25 yıl geçse de Halepçe dün gibi

25 yıl geçse de Halepçe dün gibi
25 yıl geçse de Halepçe dün gibi

Halepçe Anıt Müzesi nde katliam mağdurlarıyla görüşen Yerlikaya izlenimlerini Radikal e yazdı.

Haber: SİMLA YERLİKAYA / Arşivi

Halepçe’de 25 yıl önce gerçekleşen kimyasal gaz saldırısının etkileri sürüyor. Birçok Halepçeli hâlâ tedavi görüyor. “O gün 3 aile beraberdik. Neredeyse 20 kişi. Saldırı gerçekleşince Halepçe’den ayrıldık. Anep Köyü’ne gittik. Daha 5-6 yaşındaydım. okula sığındık. Ailemin çoğu o okulda gözümün önünde can verdi. Ağabeyim durumu görünce ölüleri geride bırakıp, kaçmamız gerektiğini söyledi. 4 kardeş dağlara doğru yola çıktık. Yolda ağabeyim Enver ve ablam Hatice de öldü. Ben ve bir buçuk yaşındaki kardeşim Hamide kaldık. Bir kümese saklandım. Kardeşimi de göğsüme bastırdım . Bizi İranlı kurtarma ekibi buldu, Tahran’a götürdü tedavi için. Kardeşimi göğsümde tuttuğumdan yanıkları azdı. Bizi tedavi sırasında ayırdılar. Böylece onu da kaybettim. Bir daha Hamide’yi görmedim. “
Bu sözler Holocaust ya da Ruanda soykırımını anlatan bir filmden değil. Bir kurgu da değil. Bunlar 16 Mart 1988’de Saddam yönetiminin yağdırdığı gazları soluyan Muhammed Muhammed’in sözleri. Ve bugün Halepçe onunki gibi yüreğe ağır gelen hikayelerle dolu. Halbuki Süleymaniye’den Halepçe’ye giden bir saatlik yol öyle güzel, öyle yeşil ki… Bahar geliyor. Çorak dağlar hayat buluyor. Bizse ölüme dair hikâyeler için gidiyoruz. O hikayeleri bulmamız zor olmuyor. Katliamın tanıklarını bulmak için Halepçe’nin daracık çarşısında esnafa selam vermek yeterli. Konuştuğunuz herkes ya zehri solumuş, ya da bir yakınını kaybetmiş. Bu yüzden Halepçelilerin sözleri sık sık öksürüklerle kesiliyor. Çoğu hâlâ solunum güçlüğü çekiyor. Tıpkı Kaymakam Goran Ethem gibi.

Müzede bir urgan

Ethem Halepçelilerin önemli bir kısmının hayatını ilaçlarla sürdürdüğünü belirtip ekliyor: “Ama saldırının en kötü yanı hasarın ilaçlarla tedavi edilememesi. İlaçlar sadece ağrıyı azaltıyor. Psikolojik yıkım da cabası” diyor. Ethem katliamın başsorumlusu Ali el Mecid’in yani ‘Kimyasal Ali’nin davasında Halepçelileri savunan avukatlardan biriydi. Giydiği cübbe bugün Halepçe Anıt Müzesi’nde. Cüppenin yanında ise karmakarışık hisler uyandıran bir obje var: Ali’nin 2010’da asıldığı urgan. Müze çalışanlarının çoğu mağdur. Sergilenen fotoğraflardaki naaşlar onların anneleri, eşleri, kardeşleri… O fotoğraflara bakarken size bir yandan o günü anlatıyorlar, bir yandan da Halepçe’de yeniden inşa ettikleri hayatı.
Çoğu o kara günden sonra kaçıp başka ülkelere gitmek yerine tekrar Halepçe’ye geri geliyor. Onca acıdan sonra ancak birbirlerine tutunarak tekrar yaşamaya başlıyorlar. Tıpkı Muhammed gibi. İran ’daki tedavisinden sonra Halepçe’ye geri dönen Muhammed’i anneannesi büyütmüş. Bugün karşımda duran evli ve iki çocuklu adam, artık teselliyi çocuklarında bulduğunu söylüyor. Halepçeliler o kara günden sonra hayata ancak bu şekilde tutunabiliyor.