Aldatılmışlar!

Aldatılmışlar!
Aldatılmışlar!
İhvan siyasal çözüm sürecine dAhil edilemezse hAlihazırda Tora Bora'yı andıran Sina'daki durum ülke genelinde bir Cezayirleşme etkisi yapabilir. Bu süreci tersine çevirecek olan, İslamcıların yeniden sürece sokulmasıdır.
Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

“Ben bir Nubi’yim. Abdunnasır, Nil üzerine Seddil Ala’yı yaparken Nubilerin 44 köyü sular altında kaldı. Dedelerim Nuba’yı terk etmemek için kendilerini ağaçlara bağlayıp ölümü tercih etti” dedi Ahmet Şükri. Daha 21 yaşında ama Nil tutkusu yaşlı bir Nubi’ninki kadar: “Nubileri Nil’den koparıp Kom Ombo’ya taşıdılar. Biz Nil’i kutsarız. Evlenenler iki gün sonra Nil’e giden, özel ayin için. Kapıyı açınca Nil’i görerek yaşamış bir halkız. Şimdi dağıldık, Kahire’ye, İskenderiye’ye ve Körfez ülkelerine… 5 milyon nüfusumuz var. Her köyün kendi derneği var. Bizim köyün insanları Kahire’de her perşembe bir araya geliyor. Bu toplantılarda kültürümüzü, geleneklerimizi konuşuyoruz. Nubiler Firavun sülalesidir. Nefertari, Ahmuz, Mina ve eşi Tırhaka Nubi’ydi. Kuş bizim kadim kentimiz idi. Osmanlı valileri Nubilerle çalışırdı. Çünkü Nubiler güvenilirdi. Cemal Abdunnasır baraj tamamlandıktan sonra Nubileri tekrar Nuba’da Nil kenarına yerleştireceğini söylemişti. Ama sözünü tutmadı. Enver Sedat geldiğinde Nubilerin haklarını iade edeceğine sürekli vaatlerde bulundu ama o da savaşı bahane edip bizim için bir şey yapmadı. Mübarek savaştan kaçan Süveyşlileri geri döndürdü ama Nubiler için sözünü tutmadı. Muhammed Mursi de Nubilere haklarını iade edeceği vaadiyle oyumuzu aldı. Hiçbir şey yapmadı.”
Tahrir’deki herkesin Mursi’ye karşı öfkesinin nedenleri ortak: Kötü yönetim, ekonomide bozulma, iktidarı İhvanlaştırma vs. Bu ortak nedenlere ilaveten Ahmet’i Tahrir’e fişek gibi atan, atalarından miras Nubi yarası. Mursi’ye Nuba rüyası için oy vermiş ama hayal kırıklığına uğramış. Gerçi bunca karmaşada 1 yılda Nubilere sıra gelebilir miydi, emin değilim.

Selefinin ihanet hissi
Mursi’yle hayal kırıklığı yaşayanlar sadece Nubiler gibi özel nedenleri olanlar ya da İslamcı gündemden rahatsız olan liberal, sol, ılımlı, geleneksel, muhafazakâr ve milliyetçi kanatlar değil. Selefilere göre de Mursi şeriat getirme sözüne ihanet etti. Selefilerin suçlamasını hatırlattığımda İhvan üyesi Hasan el Şarkavi “Şeriatı biz de istiyoruz ama bu birden olamaz, adım adım” demişti. Kendisini seçimin ikinci turunda desteklemiş olan Tahrir’deki ‘devrimci’ bileşenlerin desteğini yitiren Mursi de genel seçimler öncesinde hiç olmazsa Selefileri yeniden kazanmak için 16 Haziran’da Suriye ile diplomatik ilişkileri kesip Kahire’deki elçiliği kapatma yoluna gitmişti. Halbuki Mursi, hem tabanından hem Katar- Türkiye ekseninden gelen baskılara rağmen Suriye konusunda daha itidalli bir yol izlemeye çalışıyordu. Sağlam bir argümana dayanmamakla birlikte Sina Yarımadası’nın giderek Afganlaşmasından sorumlu tutulan Filistinlilerle ilişkiler ve Suriye konusundaki kritik adımlar hem ordu içinde hem de bugün darbeyi destekleyen kesimlerde hassasiyet yaratmış gözüküyor. Hatta Mursi ile generaller arasındaki iplerin Suriye manevrasıyla kopmaya başladığı söyleniyor.

Sina’daki Afganlaşma
Tabii İhvan yönetimine darbe, Selefi cephedeki Mursi karşıtı duruşu da devirdi. Mursi’ye destek gösterilerini hedef alan silahlı saldırılar ve İhvan liderlerine karşı desteksiz karalama kampanyaları İhvan-Selefi yakınlaşmasında yeni bir katalizör. Düne kadar Mursi’ye ‘kâfir’ diyecek denli ileri giden Selefi gruplar, askerin müdahalesini İslam’a karşı komplo olarak görüp Mursi için silaha sarıldılar. Sina’daki Ensar el Şeria’nın “Mursi’nin azledilmesi savaş ilanıdır, şeriat için gerekirse şiddete başvururuz” sözünün ne anlama geldiğini görmek zor değil. El Ariş Havaalanı’na saldırının ardından dün İsrail ve Ürdün’e giden doğalgaz boru hattı havaya uçuruldu. Selefiyye el Cihadiyye, ‘sözde demokratik şeriat’ değil ‘Allah’ın Şeriatı’nı getirmek hedefiyle ‘Mısır’da Ensar el Şeria’ adıyla silahlı cephe kurduğunu ilan ederken ‘bütün kiliselerecephaneliği dönüştürüldüğünü öne sürüp ekledi: “Müslümanların katledilmesine ve Mısır’ın yeni bir Endülüs’e çevrilmesine izin vermeyeceğiz.” Bu duyurunun üzerinden çok geçmeden de Sina’da bir papaz öldürüldü.

Cezayirleşme olursa…
Sina’daki durum 1991’de Cezayir’de İslami Kurtuluş Cephesi’nin seçim zaferine yapılan askeri darbenin ardından başlayan silahlı direnişi anımsatıyor. Darbeye verilen haklı tepkiler durulur ama İhvan siyasal çözüm sürecine dahil edilemezse halihazırda Tora Bora’yı andıran Sina’daki durum ülke genelinde bir Cezayirleşme etkisi yapabilir. Bu süreci tersine çevirecek olan da İslamcıların yeniden sürece sokulmasıdır. Askerin yanında duran Selefi Nur Partisi’nin dün laik kanadın adayı Muhammed el Baradey’in geçiş dönemi başbakanlığını veto etmesi bir oyunbozanlık gibi algılansa da bu, İslamcıların süreçte söz sahibi olduğuna dair mağdur kitlelere verilmiş olumlu bir mesaj sayılabilir. Elbette birbirine taban tabana zıt gündemleri olan güçleri ortak zeminde tutmak çok zor. Araya bir de darbe ile gelen düşmanlıklar girdi. Ama İhvan’sız bir süreç de bu ülkeye Cezayir senaryosundan başka bir şey vaat etmez.

Obama tarafsız Putin kaygılı


ABD Başkanı Barack Obama, ülkesinin geçiş döneminde Mısır’da belli bir tarafı yönlendirdiği eleştirilerini reddedip ‘herhangi bir siyasi parti veya gruba destek vermediklerini’ yineledi. Dışişleri Bakanı John Kerry ise ayrı açıklamayla Müslüman Kardeşler’i desteklemediklerini belirtip ‘Halkın dürüst ve demokrat hükümeti hak ettiğini’ belirtti. Rusya lideri Vladimir Putin ise daha kaygılıydı. Putin, Mursi yanlıları ve karşıtları arasındaki gerilimin iç savaşa dönüşebileceği uyarısı yapıp ‘‘Suriye zaten iç savaşın pençesinde. Bu yetmezmiş gibi Mısır da Suriye’nin yolundan gidiyor. Halkın bu kaderden kurtulduğunu görmek istiyoruz” dedi. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de, yaşananları darbe olarak nitelemeyen Batı’ya eleştirilerini sürdürüp “Afrika Birliği Mısır’ın üyeliğini askıya aldı.AB demokrasi konusunda Afrika Birliği’nden daha az endişeli olamaz” ifadesini kullandı. Ortadoğu Dörtlüsü Temsilcisi Tony Blair ise ‘Mısır ordusunun başka şansı olmadığını’ savundu. Kendisini ‘demokrasi yanlısı’ olarak niteleyen Blair, “Ordunun seçimi basitti: Yönetime el koyma ya da ülkenin kaosa sürüklenmesi. Batı Mısır’ın çöküşüne izin veremez. Bu yüzden yeni de facto hükümetle ilişki içinde olmalıyız” ifadelerini kullandı.