi yerlerde çalıştırılması ve bağımlı madde satımını yasakladı… uymayanlara gerekli cezai işlemlerin uygulanacağını duyurdu.”

Sonuç: Küreselleşmeye açılırken
Dersim çok güzel ve çok talihsiz bir yer, Dersimli çok onurlu ve çok talihsiz bir halk. Çünkü fazla kendine özgü. Soyuyla, diliyle, diniyle çok çok özel. Bu kimseye zarar vermese de, gerek Türkler gerek Kürtler tahammül edemiyor. Onu kendine benzetmeye çalışıyor. Dersim ve Dersimli de benzememek içgüdüsüyle direniyor ve acı duyuyor. Dersim; otoriteye itaati emreden,’yerleşik imparatorluk’ dini Sünniliğinden çok çekmişti. Cumhuriyet’le birlikte çok sevindi. Ama farkında değildi; dönem ‘ulus-devlet’ dönemiydi ve bu devlet biçimi milletin etno-dinsel açıdan tekdüze olmasını emrediyordu. Dersim , tam rahat ettim derken ulus-devlet tarafından ‘açıldı.’ Tamamen hazırlıksız. Şimdi de ulus-devlet’i ortadan kaldıran küreselleşme tarafından açılıyor. Dersim’e her türlü etki giriyor, çatışmaların bitmesine paralel olarak daha hızlı girecek. Şehrin içinde hatıra eşya dükkanı yok; kaldığımız 4 yıldızlı otelde Feyhan bakınırken yassı çakıl taşları üzerine yağlıboya resimler görmüş, çok hoşuna gitmiş. Kaç para diye sormuş, cevap: “Sizce? Siz söyleyin. Yapan bize bıraktı fiyatı. Biz de bilemiyoruz.” Dersim böyle bir durumdayken küreselleşmeye açılıyor. Yukarıda aktarmaya çalıştığım bunca karmaşık iç mücadelenin arasında...
Yiğit Dersim, güzelim Dersim, bir süre daha uğraşacak. Biz Türkiyeliler yanında olacağız.