Ah Dimeşk ah

Ah Dimeşk ah
Ah Dimeşk ah
Suriye'nin başkenti Şam'a 'işgâl edilme korkusu' hâkim. Ama bu korku, Şam'ın renkli hayatı üzerine kara perde indirmiyor.
Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Şam bugünlerde hafif korku perdesinin altında. Bir işgal gücü tarafından kirletilme ve yıkılma korkusu. Bir nevi Bağdat sendromu. Yine de bu sis perdesi Şam’ı Şam yapan karakterini perdeleyemiyor. Karanlık çöktü diye kepenkleri indirmek için acele eden yok. İstanbul ’daki Kapalı- çarşı’nın sanki ikizi olan Hamidiye Çarşısı kentin alameti farikası. Çarşının içinden geçerken Bekdaş soluklanmak için ‘soğuk’ üslubuyla sizi çağırıyor. Her saat iç içe geçmiş mekânlarıyla dopdolu. Sahibi Muhammed Hamdi Bekdaş tipik esnaf. Dükkânın başında. Müessesenin ürün garantisi gibi hep orada. Uzun değneklerle dondurma döven 4 usta. Maraş dondurmasından bildik manzara. Ve öte yanda kazan başında külah dolduran çıraklar. Enfes dondurma harareti kesmek için birebir. Çarşının çıkışında Nuru osmaniye manzarası. Orada da bir cami var: Ünlü Emeviye Camii. 

Bab Tuma: Bir Hıristiyan mirası 
Devam eden yollar eski Şam’a çıkıyor: Bab Tuma. Daracık sokaklarda birbirine abanmış tarihi evler, tam birbirine kavuşacakken mimarın öylesine asılı bıraktığı balkonlar. Hani Osmanlı evi dediğimiz türden binalar. Yerleşim alanları eğlence ve dinlence mekânlarına dönüştürülmüş. Alternatifi bol. Ara sokaklara gizlenmiş konaktan çevrilme lokanta ya da oteller otantik. Oriantal restoran aynı zamanda otel. Avluda gecenin 12’sine kadar canlı müzik eşliğinde insanlar yiyip içiyor. Avluya nazır balkon havasındaki duman odası, nargile sefası için bulunmaz bir yer. Öteki avlunun etrafındaki odalar otel olarak tasarlanmış. Tarihi aile konakları ticaret zincirinin parçası oluvermiş. Canlı oryantal müzik sefasının sürdüğü lokantalardan bir diğeri Beyt Şami. 200 yıllık konak burası. Adana-Urfa benzeri kebap çeşitleri eşliğinde ‘tabbule’ (salata), ‘humus’, ‘baba gannuş’ (patlıcanlı garnitür salata), ‘bolo’ (öğütülmüş yeşil naneli ve limonlu içecek) tatmaya değer. Hediyelik eşya dükkânlarının dizili olduğu ana yol tarihi bir kapı-kemer ile bitiyor. 

Günbatımında Kasyun Dağı’nda olmaktan iyisi yok. Efsaneye göre Habil ile Kabil’in savaştığı dağ. Kabil’in Habil’i öldürdüğü Mağarat ül Dem burada. Şam’ı kuzeyden yüce bir balkon gibi kuşatan dağı yaran yol lokanta ve çayhanelerle dizili. Şam ayaklarınızın altında. Lübnan sağ tarafınıza, Ürdün karşınıza, Irak sol tarafınıza düşüyor. Yanımda Çerkes eşrafından Şeref Abaza “İşte Şam-ı Şerif’ deyip ekliyor: “Bizim Çerkesler 1860’larda Kafkasya’dan sürüldükten sonra Osmanlı tarafından buraya sürüldükten sonra Şam’a yaklaştıklarında ayakkabılarını çıkartıp kenti yalınayak yürümüşler. Şerefli diyara saygısızlık etmemek için.” Şam işte böyle bir imge. Selahaddin Eyyubi, İbni Arabi, Seyyide Zeynep gibi onlarca şahsiyetin gömüldüğü İslam dünyasının Dimeşk’i. Kasyun’dan bakarken rejim değiştirmeye endeksli ‘iç savaş’, ‘dış müdahale’ ve ‘işgal’e dair senaryolar film şeridi gibi geçti zihnimden, içim ürperdi.