ABD Başkanını işte böyle seçiyor

ABD Başkanını işte böyle seçiyor
ABD Başkanını işte böyle seçiyor
ABD, 2012 başkanlık seçimlerine hazırlanırken, ilginç ve karmaşık seçim sistemi de dikkati çekiyor.

Eyaletler, ön seçimlerde ya parti seçmenlerinin sandığa gidip oy verdiği “ön seçim” yöntemini ya da kilise, okul gibi yerlerde toplanıp, kimi seçeceklerini tartışarak karar verdikleri “parti toplantıları” yöntemini benimserken, bu seçimler aslında doğrudan başkan adayını seçmeye değil, eyalet delegelerinin Genel Kurul oylamasında hangi adaya oy vereceğini belirlemeye yönelik. Ama eyalet delegeleri de seçmenlerin tercihlerine “sadık” kaldığından aslında genelde daha Genel Kurul yapılmadan partilerin başkan adayları belli oluyor.

Ülkede, seçim dönemi, uzun aşamalar ve karmaşık sistem nedeniyle tüm yıla yayılıyor.

2008'deki seçimlerin ardından ABD , bu yılın başında yeni seçim dönemine girdi. Başkanlık seçimlerinin ilk aşaması olan “başkanlık ön seçimleri” gerçekleşti. Ancak bu aşama, daha çok Cumhuriyetçileri ilgilendirdi. Çünkü Demokratların 2012 Başkan adayı, şu anki ABD Başkanı Obama oldu. Bu nedenle parti herhangi bir ön seçim sürecine girmedi.

ABD'de, Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti'de başkanlık ön seçimlerinde eyaletler, kendi parti iç tüzüklerine göre iki yöntemden birini benimseyebiliyor. Bunlardan birincisi, hemen herkesin bildiği sandık başına giderek oy verme işlemi şeklindeki klasik “ön seçim” iken, ikincisi “parti toplantısı” olarak bilinen geleneksel bir seçim yöntemi.

Eğer eyalet “parti toplantıları” yöntemiyle ön seçime gidecekse, örneğin Cumhuriyetçi Parti'nin seçimlerinde, partiye kayıtlı üyeler, eyalet çapında kilise, okul, kütüphane, parti binası ve hatta özel evler gibi çeşitli yerlerde toplantılar düzenliyor.

Bu toplantılara katılan parti üyeleri kendi aralarında kimi aday olarak görmek istedikleri üzerinde tartışıyor ve gruplara ayrılıyorlar. Gruplar, diğer gruplardakileri kendilerine katılmaya ikna etmeye çalışıyor. Daha sonra, yapılan oylamada en fazla grup çoğunluğunu elde eden aday o seçim bölgesini kazanıyor. Daha sonra eyalet çapında bu şekilde belirlenen tüm sonuçlar toplanıp sayılarak sonuç belirleniyor.

“Ön seçim” yönteminde ise klasik seçim yöntemiyle parti üyeleri gidip oy kullanıyor.

SEÇMEN YETKİYİ DELEGEYE VERİYOR
“Ön seçim” veya “parti toplantıları” yöntemiyle yapılan seçimlerin ardından, partilerin başkan adayının belirlenmesinde ikinci bir aşama daha bulunuyor: Genel Kurul.

Genel Kurul'da da eyaletlerin delegeleri oylarını kullanıyor ve çıkan sonuçlara göre partinin başkan adayı belli oluyor.

Peki, ön seçim ve Genel Kurul oylamaları nasıl birbiriyle aynı sonuçları veriyor?

Aslında, ABD'de partilerin Genel Kurul oylamaları bir yönden sembolik nitelik taşıyor. Çünkü her eyaletin parti tüzüğüne göre belirlenen delegeler, kendi eyaletlerindeki ön seçimlerde çıkan oylama sonuçlarına göre Genel Kurul'da oy kullanıyor.

Burada da iki usul bulunuyor: Eyaletlere göre farklılık gösteren bu usulde ya delegelerin tamamı, eyaletlerindeki ön seçimde ilk sırada çıkan adaya oylarının tamamını veriyor ya da delegelerin oyları, seçim sonuçlarına göre orantısal olarak bölünüyor.

Yani aslında ön seçimlerde, parti seçmenleri başkan adaylarını doğrudan seçmiyor, kendi rengini gösteriyor ve bu renge göre de eyaletlerin delegeleri, Genel Kurul'a gidip, eyaletten çıkan sonucu yansıtacak oy kullanıyor. Böylece başkan adayı seçiminde ön seçimler birici aşamayı, Genel Kurul ikinci aşamayı oluşturuyor.

Ancak burada ikinci bir ayrıntı daha bulunuyor ki Genel Kurul'da da iki tip delege bulunuyor. Eyaletlerden gelip ve kendi eyaletlerindeki seçimi yansıtan delegelere “taahhütlü delegeler” denilirken, bir de genellikle şu an veya önceki seçilmiş ofis görevlisi veya parti liderlerinden oluşan “taahhütlü olmayan” ve genelde “süper delege” olarak bilinen bir grup delege daha bulunuyor. Bunlar ise Genel Kurul'da diğerlerinin aksine kendi isteklerine göre oy kullanıyor.

Dolayısıyla sonuçta tüm bu aşamaların sonunda Genel Kurul'dan zaferle çıkan kişi, o partinin başkan adayı oluyor.

SİSTEME KARŞI ELEŞTİRİLER
Bunun yanında, ABD'de başkanlık ön seçimleri, ülkedeki tüm eyaletlerde aynı anda yapılmıyor, yaklaşık 6 aya yayılıyor. Bu noktada, ilk seçimler genel olarak Ocak ayında Iowa ve New Hampshire ile başlıyor.

Ön seçimlerin uzun zamana yayılması, seçim sonuçları ve adayların durumlarında değişkenlik yaratabiliyor. Dolayısıyla bazı seçim dönemlerinde, bir adayın eyaletlerde yarışı açık farkla önde götürmesiyle daha ön seçimlerin başlangıcında veya yarısında kimin partinin başkan adayları olacağı açıkça ortaya çıkarken, bazı çekişmeli geçen seçim dönemlerinde bu, son dakikaya kadar belli olamıyor.

Örneğin, Demokratların ön seçim sisteminde delegelerin oyları, eyaletteki seçim sonuçlarını orantısal olarak yansıttığından, 2008 yılındaki Hillary Clinton ile Barack Obama arasındaki yarış son dakikaya kadar devam etmişti.

Ancak ABD'deki bu seçim sistemine yönelik ciddi eleştiriler de bulunuyor ve sistem uzun yıllardır tartışılıyor.

Partilerin başkan adaylığının ön seçimlerinin Iowa ve New Hampshire gibi eyaletlerde başlaması özellikle bazı kesimler ve eyaletlerce eleştiriliyor. Bu eyaletlerin “ ülke ortalamasından zengin, beyaz nüfus ağırlıklı, muhafazakar” olması gibi nedenlerle “ülke nüfusunu temsil etmediğini” belirten eleştirmenler, buna rağmen, buralardan çıkan sonuçların psikolojik olarak diğer eyaletlerdeki seçmenleri etkilediğini ve seçim sonuçlarının değişebilmesine neden olduğunu belirtiyorlar.

Özellikle ön seçimlerini geç yapan bazı eyaletler de kendilerine sıra gelene kadar zaten başkan adayının netlik kazandığı ve oy vermelerinin bir anlamının kalmadığını belirtiyor. Nitekim bu nedenle ön seçimlerini Haziran ayında yapan New Jersey, tarihini Şubat olarak değiştirmişti.

Bunun yanında bazı eyaletlerde aday çok az bir farkla, hatta sadece 1 oyla seçimi kazansa bile, Genel Kurul'da o eyaletin tüm delegelerinin oyunu toplayıp fark yaratabiliyor.

ABD, bu yılın ilk yarısını ön seçimler, yazı Genel Kurul, sonbaharı da asıl yarış olan ABD Başkanlığı yarışıyla geçirdi.