Altı dilli mollanın dünya ile diyalogu

Haber: FEHİM TAŞTEKİN / Arşivi

Fars diyarında hiçbir şey göründüğü gibi değil. Kimse ülkenin molla olmayan ilk Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın göreve başlarken elini öptüğü dini lider Ayetullah Ali Hameney’nin temsil ettiği ruhaniyet makamına meydan okuyacağını kestiremezdi. Yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise göreve başlarken başındaki sarığın ağırlığına binaen Hamaney’in cübbesini öptü, elini değil. Şacaryan’ı dinleyen, İran sineması ve geleneksel sanatları seven, düzenli olarak yüzen ve Elbruz’a yürüyüşe giden bir molla olarak Ruhani reformcular için umut ve değişimi temsil ediyor. Muhafazakârlar içinse içerden biri olarak rejimin sigortası. İki zıt kutbun kesişme noktası. İşi zor. İlk sınavı yüzlerce siyasi tutuklunun yanı sıra ev hapsinde tutulan Mehdi Kerrubi ve Mir Hüseyin Musavi’nin özgürlüğe kavuşması için Hamaney’i ikna etme konusunda verecek. Değişim beklentisi dış politikada da yüksek. Çünkü içerdeki ekonomik daralmanın müsebbibi dış politika! Nükleer program gibi stratejik meselelerde son söz Hamaney’de olsa da Ruhani’nin tarzda bir değişiklik yaratacağı kesin. Yolları kesişirse ‘büyük şeytan’ Barack Obama ve ‘küçük şeytan’ David Cameron’la İngilizce, Şansölye Angela Merkel’le Almanca, ‘flanby’ François Hollande ile Fransızca, ‘Rus Çarı’ Vladimir Putin ile Rusça ve Arap şeyhleriyle Arapça sohbet ettiğini görmemiz mümkün olacak. 

İran medyasının ilk gafı

Yakın arkadaşı Seyit Hüseyin Musaviyan’ın “Daha çok dinler, konuşmadan önce çok düşünür” diye tanımladığı Ruhani’nin ‘mektepli’ diline belki önce İran medyasının alışması gerekecek. Her kötülüğün başına ‘siyonist’ getiren ‘konvansiyonel’ medya ilk kazasını geçen hafta yaşadı. FARS ve ISNA gibi ajanslar Ruhani’nin Kudüs gününde “Siyonist rejim İslam dünyasının bedeninde yerleşmiş bir yaradır, imha edilmelidir” dediğini aktardı. Halbuki Ruhani’nin ağzından ne ‘Siyonist’ ne de ‘imha’ lafı çıkmıştı. Dediği şuydu: “Bu, Filistin toprakları ile aziz Kudüs’ü işgalin gölgesinde İslam dünyasının vücudunda eski bir yaradır.” Batılılar Yahudi devletini hep ‘siyonist varlık’ diye anan selefinin aksine Ruhani’nin ‘İsrail’ demesini bir jest olarak algıladı. Kuşkusuz Ruhani’nin Batı ile ilişkileri düzeltmeye ihtiyacı var çünkü yaptırımlar nedeniyle petrol gelirleri % 65 azaldı. Gıda fiyatları % 55 arttı, işsizlik % 12’yi buldu. Ruhani’nin önceliği yaptırım sarmalından kurtulmak. Bunu nükleer programı çöpe atarak değil Batı ile daha çok işbirliği ve şeffaflıkla başarmayı umuyor. “İran’ın nükleer silah edinmesi bölgeyi tehlikeye atar, silahlanma yarışını kızıştırır” sözü Obama değil Ruhani’ye ait. Seçimde rakibi olan nükleer başmüzakereci Said Celili’yi taviz vermeyerek İran’ı yaptırımlara maruz bırakmakla suçlamıştı. Bunu Batı’da kendisine ‘diplomat şeyh’ unvanını kazandıran eski bir başmüzakereci olarak söylüyordu. 

ABD ile ortaklık şansı
“İran halkı ABD ile ilişkilerin onarılmasından mutluluk duyar. İki ülke oturup geçmişin meselelerine çözüm bulmalı” diyecek kadar ‘Obama’ya elini uzatıyor. Tabii üç de şartı var: “Amerikalılar açıkça İran’ın iç işlerine karışmayacağını söylemeli, inkar edilemez haklarını tanımalı, tek taraflı ve gözdağı siyasetini bırakmalı.”
Obama’nın yanıtı “Yükümlülüklerine uyarsa ben açığım” oldu. Ama pratikte olan başka: Temsilciler Meclisi, Ruhani’nin yemin törenine günler kala görülmemiş bir yaptırım tasarısını onayladı. Hedef petrol ihracatını 1 yılda günde 1 milyon varil azaltmak ve 2015’e dek vanayı tamamen kapattırmak. Bu savaş açmak gibi bir şey. Buyurgan siyaset, İranlılara petrolü millileştirdiği için Musaddık’a darbe yapan Amerikan müdahaleciliğini hatırlatmaktan başka bir şeye yaramıyor. Elbette ABD’nin “Nükleer dosya Hamaney’in elinde” tespiti doğru. Bütün kötülüklerin kaynağı olarak İsrail,ABD ve Britanya’yı gören algının sorunlu olduğu da doğru. Peki “Diyalog Amerikan siyasetinin Yahudi lobisinin elindeki dizginlerden kurtulmasına bağlı” tespiti yanlış mı? Son tasarının mimarları Mike Rogers ve Eliot Engel “İran nükleer bombaya doğru ilerliyor, hala dünyada terörün en büyük destekçisi, Ruhani değişiklik getirmeyecek, daha çok acı veren yaptırım şart” söylemiyle 20’ye karşı 400 vekilin desteğini alabildi. İsrail ilişkileri esir almasa birçok alanda ortaklık mümkün. İki ülkenin Afganistan ve Pakistan’da Taliban, Irak ve Yemen’de Kaide’ye karşı birlikte strateji geliştirmesi, hatta Kaide’nin sahne aldığı Suriye’de ortak çözüme odaklanması fantezi değil. Irak’ta zımmen tesis edilen ortaklık bunun mümkün olduğunu gösteriyor.